İçeriğe geç

ŞİRKETLERİN SAVAŞI

Bölüm 1 · 5 dk okuma

ŞİRKETLERİN SAVAŞI

Bölüm 1

İLKER

İlker, duvardaki aynaya bakarak hafif dağılmış olan saçlarını düzeltti. Ardından kıyafetini biraz çekiştirip pantolonunun paçalarını düzeltti. Kanada'ya taşındığından beri neredeyse ilk kez takım elbise giymek onu rahatsız etmişti.

Onun bu birkaç dakikalık ayna önündeki bekleyişinin ardından koridorun sonundaki kapı açıldı. İçeriden pembe elbisesi neredeyse yere değecek kadar uzun olan güzel bir kadın çıktı. Sarı ve düz saçları sırtına kadar iniyordu. Sade bir makyajı ve aynı elbisesi gibi toz pembe bir ruju vardı.

Sarışın kadın yavaşça İlker'in yanına geldi ve İngilizce bir şekilde kendisini tanıttı:

"İsmim Ester. Eşim Alvaro içeride seni bekliyor."

Kadın İngilizce'yi çok akıcı bir şekilde konuşmuş olsa da konuşma tarzından İspanyol kökenli bir aileden geldiği belli oluyordu. Ester'in İspanyol kökenli olduğunu öğrendikten sonra koridordaki İspanyol kültürünü yansıtan tablolar İlker'e daha anlamlı gelmişti. Mecburi olarak işe başladığı bu karanlık şirketin patronuyla tanışma zamanı gelmişti.

İlker tam karşısında bulunan odaya doğru gergin bir şekilde yürürken Ester, eşinin odasına bir daha geri dönmeyip asansöre doğru yola koyulmuştu. Kapıyı yavaşça tıklatıp içeri girdikten sonra şirketin "büyük patronu" Alvaro ile ilk kez karşılaştı.

Girdiği odada tam karşıda kırklı yaşlardaki şirketin patronu Alvaro duruyordu. Daha girer girmez pahalı ve kaliteli olduğu anlaşılan bir masada oturmuş elindeki dosyayı karıştırıyordu. Masanın arkasında Alvaro ve eşi Ester'in fotoğraflarının olduğu birkaç çerçeve vardı. Odanın hem sağ tarafı hem de sol tarafı boydan boya camlarla kaplıydı ve üç-dört katlı bu şirketin kesinlikle en mükemmel odasıydı.

İlker'in karşısındaki adamın gür siyah saçları vardı. Çok uzun olmamasına rağmen saçlarının bu kadar gür olması onu uzun saçlı gösteriyordu. Bıyık ve sakalı sanki daha birkaç gün önce kesilmiş gibi kısa duruyordu. Suratının ise çok ciddi olması ve ifadesiz olması zaten gergin olan İlker'i daha da germişti.

İlker'in birkaç saniye boyunca odayı incelemesinin ardından Alvaro aynı ciddiyetle konuşmaya başladı:

"Hoşgeldin. Normalde şirkete yeni gelen kişilerle çok sık görüşmem ama seninle görüşmemin ayrı bir nedeni var. Eğer şu anda hayattaysam bunu sana borçluyum."

Aynı eşi gibi bu adamın da İngilizcesinde İspanyol aksanı fark ediliyordu. Adamın bu sözlerinin ardından kendisini biraz da olsa toparlayan İlker derin bir nefes alıp konuşmaya başladı:

"Buraya sizi koruma göreviyle geldim ve sadece görevimi yaptım."

"Eğer o yoldaki tuzağı fark etmeseydin, ki senin haricinde hiç kimse bunu fark etmedi, şu anda ben ölü olurdum. Dosyanı biraz inceledim ama fazla bilgi bulamadım. Bana kendini ve bu ülkeye geliş hikayeni anlatabilir misin?"

"Hayatımın 30 yılını Türkiye'de geçirdim. 20 yaşına geldiğimde polisliğe başlamıştım. Çok hızlı bir şekilde rütbe atladım. Kendi ekibimi kurdum. Karakoldaki en kısa sürede en çok tecrübe kazanan kişi oldum."

"Madem öyle neden ayrıldın oradan?"

"Çok çabuk ün kazanınca aldığım parayı yetersiz bulmaya başladım. Bu yüzden de karanlık yollara saptım. Mafya işlerine, uyuşturucuya, çeşitli suçlara bulaştım. Daha sonra meslekten atılınca bütün her şeyimi alıp buraya, Kanada'ya, yerleştim. Şu anda İngilizceyi kendi dilimden daha iyi bir şekilde konuşuyorum."

"Peki, buraya nasıl geldin?"

"Bu, burada çalışan Gustavo sayesinde oldu. İki yıl önce,30 yaşındayken, buraya gelince kendi kendime 'bir daha böyle karanlık işlere bulamayacağım' dedim. Güzel bir işe girdim ve kazandığım paranın neredeyse tamamını biriktirdim. Ta ki geçen haftaya kadar..."

"Geçen hafta ne oldu?"

"Yardımcılarınızdan birisi olan Gustavo benim buraya geldiğimden beri çok yakın arkadaşım. Benim Türkiye'deki karanlık geçmişimi bildiği için sürekli buraya gelip sizinle çalışmam gerektiğini söylüyordu. Ben de bu teklifi sürekli reddediyordum. Geçen hafta iki yıldır biriktirdiğim bütün param çalındı. Hepsini kaybettim. O kadar parayı tekrar biriktirmek imkansızdı... Büyük bir yıkıma uğramıştım ve açıkçası buraya gelmeye mecbur kaldım."

"Son olarak senden dünkü olayı da anlatmanı istiyorum. O tuzağı nasıl fark ettin?"

---

Alvaro ve ekibi çok önemli bir buluşma için dört-beş araçlık bir konvoyla hareket ediyordu. Bu konvoyun en önündeki araçta Gustavo ve ekibe yeni katılan İlker vardı. Gustavo arabayı sürerken bir yandan da neşeli bir şekilde İlker ile konuşuyordu.

Genellikle toplantılara tek araçla katılan Alvaro'nun bile bu kadar kalabalık bir grupla toplantıya gitmesi bu toplantının çok önemli olduğunu gösteriyordu.

Bu saatlerce süren toplantı boyunca İlker en öndeki arabada hiçbir şey yapmadan beklemişti ve toplantının başında da sonunda Alvaro ve Ester ile karşılaşmamıştı.

Dönüş yoluna çıktıktan sonra araçlar hızlı bir şekilde trafikte ilerliyordu. Her şey yolundaydı ve İlker'i etkileyen hiçbir şey yoktu. İlk işinin sadece aracın yan koltuğunda oturmak olduğunu fark eden İlker tam sıkılmaya başlamıştı ki bir sokağın girişinde aniden içinde kötü bir his uyandı.

"Gus... Gustavo, arabayı durdur."

Gustavo, arkadaki araçta oturan kişilerle konuştuğu telsize yavaşça bir şeyler söyledi ve aracı yolun ortasında durdurdu. Konvoyun arkasındaki araçlar da yavaşça durdu. Ardından İlker araçtan inip etrafa bakmaya başladı.

İçinde kötü bir his vardı ve problemin nerede olduğunu tam olarak anlamamıştı. Etraftaki binalara, ışığı açık olan dairelere sokaktaki lambaya, çöp kutusuna... Olduğu yerde durup etrafındaki her şeye uzaktan bakıyordu. Daha sonra aklına polislik zamanından kalma bir anı gelince yavaşça çöp kutusuna yaklaştı. Çöpteki kağıt parçalarını, torbaları bir kenara ayırdıktan sonra üzerinde bir zaman sayacı olan bombayı fark etti. Hızlıca cebinde duran telsizi eline alıp İngilizce bir şekilde bağırmaya başladı.

"Patronu güvenli bir yere götürün! Bomba var burada!"

Alvaro ve Ester'in içinde bulunduğu siyah minibüs konvoydan ayrılırken birkaç saniye daha bombayı inceleyen İlker telsizden konuşmaya devam etti:

"Saatli bomba ve daha vaktimiz var. Kolayca imha edilebilir. Sadece bana bir makas ya da bıçak getirin."

---

İlker bir önceki gece yaşadığı tüm her şeyi Alvaro'ya anlattı ve en sonunda da ekledi:

"Bombayı fark ettiğimde zaman sayacı dakikalarca sonrasına ayarlıydı. Bu yüzden de iki ihtimal var: Ya tuzağı kuran kişi bizim o kadar erken geleceğimizi bilmiyordu ya da bilerek biz geçtikten sonra patlatacaktı."

Alvaro'nun kafası karışmıştı ve merakla sordu:

"Bombayı biz geçtikten sonra patlatsa ne kazanırdı ki?"

"Şöyle düşünün: Bu tuzağı kuran kişi 'Ben seni öldürebilirdim, bunu sadece kendim istemediğim için yapmadım.' diyebilirdi. Böylelikle sizden daha güçlü olduğunu iddia edebilirdi. Bu tuzağı kim kurmuş olabilir? Aklınızda bir kişi var mı?"

"Bunu Alycia'nın yaptığına eminim."

"O kim?"

"Uzun hikaye... Daha sonra anlatırım. Asıl önemli olan şey şu: Benim yanımda çalışan kişilerin çoğu benimle hiç tanışmaz. Yardımcım Marie benim yerime gerekli olan her şeyi yapar. Sadece aşırı profesyonel olanlar benimle görüşür. Sen ise bu görüşmeyi çalışmanın ilk gününde başardın."

"Teşekkür ederim efendim."

"Ben genellikle gideceğim yerlere kendi aracımla giderim. O araca da sadece gerekli olan kişileri alırım. O araca gelip benim asıl korumam olmanı istiyorum. Bu teklifimi lütfen kabul et."

lker hiçbir şey söylemeden gülümseyince sohbetin başından beri çok ciddi bir şekilde oturan Alvaro da ilk kez gülümsedi:

"O zaman aramıza hoş geldin İlker."

Son
Yeni bölüm yakında

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.