Bugün okulun ilk gününde rezil olmuştum. Gittiğim okul ucubelerin doldurduğu bir şatoydu. Ucube denilenler büyülü güçleri olan melezler. Bende bir tavşan ve kedi melezi idim, uzun kulaklarım ve kedi kuyruğum vardı ama yanına oturduğum arkadaşım bir tuhaftı. Bir örümcek melezi olduğu için sırtından sekiz tane kısa, siyah kollar uzanıyordu ve beni bir türlü rahat bırakmıyordu. Ne şansızlık ki onunla aynı odaya düştüm, odaya girer girmez gözüme çarpan ilk şey yerde yatan, çizgili pantolon giymiş, yüzü bir palyaço gibi boyanmış yavru bir fil idi. Oda arkadaşım örümcek Morvain, şaşkınlığımı görünce gülmüştü, "bu Asteria benim evcil hayvanım, benimle beraber kalıyor." Onun mor gözlerine baktım, "cidden mi? Evcil hayvanın bir fil mi?" Morvain ağlamaklı bir ifadeyle Asteria'nın boynuna sarıldı "ama onun kalbini kırıyorsun Seraphine, o harika bir ucubedir." Bavulumu yatağımın yanına koydum lakin Morvain bu yatağın üzerine de kıyafetlerini koymuştu, onun kıyafetlerini suratına fırlattım. "O da mı ucube." Suratindaki kıyafetleri çektiğinde gözlerindeki tereddütü bir anlığına gördüm, "yani bir fil ama beni anlıyor, ucube gibi değil mi?" Telaşını bir gülümseme ile gizledi ve fili sımsıkı sardı. Derin bir iç çektim ve yatağımın yanındaki renkli topları ona doğru attım. "Neyse, ne yaparsan yap, yeter ki bana bulaşma." Bütün odayı bir sirk gibi dekore etmişti, benim tarafımda az eşya vardı ama yinede oda dağınık duruyordu, yatağının üzerinde çeşitli kumaşlar ve elbiseler vardı, gardolabinin bir kapağı kırılmıştı ve onun içinden de bir sürü kıyafet yere dökülmüştü, tavandaki avizenin bir ampulü yanıp sönüyordu ve duvarlarda Morvain'in topladığı çiçekler çerçeveletilmişti. Eşyalarımı yerleştirdim, gardolabimin iç kapağına insan dünyasındaki arkadaşlarımla çekindiğim fotoğrafları astım, masamın üzerine balık biblolarımı koydum, defterlerimi ve kalemlerimi, fırçalarımı masanın altına yerleştirdim, yatağımın üzerine en sevdiğim oyuncağım Şişko Bob'ı (kendisi bir timsah olur) ve nevresimlerimi yerleştirdim. Morvain'in aksine benim tarafım oldukça tatlı ve renkli görünüyordu, duvarlarda yaptığım manzara resimleri vardı ve yere pembe bir kilim sermiştim. Morvain neşe ile bana yaklaştı, "bu huysuz tavrına rağmen oldukça tatlı bir tarzın var!" Asteria ona katılır gibi hortumunu havaya kaldırdı. Göz devirdim, "sana fikrini sormadım." Kırılmış gibi bir an duraksadı sonra yavaşça benden uzaklaştı, yüzündeki gülümsemeyi hiç silmedi. Bavulumdaki son şeyi, içinde kendi evcil hayvanımı taşıdığım kavanozu çıkarttım, masanın üzerine koydum. Evcil hayvanım Lyra, salyangozum kavanozun kapağına yaklaştı ve kapağın içinden geçerek dışarıya çıktı, masamın üzerinde yavaşça süründü. Morvain merakla Lyra'ya bakıyordu. "Ne, hâlâ melez olmayan ucubeler var mı?" "Lyra hâlâ bir yavru, o büyüyene kadar ona ben bakacağım." Morvain gülümsedi, "seninle uyumlu bir ismi var." "Biliyorum." Omuz silktim, "adını annem koymuştu." Kapı çaldığında Morvain aceleyle ayağa kalktı, "Seraphine, senden bir şey isteyebilir miyim?" Kaşlarımı kaldırdım, "konuş." Parmaklarını iç içe geçirdi, hafifçe sağa-sola sallandı "şey, sakın kimseye bu gece odamdan çıktığımı söylemesen?" Örümcek kollarının hareketlendiğini ve uzun siyah saçlarıyla oynadığını gördüm, "merak etme, bende zaten biraz etrafı gezmek için dışarıya çıkacağım." Şaşkınlıkla bana baktı, "bunu gündüz vakti yapman daha doğru olmaz mı?" Yatak çarşafımı düzelttim. "Gece vakti etraf daha farklı olur, bu şekilde okulu daha iyi tanıyabilirim." Morvain yavaşça başını salladı. Kapı bir kez daha çaldı, telaşla kapıya koştu. "Tamam sana iyi gezintiler o zaman, Seraphine." Hızlıca kapıyı açtı ve odadan çıktı. Tek başıma kaldığımda Lyra'nın sesi kulaklarımda yankılandı, "ona biraz şans ver, kötü biri gibi durmuyor." Derin bir nefes aldım, "belki dediğin gibi yaparım." "Kiminle konuşuyorsun?" Duyduğum kalın sesle pencereye baktım ve bir yarasa gördüm. "Burda zeki öğrenciler olduğu gibi sapık öğrenciler de mi varmış?" Yarsa açık pencereden içeriye girerek yatağımın üstüne kondu, "ben sadece yeni öğrenciye hoşgeldin demek istemiştim, Serephine degil mi?" Gözlerimi kıstım, "önemli olan senin kim olduğun." Güldü, "hemen bütün eğlenceyi bozmek mı istiyorsun? Ah hadi ama benim kim olduğumu senin bulman gerek." Derin bir of çektim, "bir başkasının odasına girip bir de böyle bir tavır mi takınıyorsun? Dostum bu düpedüz suç, hırsız ya da sapık olduğunu düşünüyorum." Yarasa Şişko Bob'un üzerine çıktı, "doğrusu ikisiyim, hem sapığım hem de yakın vakitte kalbini çalacağım." Pencereye yaklaştım, "senin gibiler bu özgüven nerden yükleniyor bilmiyorum ama çok beklersin." Pencereden aşağıya atladım. Yere indiğimde yarasanın hızla yanıma geldigini gördüm, oldukça endişeli bir şekilde etrafımda kanat çırpıyordu. "Manyak mısın?! Ölebilirdin!" Kuyruğumu salladım, "kediler dört ayak üstüne düşer, Tenebris" Yarasa bir an duraksadıktan sonra omzuna kondu, "Tenebris mi? Ne anlama geliyor?" Sırıttım, "hemen bütün eğlenceyi bozmak mı istiyorsun? Ne anlama geldiğini senin bulman gerek" Güldü, "seni sevdim ama hırsız rolü benim." Çalılardan gelen sesle tavşan kulaklarım havaya kalktı, "kes sesini." Hızla çalılardan uzaklaştım ve diğer taraftaki ağaçların içine girdim, bu ağaçlar okulun önündeki büyük bahçeye açılıyordu, bahçenin ortasında büyük bir çeşme ve melek heykelleri vardı, melek heykellerinin en büyüğü Mysterion ellerini gökyüzüne açmış dua ediyordu. Yanlarından geçtim ve taşlı yolla yasaklı bölgeye yürüdüm. Yarasa huzursuzca omzumda kıpırdandı, "orası tehlikeli ve yasak biliyorsun değil mi?" "Korktum mu, Tenebris? İstersen geri dönebilirsin." Yarasa hırsla bir kanadini havaya kaldırdı "hayır, önce bana aşık olman gerek!" Göz devirdim ve meleklerin bile unuttuğu, bataklıklarla dolu yasaklı ormana girdim. Etraftaki ağaçların üzerinde çeşit çeşit böcekler gördüm, uzaktan gelen hayvan dövüşlerin sesi kulağımı doldurdu, her adımımda kaybolma korkusu içime doldu ama yine de sarı renkli mantarları görünce gülümsedim. "Buldum." Eğildim ve mantarları toplamaya başladım. Tenebris hafifçe başını eğdi, "bunları bulmak için mi gelmiştin?" Sarı mantarlari kucağıma doldurdum, "Lyra için lazım, bu mantarlar da ancak bu gibi bataklıklarda yetişir." Tenebris bir anda uçtu ve etrafımda döndü, "Lyra kim?" Kucağımdaki sarı mantarlarla ayağa kalktım, "evcil salyangozum." Sinsice sırıttı ve suratıma doğru uçtu ve yüzümün önünde dönmeye başladı, "demen senin bir evcil hayvanın var..." İki adım geriledim, "suratımın önünden çekilir misin?" Tenebris kıkırdadı ve daha da yaklaştı, o yakalstikca ben de geriye doğru gittim, tekrar yaklaştı ve tekrar geriye gidince ayağım boşluğa denk geldi, geriye doğru düştüm, bataklığa düşmeden önce sarı mantarlari kucağımdan fırlattım "Tenbris! Seni pislik herif!" Her tarafım çamura bulanmış ti ve bataklığın içinde sıkışıp kalmıştım, bu hâlim Tenebris'i güldürdü, "bak nasıl da bana düştün." Sinirle ona baktım, "burdan çıktığım anda seni çorba yapıp köpeklere vereceğim." Tenebris daha çok güldü, "tamam biraz sakinleş, eğer beni çorba yapmayacagina söz verirsen, seni bataklıktan kurtarabilirim." Sinirle çırpındım ama daha çok battım, "lanet girsin, beni burdan kurtar, seni çorba yapmayacağim!" Tenebris'in kanatlarında ufak bir büyü sembolü belirdi ardından bataklıktan çıktım ve yere kondum. "Çirkin yarasa, üstüm hâlâ çamur içinde." "Her şeyi de ben yapıyorum," mızmızlansa da bir büyüyle üzerimdeki çamurları temizledi. "Her şeyi sen mahvettin." Firlattigim sarı mantarlari yerden alıp ormandan çıkmak için yürümeye başladım. Tenebris etrafımda uçuştu, "tamam özür dilerim, sen de çok abartiyorsun." Ona cevap vermedim, zaten her sözüme alayla karşılık veriyordu ve onu boğmak istememe neden oluyordu. Ormandan çıktığımda etrafta birkaç öğretmen gördüm, "başlarım böyle işe ya," onlara görünmeden etraflarindan dolastim ve odamın penceresine yaklaştım lakin pencerenin önünde de bir öğretmen duruyordu, hızla okulun ön tarafina doğru yürüdüm, bu tarafta daha az öğretmen vardı. Sarışın öğretmen elindeki ışık topu ile önünde durduğu kapidan uzanlasinca omzundaki Tenebris ile aceleyle içeriye girdim, okulun iç tarafında en fazla üç öğretmen vardır bu yüzden üst kata hemen çıktım. Arkama bakarak yürüdüm ve birine çarptım. Çatık kaşlarımla önüme döndüğümde yüzümdeki sertlik hemen gitti, karşımdaki erkeğin korkunç bir yakışıklılığı vardı, kumral saçları ve yeşil gözleri ile tatlı tatlı bana bakıyordu. Ben ise nutkum tutulmuş gibi sessizce duruyordum. Bu tatlı çocuk gülümsedi, "sanırım geceleyin dolaşmayı seven tek kişi ben değilim." "Ha?" Bir anda büyülenmiş hâlimden çıkıp gözlerimi kırpıştırdım "E-evet, dışarıda dolaşmayı severim..." Güldü, "belli oluyor ama duşmemeye dikkat etsen iyi edersin." Göz kırptı ve yanımdan geçip gitti. Merdivenlerden yukarıya çıkan öğretmenlerin sesini duyana kadar olduğum yerde dondum sonra hızla en üst kata çıktım. Arkama saklanmış Tenebris alayla güldü, "o hâlin neydi öyle? bende dışarda dolaşmayı severim." Sesini inceltip beni taklit etmesi hiç hoş değildi, "kes sesini. Senin gitmen gerekmiyor mu? Kızların kısmına geçemezsin." Kıkırdadı, "çoğu gecem buralarda geçiyor ama senin için bu gece biraz anlayışlı olacağım." Gülerek uzaklaştı. "Sapık herif." Hızlıca kendi odama gittim. Kapıyı açtığımda Morvain şaşkınlıkla bana baktı. "Seraphine... Hoş geldin ama bu hâlin ne?.." Elimdeki mantarları gardolabımın içindeki kutuya doldurdum. "Ne varmış hâlimde?" Asteria gülermiş gibi bir ses çıkardığında Morvainde sırıttı, "saçın çok güzel olmuş." Kaşlarımı kaldırdım "saçlarım mi?" Masamdaki aynaya baktığımda saçımı kaplayan çamuru gördüm. Gözlerim şaşkınlıkla fal taşı gibi açıldı, "ne! Saçım bu halde miydi?" Bu saçla o tatlı cocugukla karşılaştığımı fark edince yüzüm kızardı. "Lanet yarasa..." Marvain kikirdadi, "okulu dolaşırken ufak bir kaza geçirdim sanırım." Sinirle ona baktım, "hiç konuşma." Asteria da gülünce ona da sınırlı baktım ve sustu. Hızlıca odanın arka tarafındaki banyoya girdim. "İlk karşılaşmamızda o çocukla böyle bir hâlde göründüğüme inanamıyorum..." ಠωಠ Şansızlık göbek adım olsa gerek ki sabah sınıfa yetişmeye çalıştığımda da o çocukla carpistim, "biraz geç kalmış gibisin." Gülümsediğin de daha da mı yakışıklı oluyordu ne? "Saçın bugün çok güzel." Yanımdan geçip giderken ne diyeceğimi bilmediğim hâlde dönüp kalmistim. O yarasanın kanatlarını koparıp odama asacaktım. Morvain yanıma yaklaştı, "Kaelen ile ne konuşuyordun?" "Kaelen mi? O tatlı çocuğun adı bu mu?" Gülümsedi, "kesinlikle tatlı bir çocuk ama ne yazikki talibi çok, sıraya girmen lazim." Usulca Morvain'e baktım. "Kaelen popüler biri mi ki?" Morvain başını salladı, "kesinlikle, okulun en sevilen çocuğu, bazı öğretmenlerin bile ondan hoşlandığı söyleniyor." Cidden böyle bir çocuğa mi rezil olmuştum ben?..
Bölüm 4
1. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.