Leonard evine geri dönerken aklında hâlâ Alice vardı. Dalgın bakışlarla güvertede hırçın dalgaları izliyordu. Bu sırada en yakın arkadaşı, kan kardeşi Cliffort yanına geldi. Endişeli bir şekilde onu izliyordu. "Dostum, sen iyi misin? O değişik kızla olan saçma sohbetinden sonra iyice garip davranmaya başladın." Leonard derin bir nefes alıp gözlerini sudan ayırmadan cevap verdi:
"Bilmiyorum, ben gerçekten bilmiyorum dostum. Bu aralar hem annemin kötü oluşu hem de babamın baskıları beni çok yordu. Artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestiremiyorum. Çok yoruldum. Hiçbir şey yapmak istemiyorum; ne bu aptal gemiyi yönetmek ne de bu saçma yerde yaşamak... Annemin yaşadıkları ve benim bu olanlara karşı hiçbir şey yapamamam çok zoruma gidiyor dostum." Cliffort üzgün ve anlayışlı bir şekilde elini omzuna koydu. "Seni çok iyi anlıyorum dostum. Sevdiğin insanlara karşı veya etrafına olan sorumlulukların ağır gelmeye başladığında, insan her şeyden vazgeçip pes etmek istiyor. Ama güçlü olmak zorundasın dostum, bunu unutma. Ben senin dostun, aynı zamanda kan kardeşin olarak aldığın her kararda daima yanında olacağıma yemin ederim." Leonard burukça gülümsedi, hafifçe kafasını salladı ve dalgaları seyretmeye devam etti. Hava zifiri karanlıktı, geminin cılız ışıklarından başka aydınlık yoktu. Leonard tehlikeli okyanuslarda gemiyi kontrol etmeye devam etti ve en sonunda bir limana yanaştırdı. Cliffort ve tayfayla beraber bir handa mola verip bir şeyler içmeye karar verdiler.
Tüm tayfa hana dağılmıştı. Cliffort çoktan kendinden geçmişti, tayfadan biri daha zil zurna sarhoş olmuştu. En sonunda Leonard dayanamayarak handan dışarı çıktı. Hanın o boğucu havası onu çok rahatsız etmişti. Aklında ise sürekli Alice vardı; güzelliği, zarifliği insana huzur veriyordu. Tıpkı sakura çiçekleri gibiydi… Limanda kayığını bağlayan bir adam gördü. Sanki bu, Alice'in yanına gitmesi için evrenden gelen bir mesajdı. Adama doğru hızla yürüdü.
"Hey kayıkçı! Kayığını bana satar mısın?" Kayıkçı neye uğradığını şaşırdı, bir an ne diyeceğini bilemedi. Ardından sert bir ses tonuyla, "Beş gümüş sikke. Pazarlık yok," dedi. Leonard'ın dudakları kıvrıldı. Sikke kesesini adama uzattı, kayığa atladı ve açık denizlere doğru ilerlemeye başladı. Deniz dalgalıydı, ortalık fazla sessizdi ama Leonard pes etmeden kürek çekmeye devam etti. Sunda Boğazı'nı geçince yavaşladı; Alice'i ilk kez bu civarda görmüştü. Bütün cesaretini toplayarak bağırdı: "Sakura, neredesin? Beni duyuyor musun? Sakura, buralarda mısın?!" Bir anda kayık sallandı. Alice kollarını kayığın kenarına yaslamış şekilde Leonard'a bakıyordu.
"Dinliyorum kaptan. Gecenin yarısında, gemin olmadan basit bir kayıkla burada ne işin var? Burası okyanus, açık denizlere benzemez; okyanusun dibini boylarsın." Alice'in dudakları alaycı bir şekilde kıvrılmıştı. Leonard onun ciddiyetine şaşırmıştı; oysaki akşamüstü aralarında çok cana yakın bir konuşma geçmişti. Leonard ne diyeceğini bir an bilemedi. Onca yolu boşuna geldiğini düşünmeye başladı. Alice'in sandığı kadar masum olmadığını düşündü. "B-ben, ş-şey... Yani sadece... Ah, boş versene! Buraya gelmem, seni çağırmam gereksizdi deniz kızı. Artık geldiğin yere geri dönmelisin, burada durmana gerek yok. Şimdi derhal git buradan." Alice sakince gülümsedi. "Sakin ol kaptan, bu öfke bünyeye fazla. Ayrıca sana kötü bir şey söylemedim. Gerçekleri söyledim; burası okyanus, tehlikeli ve her an başına bir şey gelebilir." Leonard derin bir nefes alıp verdi, gözlerini Alice'e dikti. "Seni merak ettim... Daha doğrusu seninle tanışmak istedim. Akşamüstü gemideyken senden etkilenmediğimi söyleyemem. O yüzden seni daha yakından tanımak istedim. Hata mı yaptım?" Leonard’ın gerginlikle dolu, samimi konuşmasına karşı Alice gülümseyerek onun elini tuttu: "Sakin ol. Emin ol, seni bu dünyada yargılayacak en son kişiyim kaptan ."

