İçeriğe geç

Sirenden Sonra

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Sirenden Sonra

Bölüm 1

1. Bölüm

Cenk ve Mehmet’in arasındaki kardeşten öte o sarsılmaz bağ, lise yıllarında, henüz 10. sınıftayken yaşanan o korkunç gecede doğmuştu. Okula daha yeni nakil olan Mehmet ile dönemin başından beri orada olan Cenk... Henüz birbirinin adını bile bilmeyen bu iki yabancı, o korkunç geceden sonra hayat boyu kopmayacak bağa dönüşeceklerinden tamamen bihaberdi.

Üniversite sınavına hazırlanırken, hedeflerindeki bölümler farklı olsa da akıllarında tek bir düşünce vardı: Aynı şehirde okumak. Cenk'in çocukluğundan beri adeta rüyalarına girecek kadar saplantıyla bağlandığı tek bir meslek vardı: Endüstri mühendisliği. Sistemler kurmak, kaosun içinden bir düzen çıkarmak ve olabildiğince kontrol sahibi olmak... Belki de bu düzen ve kontrol takıntısı, Cenk'in çocukluğunu geçirdiği o soğuk, sessiz, ruhsuz ve kaos dolu evin zihninde bıraktığı bir izdi. Bu tutku ona; bir zamanlar uzaktan hayranlıkla izlediği, o korkunç geceden sonra ise kendisine en yakın kişi haline gelen dayısından miras kalmıştı.

Mehmet’in yolu ise Cenk’ten tamamen farklı bir yöndeydi: Elektrik-elektronik mühendisliği. Mehmet'in bu mesleği seçmesindeki en büyük etken, küçüklüğünden beri belgesellerle ve bilim insanlarının otobiyografileriyle büyümesi gibi görünse de asıl sebep çok başkaydı. Onun en büyük motivasyonu, hayatında idol olarak gördüğü, sonsuza dek kahramanı olarak kalacak olan ve her an derin bir özlemle aradığı babasıydı. Kendisi gibi mühendis olan babasının izinden gitmek, Mehmet'in saklı dünyasındaki en büyük pusulasıydı.

İkisi de İstanbul’da ortak öğrenci evinde yaşıyordu. Cenk ve Mehmet ülkenin seçkin teknik üniversitelerinden birinde okuyorlardı. Henüz üniversitenin ikinci yılındaydılar ve ilk yıl öğrenci yurtlarında kaldıktan sonra beraber aynı eve çıkmak istediler ve düşündükleri gibi de yaptılar. İkinci yıl ortak öğrenci evine taşındılar. İstanbul daha önce hiç bilmedikleri bir şehirdi. İkisi de Ankara’da doğmuş, çocukluklarını orada geçirmiş kimselerdi.

Dönem sonu sınavlarına sayılı günler kalmıştı. Yoğun bir çalışma sürecine girip iyi bir sonuç almak için ders çalışmaya niyetlenirken Mehmet stres atmak için ve önceki günün intikamını da almak için,

"Bir maç oynayalım, sonra derse geçelim." dedi Mehmet.

Cenk gözlerini devirdi ve derin bir nefes aldı.

Cenk isteksizce ve hafif mırıldanarak "Sürekli bir maç diyorsun ama bir maçla kalmıyor, zaten hep kazanıyorum." dedi.

Mehmet ise yüksek bir sesle ve heyecanla "Bu sefer gerçekten de sadece bir maç. Hem geçen sefer şansın vardı o yüzden kazanmıştın. Korkmana gerek yok Liverpool gibi 8 tane atmayacağım merak etme." dedi.

Bir Beşiktaşlı olan Cenk bu son cümleyi duyunca sinirli ve hırslı bir şekilde "Senin şu lafların hiç güven vermiyor ama o lafı etmeyecektin. ‘8 tane atmayacağım’ diye dalga geçiyorsun ha?" dedi.

Mehmet hafif aşağılayıcı ve dalga geçici bir ses tonuyla “Ya girdiğin triplere bak. Gören de bu hırsınla beni yeneceğini zanneder. Geçen sefer şansın vardı benim tabirimle eşek şansı vardı.” dedi.

Cenk konsolun kolunu eline aldı ve Mehmet’in yanına oturdu. Büyük bir hırs ile “Sen beni bilerek öfkelendiriyorsun ya buna pişman olacaksın. Geçen sefer olduğu gibi seni ağlatacağım. Ya Galatasaraylı olsan anlarım da Fenerbahçelisin. Konuşmaya hakkın yok ama neyse hadi oynayalım.” dedi Cenk ve ardından sesini daha da yükselterek “Sadece bir maç oynayacağız. Daha okumam gereken yüzlerce sayfa slayt var ona göre.” dedi.

Mehmet, Cenk’in damarına basarak sinirlenmesinin işe yaramasının verdiği mutluluk ve hevesiyle “Gerçekten de bu sefer sadece bir maç. Bu kadar konuşacağına şimdi maça başlamıştık ve yarılamıştık bile.” dedi.

Cenk ise üsteleyerek ve hafif mırıldanarak “Ya abartma ne yarılaması ya. Hadi başlat oyunu çok konuşma.” dedi.

Mehmet de Cenk’e sataşma niyetiyle hafif bir omuzla itekleyip hafif mırıldanarak “Benim de okumam gereken bir sürü slayt var seni bir ezeyim de derse geçelim.” dedi.

Her seferinde bir maç demelerine rağmen yine saatlerce ekran başında gözleri kızarırcasına oyun oynamaya daldılar. Konsolun başında geçen zamanın farkına bile varmamışlardı. Sonunda ikisi de ekran karşısında oturmaktan sıkılmış, belleri tutulmuş ve gözleri kızarmıştı.

Cenk sinirli bir şekilde sesini yükselterek “Sözde bir maç oynayacaktık saate baksana saat 16.37 olmuş. Senin her seferinde bu öfkelendirici tuzaklarına her seferinde nasıl düşüyorum anlayamıyorum.” diye söylenerek mutfağa yöneldi. Mutfaktan gelen dolap açma-kapatma ve musluk sesi evin sessizliğini bozarken Mehmet koltuğa iyice yayıldı ve telefonunu çıkardı. Sosyal medyada amaçsızca gezinirken bir anda neye uğradığına şaşırdı.

Önüne düşen görüntü ilk başta sahte bir videoya benziyordu. Çünkü yapay zeka o kadar gelişmişti ki gerçek mi değil mi kavrayabilmek çok zordu. Ancak paylaşımın altında binlerce yorum vardı. Sonra bir video daha gördü. Ve bir tane daha. Tüm sosyal medya bu tür videolarla kavruluyordu.

Mehmet doğruldu.

Yüksek bir sesle ve sesi titreyerek "Eee... Bu ne lan?" dedi.

Tam o sırada mutfaktan dönen Cenk elindeki bardakla içeri girdi. Mehmet’in telefona öyle bir odaklanmıştı ki telefonun içine girecekti resmen.

Hemen dikkatini çekmişti, meraklandı. Telefona uzaktan bakmaya çalışarak "Neye bakıyorsun?" dedi.

Mehmet ise cevap vermedi. Telefona bakmaya devam etti. Resmen dünyayla bağı kopmuş gibiydi.

Cenk daha da meraklandı ve tam Mehmet’in yanında oturduğu anda Mehmet yine küfür etti.

"Hass..."

Cenk büyük bir merakla telefona bakıp ekranda gördüğü şeyleri anlamlandırmaya çalışırken tekrar "Ne oldu?" diye sordu.

Mehmet yine cevap vermeden sosyal medyada hızlı hızlı kaydırıp her geçen saniye yüzünde o ciddiyet ve endişeyle karışık olan yüz ifadeleri oluşuyordu.

Cenk telefona eğildi. "Senin keşfetin ne kadar kötüymüş, bu tür yapay zeka videolarını izleyerek zamanını geçirdiğini bilmiyordum. Beynin yıkanmış resmen. Hadi derse geçelim senin yüzünden zaten günün yarısından fazlası bitti.” dedi.

Mehmet ise kafasını Cenk’e doğru kaldırdı ve Cenk daha önce Mehmet’in gözlerini hiç böyle görmemişti. Bir şeylerin gerçekten de ters gittiğini anlamıştı. Mehmet büyük bir telaşla birden kumanda nerede diye yerinden sıçradı ve elini/kolunu rastgele yerlere atarak kumandayı bulmaya çalışıyor, koltuk yastıklarını yerlere atıyordu. Cenk ise sakin ol demeden Mehmet koltuğun arasına sıkışmış kumandayı bulup ardından titreyen elleriyle kumandayı kullanmaya çalışıyor ve düşük bir sesle pek anlaşılmayan cümleler kurmaya başladı. Cenk, Mehmet’in söylediklerinden yalnızca “biz bittik” sözünü anladı. Durumun evhamından sesi kaçmış bir şekilde sesini yükseltmeye çalışarak ve Mehmet’in omzunu elleriyle itekleyerek “Oğlum ne oldu söylesene? O videoları mı arıyorsun? Saçmalama öyle bir şey olmaz, yapay zekayla oldukları çok belli.” diye çıkışmaya başladı. Mehmet titreyen elleriyle kumandanın tuşlarına basmaya çalışıyordu ve nihayetinde televizyonu açabilmişti. Hemen haber kanallarını açtı ve az önce sosyal medyada ikisinin de gördüğü o videoları son dakika başlığı altında büyük bir dehşete girerek gördüler ve ekrana kilitlenip nutku tutulmuş bir şekilde donakaldılar.

Kanal değiştirdikçe bütün haber yayınlarında aynı görüntüler dönüyordu.

Kalabalıklar.

Ambulanslar.

Polis sirenleri.

Bağıran insanlar.

Spikerin yüzünde o korku ve endişe çok belli oluyordu ve elleri tir tir titriyordu. Ellerindeki kağıdı kekeleyerek okumaya çalışıyordu. "Yetkililer vatandaşları kalabalık alanlardan uzak durmaları konusunda uyardı." diyerek konuşmaya devam ederken kamera bir anda sarsıldı.

Arka plandan çığlık sesleri yükseldi. Yayın birkaç saniyeliğine kesildi. Bunların hepsi birkaç saniyede yaşanmıştı.

Ardından devletin uyarı sistemi devreye girdi. Önce birkaç saniye süren siren sesinden sonra ‘bir sonraki duyuruya kadar sokağa çıkma yasağının ülke genelinde ilan edildiğine’ dair bir uyarı geldi. Hemen diğer kanallara da baktılar ve tümünde bu uyarı sistemi vardı.

Cenk ve Mehmet, daha önce değil böyle bir manzarayı görmek, hayal bile edememişti. Zaman o an ikisi için de durdu. Adeta her şeyin sonuna geldiklerini, o kaçınılmaz vedanın kapıya dayandığını düşünüyorlardı. Yavaşça başlarını çevirip birbirlerinin gözlerine bakmaya başladılar. Birbirlerinin yüzünde o dehşet, çaresizlik ve endişeyi kelimelere gerek duymadan görüyorlardı. Bakışları birbirine kenetlendiğinde, o an tam olarak neyi yaşadıklarını idrak etmeye çalıştılar. Resmen mantık devre dışı kalmış oldukları yerde donakalmışlardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.