Elif bir yaz sabahı plaja gitmek için evden çıktı. Kısa sürede olsa şehirden uzaklaşmak isteyen Elif denizle buluşmak için sabırsızlanıyordu. Plaja vardığında denizin tuzlu kokusu ve sicak kum onu karşıladı. Bir süre sonra kiraladığı şezlongda uzanan Elif'in dikkatini kayıkla denize açılmak üzere olan yaşlı bir adam çekti. Elif adama yardım etmeyi teklif etti, yaşlı adamın teklifi kabul etmesiyle birlikte denize acildilar . Kayık dalgalarla dans ederken içini dolduran mutlulukla dalgaları izlemeye başladı. Kayığa bindikten sonra yaşlı adam genç kıza deniz hakkinda bir çok hikaye anlattı. Özellikle bir tanesi Elif'in çok dikkatini çekmişti. Bu hikaye siren Teles'in hikayesiydi.
Derin denizin en diplerinde karanlık suların arasında Teles adında bir siren yaşarmış. Teles küçük bir sirenken annesi bir fırtınada kaybolmuş ve Teles kendini bildi bileli hep annesini aramış bunun icin derin denizi sürekli gezmek zorunda kalmış. Bir gün yengeçler kendi aralarında konuşurken Teles bir büyücü olan siren Arlen'in adını duydu.
Merhaba size bir şey sorabilir miyim acaba?
Tabi küçük hanım neyi merak ettiniz acaba, dedi yengeçler den en büyüğü.
Acaba ben bu büyücü Arlen'i nasil bulabilirim?
Yengeç bir süre düşündükten sonra cevap verdi.
Onun yerini kimse bilmez ama denizin en diplerinde yaşadığı söylenir. Yani uzgunum kizim onu bulamazsın. Hem sen onu ne yapacaksın ki?
Teles hemen cevap verdi
Annemi bulmak için yardım isteyecektim.
Biraz daha konuştuktan sonra Teles oradan uzaklaştı. En büyük yengeç, küçük yengeçe dönüp konuşmaya başladı;
Hemen git ve Arlen'e haber ver. Elara'nin kızı seni arıyormuş de.
Küçük yengeç hemen Arlen'e haber vermek icin oradan uzaklaştı. Bu sırada Teles gördüğü herkese büyücü Arlen'i soruyordu. Ama hep ayni cevabı aliyordu kimse onun yerini bilmiyordu. Bu esnada küçük yengeçten önce Arlen'in kulağına Elara'nin kızının onu aradığı gitmişti bile.
Bir akşam, Teles derin bir uykudan, sirenlerin melodik şarkısıyla uyandı. Bu şarkı, dalgaların arasında kaybolan bir dünyadan gelen efsanevi bir çağrı gibiydi. Gözlerini açtığında, uzun kıvırcık kömür karası saçlı ve siyah kuyruklu bir sirenle karşılaştı. Bu büyülü varlık, denizlerin derinliklerinden gelmiş gibi görünüyordu.
Siren, Teles’e özel bir dille hitap etmeye başladı. “Annen karada ve ben sana bir çift ayak vereceğim. Git ve anneni geri getir,” dedi. Teles’in aklı karışmıştı. Bu siren, annesinin geri gelmesine nasıl yardım edebilirdi? Sorular zihninde dolanırken derin bir uykunun içine tekrar daldı.
Ertesi gün, bir cesaretle yüzeye çıktı. Sirenin sözleri aklındaydı; annesini bulma arzusuyla dolmuştu. Deniz kıyısında insanları izlemekten sıkılan Teles, ancak kalabalık bir plaja doğru yüzmeye karar verdi. Kumlara adım attığında, aniden kuyruklarında derin bir acı hissetti. Gözlerini açtığında, artık kuyruklarının yerinde iki bacak buldu.
Başlangıçta yürümekte zorlansa da, Teles zamanla yeni bacaklarıyla denge sağlamayı öğrendi. İnsanların arasına karışma cesaretini topladı ama ilk adımlarında herkes ona tuhaf bakıyordu. Her düşüşü, karada yaşamın ne kadar farklı ve zor olduğunu hatırlatıyordu. Bir kaza sonucu, dengesini kaybedip bir erkeğe çarptı. O sırada, karşısında duran genç adamın adı Adrian’dı.
Adrian, gülümseyerek ona yardım etmek istedi. “İlk kez mi yürüyorsun?” diye sordu. Teles utanç içinde başını eğdi ama aynı zamanda içindeki umut filizlenmeye başladı.
Birlikte yürümeye devam ederken, Teles, hikayesini anlatmaya karar verdi. Annesini kaybettiğinden ve sirenin ona yardım teklifinden bahsetti. Bir akşam, Teles derin bir uykudan, yalnızca sirenlerin bildiği ve haberleşmek için kullandıkları gizemli bir şarkıyla uyandı. Gözlerini açtığında, uzun kıvırcık kömür karası saçlı ve siyah kuyruklu bir sirenin karşısında olduğunu fark etti. Bu siren, derin ve yankılanan bir dille, "Annen karada ve bende sana bir çift ayak vereceğim. Git ve anneni geri getir," dedi.
Teles’in aklı karışmıştı. Bu büyülü varlık, annesinin geri gelmesine nasıl yardım edebilirdi? Ancak uykusunun etkisiyle düşündüklerini derin bir sessizliğe gömüp tekrar uykuya daldı.
Ertesi gün yüzeye çıktığında, sirenin söyledikleri hâlâ aklındaydı. Deniz kıyısında insanları izlemekten sıkılan Teles, kimseyi görmediği bir kıyıya doğru yüzmeye başladı. Ancak sıcak kumlara bastığında, kuyruklarında derin bir acı hissetti. Gözlerini açtığında, kuyruklarının yerine iki bacak olduğunu fark etti. İlk başta bacaklarıyla yürümekte zorlandı ama zamanla alışmaya başladı.
Yeni bacaklarıyla insanların arasına karışma cesaretini topladı. Ancak herkes ona tuhaf bakıyordu; yürümeyi henüz tam olarak öğrenemediği için bir denge kaybına uğrayarak bir erkeğe çarptı. Adrian adındaki bu genç adam, ona yardım etmek istedi.
Adrian, başlangıçta onun bir siren olduğuna inanmadı. Ancak Teles, onun inancını sarsmak için onu ıssız bir deniz kıyısına götürdü ve suya girdi. Hızla suyun derinliklerine daldı ve kuyruklarının geri geldiğini kanıtlamak için dönüp yüzeye çıktı. Adrian, Teles’in gerçek sırlarından etkilendi ve annesini bulmak için ona yardım etmeye karar verdi.
“O halde, birlikte ona ulaşmalıyız,” dedi. “Seninle bir maceraya çıkmaktan mutluluk duyarım.”
İkili, Teles’in annesinin izini sürmeye karar verdi. İki genç, denizin derinliklerine doğru yola çıktılar. Teles, Anna'nın izine ulaşmak için hatırladığı her şeyi paylaştı. Bir hazine haritası gibi görünmeye başlayan su altı dünya, büyülü mercan resifleri ve gizemli mağaralarla doluydu.hikayesinin büyüsünden etkilenmişti.lk durakları, deniz kenarındaki terkedilmiş bir dikilitaş oldu. Yüzyıllardır orada duran taş, kaybolmuş ruhların yolunu haritalayan eski bir harita içeriyordu. Adrian, haritayı inceleyerek, nerelere gitmeleri gerektiğini belirledi ve Teles’e cesaret vermek için elini tuttu.
Yolları zorlu ve tehlikelerle doluydu. Ancak birlikte ilerledikçe, cesaretleri de arttı. Teles, her adımda geçmişinin yükünden biraz daha kurtuldu. İkilinin arkadaşlığı derinleşirken, Teles’in denizle olan bağı tekrar canlanıyordu. Deniz mavisi gözleri, annesinin bir izini bulmayı umut ediyordu. Adrien ve Teles'in ilk durakları adını sirenlerin yaşadığı bölge olan sirenum scopuli'den alan sirenum scopuli mağarasıydi ama buraya gitmek için önce hazırlık yapmaları lazımdı önce Adrien'in annesi Barb'dan izin ve otobüs için para aldılar.Ardından yola çıktılar. Uzun bir yolculuğun ardından mağaraya vardılar burası kocaman karanlık ve ürkütücü bir mağara idi. Mağaranın girişinde garip görünümlü bir kadın dikiliyordu. Teles hemen kadının bir siren olduğunu anladı ve kendi aralarında dillerini konuşmaya başladılar fakat Adrien'in bir insan olduğunu ve onları anlamadığını fark bile etmediler.
Adrien;
~Hey bende buradayım!
Teles;
~Üzgünüm oda bir siren ve bize bir bilmece sordu. Siren Adası'na hangi efsanevi kahraman yaklaştığında, sirenlerin şarkılarını dinlemekten kaçınmayı başarmıştır? İşte o kahramanın sonsuz aşkının altında.
~O ne demek ya sen siren sin sen bilirsin. Dedi Adrien
~Evet biliyorum o kahramanın adı Odysseus sonsuz aşkı ise Penelope ama nasıl Penelope'nin altında?
Adrien hemen internetten araştırmaya başladı
~ İthaka kralı Odysseus kızıdır . Odysseus ile sadece bir oğlu vardır, Truva Savaşı'nda savaşmaya çağrılmasından hemen önce doğan Telemakhos . Odysseus'un dönüşünü yirmi yıl bekler ve bu süre zarfında 108 talipten herhangi biriyle evlenmeyi geciktirmek için çeşitli kurnazca stratejiler tasarlar. Odysseus, yaşlı bir dilenci kılığında geri döndüğünde, Penelope'nin sadık kaldığını görür. Penelope, talipleri geciktirmek için kurnazca numaralar tasarlamıştır; bunlardan biri de Odysseus'un yaşlı babası Laertes için bir kefen dokuyormuş gibi davranıp bitirdiğinde bir talip seçeceğini iddia etmektir. Üç yıl boyunca her gece, bir köle olan Melantho onun hilesini keşfedip taliplere açıklayana kadar kefenin bir kısmını çözer .Penelope'nin yeniden evlenmeyi geciktirme çabaları sıklıkla kocası Odysseus'a olan evlilik sadakatinin bir simgesi olarak görülür. Fakat Athena onun "kendini taliplere göstermesini, kalplerini çarptırmasını ve kocasından ve oğlundan şimdiye kadar olduğundan daha büyük bir onur kazanmasını" istediği için Penelope sonunda taliplerin önüne çıkar.
Buldum burda bu isimde tek bir yer var ve orası da insanların tanışmak için gittiği bir kafe. Hemde bizim evin orada hadi gidelim. Dedi ve Teles'in elinden tutup zorla mağaradan çıkarttı. Hızlıca otobüse binip yola koyuldular.
~Biran önce para biriktirip kendime bir motor almalıyım. Dedi Adrien. Teles ona şaşkınlıkla baktı ve motorun ne olduğunu sordu. Adrien ona yan tarafta duran ve kırmızı ışıkta bekleyen motoru gösterdi ve büyük bir zevk ve heyecan ile bütün yol boyunca motorları anlattı.Adrien Penelope'yi gösterip heyecanla bağırdı ardından yaptığını fark etti ve ona garip garip bakan insanlara dönüp özür diledi. Teles ile birlikte cafede bir masaya oturup düşünmeye başladılar. Konuşmaları masalarının yanından geçen adamın bir kağıt düşürülmesiyle bölündü. Teles okuma bilmediği için kağıdı yerden alıp hemen Adrien'a verdi.
~Dalgaların uğultusu, şarkı gibi gelir, denizin içinde belirdi. Sirenlerin çağrısı, kaybolan yelkenler, Burada bir sır var, kimse çözemez.
~Ben bunu biliyorum bir şarkıda duymuştum siren adası bu yani sirenum scopuli ama burası kocaman bir ada neresinde olduğunu nereden bileceğiz?
Teles bir süre düşündükten sonra cevap verdi
~Belki de adadan değilde mağaradan bahsediyordu
Adrien hemen lafını kesti
~Ama oradan geldik zaten ama koca adayı aramaktan daha mantıklı. Hadi gidelim.
Geldikleri yolu tekrar gittiler bu sefer siren mağaranın girişinde değildi bu yüzden hemen içeri girdiler. Mağaranın içinde kocaman bir sandık vardı.

Teles koşarak gidip sandığı açmaya çalıştı fakat başaramadı ve yanına gelen Adrien omzuna dokunarak onu durdurdu
~Bak üstünde bir şey yazıyor.
Teles hemen siren dilinde yazan yazıyı okumaya başladı
~Yüksek sesle yankı yapar,
Ama görünmez bir şekli yoktur.
Sözleri bir tuzak, tehlikeli ve tatlı,
Kimseye dokunmaz, ama kalpleri çalar.
Teles okuduğu yazıdan sonra Adrien'in ona büyülenmiş bir şekilde bakmasını sağlayacak bir şarkı söylemeye başladı. Şarkı bittiğinde Adrien kendine geldi ve sandıkta o sırada açıldı Teles elini içeri uzattı ve bir şey çıkardı.

Adrien şaşkınlıkla Teles'in elindeki şeye bakti ve konuşmaya başladı.
~Ben bunu hatırlıyorum bu annemde de var. Beni evlat edindikleri günden beri her akşam gelir ve elinde bununla bana şarkı söyler o uyuduğumu sanır ama ben hep onu dinlerim fakat söylediği şeyleri hiç hatırlayamadım.
~ Nasıl yani evlat edinmek ne demek? Diye sordu Teles.
~Yani ben onların gerçek çocukları değilim.
Uzun süreli bir şoktan sonra hızlıca Adrien'in evine gittiler. Adrien'in annesi kapıyı elinde Teles'in de elinde tuttuğunun aynısı olan şeyle açtı. Kadın Teles'in elindekini gördüğü gibi büyük bir özlemle kızım diye bağırarak Teles'e sarıldı. Annesi ona sarilarken onu daha da şaşırtan bir şey oldu. Annesinin arkasından gelen adam Adrien'in babasıydı ama sadece o kadar değildi bu adam aynı zamanda rüyasında gördüğü o adamdı. Peki o gerçekten rüya mıydı?