gün batımı okyanusun dibine kadar işlemişti adeta. gökyüzünde toplanan turuncu ışıklar denizin dibine, hafif maviye karışarak alnıma doğru ilişiyordu.
okyanusta favori alanım olan yeşil yosunla harmanlanmış, yanlarında küçük su bitkileriyle ve bitkilerin arasına karışmış çeşit çeşit balık ve deniz canlılarıyla dolu bir kayalıkta uzanıyordum. üzerimden geçen su canlılarını-özellikle ahtapotları-izlemeye bayırım. ne kadar gücüm yıkıcı, su canlıları da dahil ölümcül olsa da seviyordum.
ta ki bu huzur verici izlenimimi bozan Kai gelene kadar. mavi dalgalı saçları ve uzun mavi kuyruğuyla tüm deniz sirenlerini etkileyebilir gibi egolu bir hali vardı.
"Elna, seni tam da bu vaziyette bekliyordum." dedi flörtöz biçimde. gözlerimi devirdim, fakat dudağımın yukarı kıvrımını gizleyemedim.
"bunu tahmin etmek zor olmamıştır senin için, artık neden benle bu kadar ilgileniyorsan." ufak sesli olmayan bir kahkaha attım.
beklemeden sözünü fırlattı; "biliyorsun Elna, seviyorum seni." suratında tebessüm belirdi. evet ben de seviyorum onu, o her şeyimi biliyordu. hatta gücümün de farkındaydı.
"evet, biliyorum ve hatta..." son harfi olabildiğince uzattım. "ben de seni seviyordum Kai."
"bu günün planı nedir Elna?"
"bu gün dinleneceğiz ve yarın..." duraksadım. bıkkın ve yorucu bir iç çektim. ama planımı değiştirmemeliydim. ablamın yaşadığını bulacaktım ve gösterecektim. onu aşkı bulmuş, mutlu bir şekilde bulacaktım. onun cesedini müzede sergilenir biçimde bulmayacaktım! bu sebeple yarın ilk defa suyun yüzeyine ulaşacaktım. kararım netti.
bunları düşünürken Kai'yi beklettiğimi fark edince sözlerimin devamını getirdim; "yarın suyun yüzüne çıkacağız."
"sen nasıl istersen Elna."