“Seni görmeyi beklemiyordum.”
Al benden de o kadar.
Helin canımı acıtacak kadar güzel, vicdan azabımı körükleyecek kadar iyi kalpli ve masumdu. Sarı saçlarını çene hizasında kestirmişti, kalp biçimli küçük suratına yakışmıştı bu kesim. Solgun görünen bir ten rengi vardı, sanki daima mide rahatsızlığı çekiyormuş gibi görünürdü. Çıkık elmacık kemikleri bu ten rengi yüzünden kendini belli edemezdi. Gözleri de ufacık ve yuvarlaktı, açık mavi renkte irisleri onu daha da masum gösteriyordu. Beyaz çizmeler ve açık renk bir elbise giymişti. Mavi trençkotuyla tamamlanan kombini sayesinde oldukça şık görünüyordu.
Kaba bir tavırla cümlesini duymazdan geldim ve ona sırtımı çevirdim. Anahtarlığı kurcalıyordum ama aklımı ona bir türlü veremiyordum. Yanaklarım domates kadar kızarmış olmalıydı. Utançtan yanıyordum. Helin’i severdim, onunla sohbet etmek çok kolaydı. İnsanın iç dünyasını hemen anlardı. Onun bu meleksi görünümü yüzünden kendimden daha çok nefret ediyordum.
“Biz nişanlandık.” Bunu nispet olsun diye söylememişti. Helin böyle biri değildi. Yaşananları artık aştığını ve onunla konuşabileceğimi göstermek istiyordu.
“Sevindim.” diyebildim. Yüzümü hala ona dönmemiştim. Evet utanmıştım ama bir yandan da kızgınlığım yükseliyordu. Neden kaybeden ben olmuştum da onlar hayatına devam edebilmişti?
“Gerçekten sevindin mi?”
Hışımla dönüyorum. “Aslında biliyor musun... pek de sevinmedim. Nasıl olur da onunla hayatına devam edersin. Ona nasıl güvenebiliyorsun?”
“Sarp sana güvenmediği için mi bu kızgınlığın? Seçimler dünyasında yaşıyoruz Beril. Ben Anıl’a güvenmeyi seçtim ve şimdi mutluyuz.”
“Şimdi... mutlusunuz. Umarım hep öyle olursunuz.” diyerek hızla eve giriyorum.
Ben Helin değildim. @sırsepeti hesabının sahibi Beril Dönmez’dim ve canım acıdığında nispet ya da ironi; her şeyi yapardım.





