Umut’un çay teklifini kabul ediyorum. Biraz gözlem yapıp biraz da dedikoduları eşelemek istiyorum. Umut’un bana verecek pek bir şeyi yok, doğru ama sohbetin püf noktalarını bilirseniz herkesi konuşturabilir ve gizli pek çok şeye erişebilirsiniz. Yeter ki karşınızdaki kişi samimiyetinizi görüp rahatlasın, gevşesin ve kendini korumayı bıraksın. Gerisi çorap söküğü gibi gelir.
Kafedeki kargaşa sona ermiş, herkes olayın tortularını konuşuyor. Kimliğimin neredeyse açığa çıkacağı alanı baştan aşağı tarıyorum. Güvenli bir hale gelmiş gibi görünüyor. Böylece ben de normale dönmeye karar veriyorum. Masaya otururken Umut telefonunda bir şeyler yapıyor ve o sırada benim telefonum da titriyor.
Sessize almıştım. Gelen bildirim sesleriyle kalabalık içinde dikkat çekmeyi hiç sevmem. Bu yüzden aramaları genelde sonradan görürüm, mesajları ise ekrandan okuyup hemen unutuveririm. Zihnimde verdiğim cevapları gerçekten yazıp yollamışım gibi kodluyor sanırım beynim. Bu yüzden yakın çevremden daima azar işitirim.
Anne ve babamın bu yakın çevre tabirinin içinde olmadığını belirtmeme gerek yok diye düşünüyorum. Siz onları çoktan çözdünüz zira. Umursamaz, bencil ebeveynler...
Ailemi düşünmeyi bırakıp telefonuma bakıyorum.
sepetkatili: Sürprizimi beğendin mi?
Kaşlarımı çatıyorum.
Bir saniye... Bu sadece bir denk geliş mi? Umut telefonuyla uğraşırken bana mesaj geliyor. Yoksa?
Umut telefonu cebine atıyor ve havadan sudan bir iki kelime ettiği sırada yeni bir mesaj alıyorum.
sepetkatili: Zamanlamam harikaydı değil mi? Beni Umut zannettin... ama değilim.
Derin ve öfkeli bir nefes alıyorum.
sırsepeti: Bugün neye sebep olduğunun farkında mısın?
Katil burada bir yerlerde, çünkü Umut’un hareketini kollamış ve harika bir zamanlamayla bana mesaj atmış. Benimle oynamayı seviyor.
sepetkatili: Ben masumca bir sır paylaştım sadece, gelişmelerden sorumlu değilim. Sen de öyle demez misin zaten. Ben sadece sırları paylaşıyorum. Bu senin motton. Detay vererek gelişimlere yol açıyorsun Sepetçik, tıpkı benim yaptığım gibi. Yani... ikimiz de masumuz.
sırsepeti: Ortaya çık!
sepetkatili: Henüz değil, benimle karşılaşmaya henüz hazır değilsin.
**
Duygusal olarak sıkıntılı bir süreçten geçiyor olmalıyım. Tepkilerim oldukça tutarsız. Sabah @sepetkatili ile konuşmak isterken buluyorum kendimi, akşam onun gizliliği fazlasıyla canımı sıkıyor.
Evet, doğru duydunuz. Benimle uğraşması değil, kimliğini bilememek beni rahatsız ediyor.
İşte bu da ironik. Çünkü gizlilik en çok benim hoşuma gider. Geçimimi nispeten paylaşımlarım ve anonim oluşum sayesinde sağlıyorum. Hatırı sayılır bir takipçi kitlem olduğunu söylemiştim. Sponsor verenlerin merceğindeyim, onların ürünlerini, gönderilerimin içine ustaca yerleştiriyorum. Azıcık mizah, biraz doğallık ile tatlı tatlı reklam yapıyorum. Bunun karşılığını da fazlasıyla alıyorum.
İşim yok demiştim hatırlıyorsanız, e ailem de ebeveyn olmaktan bir hayli uzak. Kardeşim de yurtdışında. Para sıkıntısı çekmememin yegâne unsuru @sırsepeti kimliğim.
O benim uzvum ve onu kesip atamam.
“Telefonla çok içli dışlısın değil mi? Herkes gibi.”
Umut’un sesiyle düşüncelerimden sıyrılıyorum. Onunla bir kafede oturduğumuzu unutmuşum. Umut’la beraber olmak böyledir işte, bir zamandan sonra onun varlığını unutursunuz. Yumurta akına benzetirim onu, oradadır ama belirgin değildir. Yüzeyine bakıldığında yansıttığı şeyleri yani çevreyi görürsünüz.
“Kusura bakma, önemli bir mesaj gelmişti de.”
“Hiç önemli değil.” Nazikçe gülümsüyor. Derin bir nefes alıyor sonra. “Sır Sepeti’ne hiç sır gönderdin mi?”
“Hayır, sen?” diye soruyorum.
“Gönderdim.” diyor utana sıkıla.
“Neden peki? Sen birine sır anlatacak en son insansın.”
“Sanırım bu yüzden. İnsanlarla takılmak, onlarla konuşmak bazen çok zorlayıcı olabiliyor. Sır Sepeti ise bir sayfa sadece ve birinin beni yorumlamasına gerçekten ihtiyacım var.” Aciz görünüyor. Sırrı onu kemiren bir fare gibi ve dişlenen yerleri sebebiyle küçüldükçe küçülmüş.
“Tekrar gönder.” diyorum teşvik edercesine. Çünkü tam da bu konuşmayı yaptığımız sırada @sırsepeti’nin Umut’la ilgili sır paylaşması şüphe çeker. Tüm oklar da beni gösterir. Bu yüzden sırrı yeniden göndermeli.
“Anlamadım?” diyor.
“Sırrı diyorum, tekrar gönder. Eminim o sayfaya günde yüzlerce sır düşüyordur. Seninki arada kaynamıştır. Gönder işte.” Omuz silkiyorum ama biliyorum, Umut balığı oltaya takıldı. Sırrını tekrar yazacak ve ben de şüphe çekmeden o sırrı paylaşabileceğim.


