Başının çaresine bakabilecek yaş skalası ailem için altıyla falan başlıyordu.
İlk okulun hemen öncesi, sosyalliğin başlangıcıydı aslında o yaşlar. Topluma karışmayı öğrenmemiz, kişisel becerilerimizi keşfetmemiz gerekiyordu.
Ama benim o yaşta öğrendiklerim; ocak nasıl yakılır, ağır bir grip geçiren kardeşime bir göz atması için hangi komşuyu aramak gerekir, ailemin yokluğu için makul yalanlar nasıl üretilir gibi şeylerdi. Şimdi geriye dönüp bakınca o yalanları söylememiş olmayı diliyorum. Belki birileri durumumuzu fark etseydi o sağlıksız evden kurtulurduk. Yuvaya giderdik belki ama karşımıza iyi bir aile çıkma şansımız da olurdu. Böyle düşündüğüm her seferinde ise kendime kızıyorum.
Onlar ne olursa olsun ailem ve devlet koruması altına alındığımızda kardeşimle ayrılma ihtimalim de var. Ve altını çizmek isterim ki bu dünyada en değer verdiğim kişi kardeşim. O benim her şeyim.
Onu mutlu görmek en çok isteyeceğim şey. İşte bu yüzden yurt dışına gitmek istediğinde ona hayır diyemedim. Yanımda olmasını isterdim evet ama bu hayatta kimse sevdikleri için bir engel teşkil etmemeli.
Derin bir nefes alıyorum.
Güneş ışıkları salon pencereme süzülmüş vaziyette.
Kişisel hesabıma giriyorum. İlk işim hikayelere tıklamak oluyor. Hikayeler gönderiler gibi kalıcı değil. Koca bir günün sonunda yok oluyorlar. Havaya karışan anılara benzetiyorum onları. İnsanların o an için ne yaptığını izlemekse hoşuma gidiyor.
Gönderilerde hep bir yapaylık sezerim. Duruş açısı, doğru ışık, hafif gölge gibi etmenlerin birleşimiyle mükemmel pozlar ortaya çıkıyor. Ama nihayetinde ortada göz ardı edilemeyecek bir çaba var. Yapaylık da bu çabada saklı zira. Bir şeyin doğal görünmesi için anlık gelişmesi gerekir; düşünmeden, üzerine kafa patlatmadan. Hikayeler görece daha samimi geliyor bana sanırım bu yüzden.
İnsanlar hikayelerin kalıcı olmamasına güvenip içlerinden geldiği gibi davranıp bunları paylaşıyorlar. Nasılsa saatler sonra yok olacak. Birileri eleştirse bile nihayetinde unutulacak ve pozlardaki asalet baki kalacak.
Herkes Düş Kafe’ye doluşmuş. Canlı müziğin keyfini çıkarıyor belli ki. Hesaplardan birinde, kalabalık bir pozda eski sevgilimin sarhoş suratını görüyorum. Keyfi yerinde. Canım sıkılıyor. Kişisel hesabımdan çıkıyorum ve kendimi şaşırtan bir şey yapıyorum. Bir anda @sepetkatili’ne içimi dökmeye başlıyorum.
