Hayatta çoğu zaman doğru kararlar veremeyiz. Ailemiz, evimiz, okulumuz bunlar en önemli şeyler.
Kararlarımız doğrultusunda bir şeyler yapmaya çalışırız ama o kararlar her zaman doğru sonuç vermeyebilir.
Ben Vera.
Hayatımda birçok doğru karar verdiğimi düşünüyorum ama son verdiğim karar bilemiyorum biraz saçma geliyor. Herkes 18. yaşına geldiğinde üniversite ortamına girdiğinde aile evinden gitmek, kendi evinde yaşamak ister ama ben aile evini tercih ettim.
Çünkü annem ve ben yaşıyoruz sadece. Babam ben doğduğum anda kalp krizi geçirerek ölmüş. Ne kadar da garip.
Bir aralar babamın ölümüne sebep olan bendim diye düşünüyordum çünkü ben doğduğum anda babamın ölmesi saçma. Ben doğunca heyecan yapmıştı diye düşünmüştüm ama babam ben doğarken annemin yanında bile değilmiş.
Annem defalarca suçlunun ben olmadığımı söyleyip durdu ama suçu hep kendimde aradım. Gerçek suçlu bendim ya da ben öyle sanıyorumdur.
Bugün üniversiteye başlamamın üzerinden 22 gün geçti. Tam alışamadım ama idare etmeye çalıyorum. Annem yalnız kalmasın diye kendi şehrimde bir yer tutturmaya çalıştım. Arkeoloji okuyorum. Çocukluğumdan beri tarihi şeylere çok kafa yorardım çok merak ederdim. Şimdi ise bölümünü okuyorum. Sonrasında pişman olur muyum bilmiyorum ama şuan hiç pişman değilim.
Üniversiteye başladığımdan beri birçok arkadaşım oldu. Lisedeki çoğu arkadaşımla da konuşmuyoruz. Önceden hep söylerlerdi arkadaşların bir yandan azalır bir yandan çoğalır diye, haklılarmış. Sevgili işine gelirsek daha bir tane sevgilim oldu o da lise yıllarımda. Lise üçteyken olmuştu. Sınav yılına girdiğimiz sırada okulu bıraktı birdaha da konuşmadık. Onu çok seviyordum ama bitmek zorunda kaldı beni hiçbir şey olmamış gibi bir açıklama yapmadan çekip gitmesi üzmüştü. Ama şuan onun için içimde hiçbir duygu yok.
Kulaklığımı masanın üzerinden aldım telefona bağladım ve odamdan çıktım.
"Anne ben çıkıyorum." Annemle vedalaşıp kapıya yöneldim.
"Dikkatli ol kızım. Karışıdan karşıya geçerken arabalara dikkat et." Annem yıllardır aynı şeyi söylüyordu ama onu kırmak istemediğim için her zaman onu onaylıyordum. Annem üst kattaki komşumuzun çocuğuna bakıyordu. Babamda sigortalı bir işte çalıştığı ve öldüğü için onun maaşı annemin üzerine yatıyor. O da bize bu devirde yetiyor.
Ayakkabılarımın bağcıklarını bağladım ve evden çıktım. Kaldırımda yürürken telefondan bir müzik açtım ve müzik eşliğinde amfiye doğru yürümeye başladım. Normalde otobüsle gidiyordum biraz uzaktı ama yürüme mesafesiyle de gidilebilirdi dersim geç başladığı zamanlar yürüyerek gidiyorum. Yaklaşık yarım saat falan o da bana iyi geliyor. Bugün evden ders saatine göre erken çıktım yürüyecektim. Annemle birlikte son üç yıldır para biriktiriyoruz ve bir araba almayı planlıyoruz. Bu devirde nasıl olacaksa. Yüksek miktar birikimimiz var. Ehliyetimi 18 yaşına girdiğim anda aldım. Araba kullanmayı biliyorum yani. Tek eksik bir araba.
Dakikalarca müzik dinleyerek yürüdüm. Bu cidden keyif vericiydi. Bir beş dakika sonra amfideydim. Amfiye yaklaştığım sıralarda sesler çoğaldı herkes derse geliyordu. Üniversitenin kapısından gireceğim sırada bir el omzuma dokundu.
"Naber fıstık?" Bu Barlastı.
"İyi senden naber Barlas?" Yürümeye devam ediyorduk. Kolunu omzuma attı.
"Normal ya. İşte derse geldim bende."
"Ee nasıl gidiyor üniversite hayatı? Alışabildin mi?" Aynı liseden mezun olmuştuk. Onu liseden tanıyordum. Aden, ben ve Barlas çok iyi arkadaşlardık. Barlas arkeoloji işlerine pek meraklı olmasa da ben burada okuyorum diye gelmişti. Zengin bir aileye sahipti o yüzden üniversite hayatı falan umrunda değildi. Zaten üniversiteden mezun olunca bir şirket sahibi olacaktı. Babası biraz yaşlıydı o da tek çocuktu o yüzden direkt şirket ona kalacaktı. Aden de bizimle aynı üniversitede ama onun bölümü farklı. O grafik tasarım okuyordu. O da sırf ben başka bir yere gitmeyeceğim diye burada kalmıştı. Arkadaşlarımı cidden çok seviyordum. Barlas ve Aden hep bana destek oluyorlardı. Bir kızın erkek bir kankasının olması cidden bu dünyadaki en iyi şey olabilirdi. Beni sahiplenmişti ve koruyup kolluyordu, göremediğim baba sevgisini bana göstermeye çalışıyordu. Yüzüne baktım. Ela gözleri ona çok yakışıyordu. Dalgalı saçları, ela gözleri ve giydiği siyah tişörtten fırlayacak gibi duran kasları ve giyim tarzı onu oldukça çekici ve cool biri yapıyordu.
"Güzel ya alıştım sayılır. Sen alışabildin mi?" Diye sordum, okuldaki popülerliğinden dolayı çoktan alıştığını düşünüyorum. Ama ne kadar popüler olsa da asla bizi bırakmamıştı. "Ee herhalde kızım. Senden büyüğüm ben." Benden 3 ay büyüktü. Övünme moduna girdiğinde elimle alkış yaptım. Büyük başarı cidden.
Birlikte üniversite binasına girdik ordan da sınıfa. Ah! geç kalmıştık galiba. Hocayı koridorun sonunda gördük ve o girmeden adımlarımızı hızlandırıp biz girdik. İkimizde farklı yerlerde oturuyorduk. Benim yanımda Ecem vardı.
Onun yanında ise kimse yoktu.
Katman katman dizilmiş sıralardan 4. sırada oturuyordum o ise 6. sırada.
Hoca sınıfa girdi ve ders anlatmaya başladı. Hoca dersi anlatırken bizde notlar çıkarıyorduk. Bugün toplam üç dersimiz vardı. Onlara girip eve gidecektim.
Gün öyle böyle geçmişti. Son dersteydik dersimiz araştırma becerileriydi ve dersin bitmesine beş dakika kalmıştı umarım hoca dersi uzatmaz.
"Evet arkadaşlar bugün ki konularımız bu kadar. Sizlere bir ödev vereceğim."
Hoca masasının altından bir kutu çıkardı. Kutunun içini açtı ve içinde ki zarfları gösterdi. "Herkes çıkışta bu zarflardan birini seçecek. Bu zarfların içinde farklı araştırma ödevleri var. Bunların çoğu tarihi eserlerle hatta tarihle ilgili değil. Bazıları çok zor bazıları ise basit şansınıza ne gelirse. Puanlama da bu dediklerime göre yapılacak. Sizden istediğim araştırdıklarınızı bir kağıda dökmeniz. Dikkatle uyarıyorum ki E-mail olmasın kağıda yazın. Ders bitmiştir."
Herkes çantasını alıp ayaklandı.
Herkes birer birer zarflara uzanıp aldı.
Acaba nasıl bir araştırma ödevi gelecek.
Hoca çıkarken tekrar sınıfa seslendi.
"Süreniz 30 gün gençler!" Uzun bir süreç olduğuna göre zor şeyler var galiba. Aden elindeki kitaplarla yanıma geldi.
"Off çok sıkıcıydı."
"Elinde ki zarf ne?"
"Ha bu mu? Hoca araştırma ödevi verdi. Onun için."
"Baksana." Zarfı açmaya başladığım sırada Aden kulağıma fısıldadı. "Derste uyumuştum ve rüyamda Matt ile öpüştük." Matt YouTuber'dı ve onu cidden çok seviyordu. Belki biliyorsunuzdur şu üçüz kardeşler. Büyük bir kahkaha patlattım gülüşlerim koridorda yankılanırken konuştu. "Gülme ya! Sen çok iyi rüyalar görüyorsun sanki?" Katlanmış olan kağıdı alıp açtım.
Notta şöyle yazıyordu.
'Yıllardır gizemi çözülemeyen (bizim şehrimizde bulunan), halk arasında ismi 'Kara Kasaba' olarak geçen gizem dolu bir kasaba. Sen bunu araştırmaya ne dersin?'
"Hayır ya! Ne alaka adını bile duymadım."
Hayatım da hiç böyle bir kasaba ismi duymamıştım bizim olduğumuz şehirde olmasına rağmen. Şimdi hoca gelip bunu araştırmamı mı istiyordu? "Nasıl ya hiç mi duymadın? Ben bu kasabayı biliyorum." Tek kaşımı kaldırarak Aden'e baktım. "Sen nereden biliyorsun?" Üniversiteden çıkmış kaldırımda yürüyorduk."Yıllar önce bir adam koybolmuş o kasabada. Ne kadar doğru bilmiyorum ama bu söylenti bayağı konuşulmuş bana da anneannem anlattı hatta çok olmuyor anlatalı iki-üç ay falan olmuştur. Ve bu kasabaya giden insanlar kaybolmaya devam ediyormuş." Nasıl ya? Cidden böyle bir kasaba mı varmış? "Ee adam bulunmuş mu sonra?"
"Evet, ama kolunda ısırık ve çizik izleri bulunmuş. Adam bulunduğunda başka bir yere ışınlandığını, orada kurtların ve başka varlıkların olduğunu söylemiş ama tabii ki kimse ona inanmamış. Herkes ona deli muamelesi yapmış sonrasında da adam evinde ölü bulunmuş. Ve bu olaydan sonra başka insanlar da ortadan kaybolmaya devam ediyor."
"Ben de inanamadım adama."
Saçma bir durum. Başka bir boyuta ışınlanıyorsun ve kurtların saldırısına uğruyorsun. Aşırı saçma.
"Ben inanıyorum. Adam evinde ölü bulunmuş düşünsene bir ya. Ve adam çok neşeli bir insanmış bu anlattıklarından sonra iyice içine kapanmış." Anlattıkları gerçek gibi değilde bir efsane gibi geliyordu.
"Kurtlar gelip öldüremezler ya."
"Vera inanmıyorsan inanma ama bu anlattıklarımı ödeve dökmen lazım." Sıkkınlıkla nefes verdim. Cidden yapmam lazımdı. Ne duyduysam yazmam lazımdı. "Biliyorum, ne kadar saçma olsa da yapmak zorundayım." Sohbetimize devam edip evlerimize doğru ilerledik. Onun evi ile benim evimin arasında bir sokak vardı sadece. Eve geldiğimde sıkkınlıkla anneme sarıldım.
"Noldu kızım neden moralin bozuk senin?"
"Anne ya cidden üniversitede bile ödev veriyorlar ben hiç böyle hayal etmemiştim. Ve verdikleri ödev aşırı saçma."
"Ne ödevi bakalım? Gel şuraya oturalım."
Eliyle işaret ettiği koltuğa oturduk. Ve anlatmaya başladım. "Bizim buralarda bir kasaba varmış. Kasabaya 'Kara Kasaba' diyorlarmış. Hoca onu araştırmamı istiyormuş."
Ben konuşunca annemin yüzü değişti.
Ne olduğunu anlayamadım. "İyi misin anne?"
"İ-iyiyim." Çok garip davranıyordu. Acaba bir şeyler mi biliyordu bu kasaba hakkında."Sen bir şey biliyor musun bu kasaba hakkında?"
"Bilmiyorum kızım ne bilicem."
Cümle kurmakta zorlanıyordu sanki yalan söylüyordu. Annem ne zaman yalan söylese gözlerini kaçırırdı ve gözlerini kaçırıyordu. "Yalan söyleme anne. Bir şey biliyorsan anlat cidden çok önemli. Üniversite hayatımda ki ilk ödevi hakkıyla ve özenle yapmak istiyorum."
"Yalan söylemiyorum güzel kızım. Duydum birkaç daha söylenti ama gerisi yok."
"Aden'in anneannesi biliyormuş galiba. Ona anlatmış belki bende ona sorarsam bana da anlatabilir." Annem güçlüce yutkundu çok tedirgin olmuştu.
"Anne sen iyi olduğuna emin misin?"
"İyiyim kızım yorgunum sadece biraz. Temizlik yaptım bugün birazda o yüzden."
"Anne ben niye burada yanında kaldım sanıyorsun? Sen dokunma bu işlere artık hastasın zaten. Ben yaparım temizliği lütfen yorma kendini."
"Sen derslerine çalışacaksın, geleceğini kurtarman lazım. Ne olacak iki oda temizlemekten ölmem ya."
"Deme anne öyle ya, lütfen. Bundan sonra temizlik yapılacağı zaman beni bekle. Ben her türlü çalışırım ders."
Annemin yanağına bir öpücük kondurdum ve çantamı alıp odama gittim. Annem ben doğduktan sonra ağır hastalıklar geçirmişti ve onu yormak istemiyordum. Karnında ki derin yara izleri de bu yüzdendi. Annem için bazen çok üzülüyorum. Ben doğduktan sonra her şey sarpa sarmıştı onlar için. Babam ölmüştü ve annem ağır hastalıklar geçirmişti. Benim doğuşum onların felâketi olmuştu.
Annem ben doğduktan sonra tümüyle değişmişti. Nedenini bilmiyorum ama annem doğuştan kızıl olan saçlarını kahverengi olarak kullanıyordu. Ben ise kahverengi olan saçlarımı annemin gençliğini beğendiğim için kızıl kullanıyordum. Evimizi bile değiştirmişiz. Birinden mi kaçıyorduk bilmiyordum.
Bilgisayarın başına oturup tarayıcıya girdim. Hemen kasabayı arattım. Birçok sonuç ve yorum çıkmıştı. Hepsini okumaya başladım. Herkes kasabanın lanetinden bahsediyordu. Kasabaya girenlerin tekrar çıkamadığını öldüklerini söylüyorlardı. Fotoğraflarına baktığımda normal bir yer gibi duruyordu. Ama bu bahçenin içinden adım atınca özel insanlar başka bir boyuta girebiliyorlarmış. Özel derken neyi kastetdiler acaba?
Yoruma cevap olarak 'özel insanlardan kastınız nedir?' diye sordum. Cevap ne zaman gelirdi bilmiyorum.
Araştırmalarıma devam ettim. Konum olarak baktığımda bizim eve cidden çok uzaktı. Oraya gidebilir miydim? Bu söylenenlerden sonra gitmeyi düşünmüyordum ama özel insanlar koyboluyormuş. Ve hâla inandırıcı gelmiyor. Cidden çok saçma.
Saatlerce araştırma yaptım. Çıkan sonuçlar hep aynıydı.Sonra bir yazı çarptı gözüme. Boyutlar arası bir evlilik gerçekleştiği yazıyordu. Nasıl yani?
Yazıya tıkladım ve okumaya başladım.
Yıllar önce kurt adamla bir insanın yaptığı bir evlilikten bahsediliyordu ve dünyaya gelen melez bir çocuktan. Bunun sonuçlarının çok kötü olacağını bunu yapanların ölümle cezalandıralacağı yazıyordu. Ve bu evlilikten sonra insanlar koybolmaya başlamış. Kapı insanlara açılmış özel insanlar ve diğer evrendekiler kolaylıkla evren değiştirebiliyorlarmış. Ne? Ya bir kurt admala arkadaşsam? Dedim ve kendi kendime kahkaha attım. Uğraşma Vera burası Wattpad değil.
Sıkıntıyla ofladım. Not aldığım kağıdı buruşturup yere attım.Başım ağrımaya başlamıştı. Neyse Vera, daha zaman çok halledersin be kızım. Yarın Aden ile konuşup anneannesini ziyaret etmem lazım. Aden'e anlattığına göre bir şeyler biliyordur. Masadan kalktım ve odadan çıkıp mutfağa gittim. Annemin yemeği çoktan hazırladığını farkettim. Ona yardım etmek için yanına gittim. Tek eksiğin masa kurulumu ve salata olduğunu farkettim ve hemen salata yapmaya başladım. Dolaptan aldığım domates ve marulu ince ince doğradım ardından bir tane küçük soğanı doğradım ve karıştırdım. Salata leğeninin içine tuz ve limon ekleyip biraz daha karıştırdım ve tabağa döktüm.
Sonrasında masaya çatal kaşık yerleştirdim. Annem tavuklu pilav yapmıştı. Yanında da nohut vardı. Bayılırım.
Masayı kurduktan sonra dolaptan ayranı çıkardım ve bardakları doldurdum. Annemle sohbet ediyorduk ama içime sinmeyen bir şeyler vardı. Annem neden kasabanın ismini duyunca tedirgin oldu? Neden garip davrandı? Ne biliyor?
Kafamda onlarca soruyla yemek yedim.
İçime sinmiyordu. Annemin bir şeyler sakladığını düşünüyorum ama ne?
Boğazımı temizleyip konuşmaya başladım. "Anne,"
Gözlerini tabaktan alıp bana döndü.
Cümleme devam ettim.
"O kasaba hakkında ne biliyorsun?" merak içerisinde sorular soruyordum ama tabii ki annemden olumlu bir cevap alacağımdan değil. Annem bir şey saklıyordu. Elinde ki kaşığı bıraktı.
"Bir şey bilmiyorum kızım. Bende işte sağdan soldan duydum ne oluyorsa."
Ona inanmıyordum. Böyle dese bile hareketlerinden bile garipliği ortaya çıkıyordu. Derin bir nefes aldım. Annemin yalan söylediği gayet açıktı ama onu yalanlayıp üzmek onu kırmak istemiyordum."Emin misin anne? Ben 5 yaşında kandırabileceğin bir çocuk değilim."
"Bir komşumuz vardı eski evde o da kaybolmuştu o yüzden kötü oluyorum o kasabanın adını duyunca."
Ne? Neden bundan daha önce bahsetmemişti o kadar sormama rağmen. "Bana olayı anlatabilir misin anne? Bu cidden çok önemli."
"Komşumuz oraya gideceğini söylemiş ve birdaha da geri dönmedi sadece bu. Yıllarca aradılar ama bir iz bile bulunamadı."
"Peki anne teşekkür ederim. Bu bilgi işime yarayabilir." Annem yine yalan söylüyordu. Söylerken diken üstünde gibiydi. Ne biliyorsun anne sen?
"İsmini öğrenebilir miyim anne o komşunun. Ödevde kullanırım belki ismini."Bir iki saniye yüzüme bakıp bekledi. Doğruları konuşmasını istiyordum."Mustafa Akçay."
"Teşekkürler annecim."
Dedim ve tabağımı kaldırıp makineye yerleştirdim. Annem daha yemek yediği için onunkine dokunmadım. Odama geçtim ve telefonu elime aldım. İki cevapsız çağrı vardı. Aden aramıştı.
Aden'i arayıp telefonu kulağıma götürdüm. Hemen açtım ve konuşmaya başladı.
"Kanka Sarp bana çıkma teklifi etti." Dediğinde yutkundum. Kendimi kötü hissettim. Onu amfide görmüştüm hoşuma gitmişti ama daha hiç konuşmamıştık. Instagramını bulup istek atmıştım ama kabul bile etmemişti.
Şimdi ise Aden'e çıkma teklifi ediyor.
"Sen kabul ettin mi?" cümle dudaklarımdan dökülürken büyük tedirginlik içerisindeydim. Ya kabul ettiyse? Kabul etse bile asla ona bozulmam sonuçta yıllardır arkadaşım olan kişiyi daha yeni tanıştığım bir çocuğa satmam. Arkadaşlıklar en değer verdiğim şeyler.
Annem sürekli arkadaş çevremin fazla olmamasını az olmasını ve onları iyi seçmemi isterdi. Ama ben arkadaş ortamını seven biriydim ne kadar geçmişte dışlanmış olsam da. Ama bunların benim için bir önemi yoktu, hatta birilerinin benimle dalga geçmesi umrumda değildi. Annem hayatta kalmam için başımı kimseye boyun eğmememi söyleyip dururdu, hâla öyle.
Benimle lisede fazlasıyla uğraşanlar olmuştu. Annem bir şeyleri biliyor olsa gerek ben daha on yaşındayken beni dövüş sanatları kursuna yazdırdı. Kendimi korumayı öğrendim. Çok iyi hatırlıyorum bir kabus gece de sokakta yürürken bir erkek tarafından saldırıya uğradım. Benimle ve diğer kadınlarla uğraşmaması için onu iyice benzetmem gerekti. Asla kaçan bir insan değildim her zaman ayaklarımın üstünde tek başıma durmayı öğrendim. Bunda babasız büyümemin de etkisi vardı tabii ki. Baba sevgisi nedir bilmiyordum, hiç öyle bir sevgiyi tadamadım. Keşke babam diğer herkesin babası gibi gelip başımı okşasaydı keşke benim de bir babam olsaydı. Üzüntümü bir kenara bıraktım ve Aden'i dinlemeye devam ettim.
"Bilmiyorum etsem mi ki ya?"
Gülerek konuşuyordu. Benim o çocuktan hoşlandığımı biliyordu ve bunu bile bile kabul ederse cidden kendimi kötü hissederim. "Senin bileceğin iş." Dediğimde tekrar güldü ve konuştu. Aşık değildim ama ona karşı duygularım vardı. Nasıl bir şey olduğunu bilemiyorum aşk gibi ama aşk değil hoşlantı gibi ama hoşlantı değil. Sadece gözüme kestirdim galiba.
"Aman Vera ya saçmalama. Senin o çocuğu beğendiğini biliyorum kabul eder miyim sence?" Kahkaha atarak söylediği cümleye gülümsedim. Yapmazdı, o benim arkadaşımdı. Onunla liseden tanışıyorduk, lisenin ilk günü arkadaş olmuştuk. Aramızda ne kadar sürtüşmeler olsa da şuan en iyi arkadaşlar olabiliriz. O çok güzeldi. Kısa kahverengi dalgalı saçları, ela gözleri, hafif zayıftı ama iyi bir fiziğe sahipti. Özellikle gülüşü en hoşuma giden şeydi.
Derin bir nefes aldım. "Gelsene bize, annene söyle bizde kalırsın gece. Yarın ders yok zaten." Aden ile yaptığımız pijama partililerine bayılıyordum. Ve yine aklımda öyle bir şey vardı. Hem yarın belki şu ödev işini hallederdik. İsmini bile duymadığım bir yeri ödev vermek ne ya? Gerçek olduğu düşüncesini hâla idrak edemiyorum. Fantastik şeyleri severim maceralar tam bana göre ama orada bir geçit olduğuna inandıramıyorum kendime. İçimde ki merak artıyordu. Yarın, yarın gidip görücem orayı. Geçit olup olmadığını da anlarız. Meraklı ve maceraperest bir insandım ne yapabilirim? Ayrıca korkmuyorum da bu saçma söylentiler beni korkutamaz. Ödevimi hakkıyla teslim etmem gerekiyordu.
"Anneme sormam lazım," Aden'in annesi benim annem kadar olmasa da biraz baskıcı biriydi. İzin vermesi için yalvarmak gerekiyordu. "Beklesene iki dakika." Telefon kulağımda beklemeye başladım. Kısa süre içinde tekrar Aden'in sesini duydum. "10 dakikaya yanındayım." Telefonu kapattıktan sonra annemin yanına gittim. Salona gittiğimde annem yoktu. "Anne!" Seslendim ama cevap vermedi. Tüm odalara baktıktan sonra evde olmadığını farkettim. Nereye gitmişti? Odama gidip telefonu yatağın üzerinden aldım ve annemi aradım. Uzun uzun çalıyordu ama açmıyordu. Komşuya gitmiştir diye sıkıntı etmedim ama bugün çok garip davranıyordu şimdi şüphelenmedim değil. Umarım sadece komşuya gitmişsindir annecim.
Kapının çalmasıyla koşarak kapıyı açtım. Aden beni görünce gülümsedi ve sarıldı.
"Hoşgeldin!" Dedim kollarımı açarak.
Aden gülümsedi ve "Hoşbuldum," diyerek içeriye geçti. Birlikte odama geçtik. Aden odama girince ilk yerdeki kağıt parçalarını merak edip yerden aldı.
"Bunlar ne Vera?" Sıkılarak cevap verdim.
Bunlar yapacağım ödevde not aldığım kağıtlardı. "Ödev için çıkardığım notlar. Ama hepsi aynı sonuç. Cidden farklı bir şey bulamıyorum. Ama eğer oraya gidersek..." Aden hemen sözümü kesti.
"Vera saçmalama. Ya bizde kaybolursak? Bunu hiç düşündün mü?"
Doğru, ya kaybolursak? Ama araştırdığıma göre özel insanlar geçebiliyormuş o sır perdesi gibi aralanan yerden.
"Biz özel insanlar değiliz Aden. Araştırdığıma göre özel insanlar koyboluyormuş. O evren mi kasaba mı her neyse bizim onlarla bir ilgimiz yok."
Olamazdı da. Daha orada nelerin olduğunu bile bilmiyoruz. Adenin anlattığı adam kurtlar tarafından saldırıya uğramış. Bir kurt soyundan gelemeyiz herhalde.
"Araştırdığın bilginin doğruluğunu düşündün mü hiç peki?" Düşünmedim, düşünmeye fırsatım olmadı. Ama eğer oraya gidersem öğrenebilirim.
"Düşünemedim Aden ama," Aden cümlemi yarıda kesti ve konuştu.
"Önce anneannemle tanıştırayım seni. Hatta şimdi gidelim." Gülümsedim. Belki o kadın bana yardım edebilirdi. Yani umarım.
Aden ile birlikte evden çıktık. Aden araba kullanmayı biliyordu ve ehliyeti vardı. O yüzden babasının arabasını aldı ve onunla anneannesinin evine gittik. Çok uzak değildi bir on kilometre falan ancadır. Müstakil bir evin önünde durduğumuzda eve hayranlıkla baktım. Evin bahçesi yeşillikle doluydu. Ev açık pembe renkteydi ve evin çatısından aşağıya yemyeşil çok hoş duran bir sarmaşık uzanıyordu. Arabadan indik ve bahçe kapısını açıp bahçeye girdik. Kapının önündeki ayakkabılara baktığımda bunlardan aynısından annemin de olduğunu farkettim.
Kapıyı çaldığımızda ellili yaşlarda saçları sarı renkte olan bakımlı bir kadın açtı kapıyı. Aden onu görünce sarıldı. Kadın bana da gülümsedi ve içeriye davet etti.
İçeriye girdiğimizde annemin göz yaşlarını silmeye çalıştığını farkettim. Hemen yanına koştum. Annem burada ne arıyordu ki? "Anne!? İyi misin?" Annem neden burada ve neden ağlıyor?
"İyiyim kızım, Selda teyzeni görmeye gelmiştim eskilerden konuştuk duygulandım sadece." Aden ve adının Selda olduğunu öğrendiğim Aden'in anneannesi bize bakıyordu. Ben onlara dönünce Selda teyze başını salladı ve konuştu. "Öyle kızım, eskilerden konuştuk. Anneannenle çok önceden arkadaştık biz. Anneni de çok severdim ziyarete gelmiş beni." Aden de yeni öğrenmiş olacak ki o da benim gibi şok içinde Selda teyzeye bakıyordu. "Yeni öğrendim." Dedim Selda teyze gülümsedi.
"Bilmemen, dedi ve Aden'e baktı ve ekledi. "bilmemeniz normal." Koltuklara oturduk ve ben kendimi tanıttım. "Vera ben." Kadın gülümsedi.
"Biliyorum zaten kızım. Annenin gençliğine çok benziyorsun. Yüzün güzel bahtında güzel olur inşallah." Son cümleyi söylerken gözleri anneme kaydı. Kadın anneme bakınca annem mahcup bir şekilde başını öne eğdi. Ne olduğunu cidden anlayamıyorum.
Aden hemen konuya girdi. "Anneanne biz senden bir şey isteyeceğiz." Kadın ne isteyeceğimizi bilir gibi konuştu. "İsteyin bakalım." Ben atladım konuya. "Hocamız bize bir ödev verdi. Yaşadığımız şehirde kayıp bir kasaba varmış galiba. Ve insanlar yıllardan beri orada kayboluyormuş ve bu kasabaya sadece özel insanlar istedikleri zaman gidebiliyormuş. Araştırdığıma göre kurtlar varmış ve küçük bir ihtimalle vampirler. Ben bunun doğruluğuna inanmıyorum ama galiba yasak bir evlilik gerçekleşmiş ve bu kapı açılmış, düzenler bozulmuş. Bu evrendeki özel insanlar ve o evrendekiler kolaylıkla geçiş yapabiliyorlarmış."
Bu dediklerimin doğruluğuna güven vermeden konuştum. Beni yalanlayacaktı verirdiğim bilgilerin doğru olmadığını söyleyecekti. Burası bir film evreni değil.
"Evet dediklerinin hepsi doğru." Dediğinde zortlamıştım. Nasıl ya?
"Nasıl yani?" Güldü.
"Dediklerine sen bile inanmamışsın. Ben anlatınca inanacak mısın?" Barizce gülümsedim. "İnanmaktan başka bir şansım yok. Birçok bilgi toplayıp sonrasında orayı ziyarete gidip kendi elimle bir iki fotoğraf çekeceğim."
Dediğimde annem korku dolu gözlerle bana baktı. "Gitmeyeceksin."
"Merak etme anne, özel insanlar diyor. Ben sadece ziyaret edeceğim."
"İzin vermiyorum Vera. İnternetten al fotoğrafları. Ödevin mi önemli yoksa kendi canın mı?"
"İkisi de önemli ama bu bir ödev sonuçta. Ve merak duygularım arttı. Bir şey olmayacak anne." Anneme gülümsedim ve hikayeyi anlatması için Selda teyzeye döndüm.
"Oradaki kasabada yaşayanlar, biz onları göremiyoruz ama onlarda üst mevkide olanlar bizleri görebilir. Normalde kimse o kasabadan dışarıya çıkmazdı çıkamazdı sadece üst mevkide olanlar, onlarda çok nadir bir şekilde zaten. Sürekli çıkmak kural ihlali olarak gözükür. Şimdi bahsettiğin evlilik konusuna gelelim. Bu evlilik gerçek olduğu gibi de bir hüsran. Bazı kendini bilmezler ne olacağını hesaplamadan herkese karşı gelirler ve sonunda acı çekerler." Son cümleyi vurgulayarak söylemişti. Aden heyecanla anneannesini dinlerken annem zaten olanları biliyormuş gibi başını öne eğmiş bir şekilde duruyordu.
"Birgün o kasaba da kurt adam olduğu iddia edilen bir adam bizim evrenimizdeki bir kadını görür ve aşık olur. Kendi evreninden ayrılıp kadının karşısına çıkar ve kadının da ona aşık olmasını bekler. Ve beklediğini gibi olur. Aylar boyunca arada sırada konuşurlar. Sonrasında evlilik hayalleri kurmaya başlarlar. Ve o gün gelir. Adam kadını hiç getirmediği kasabasına getirir. Kadın oradakileri görünce korku duyar ve onların nasıl insanlar olduklarını düşünmeye başlar. Adam gerçekte kim olduğunu ona açıklar ama kadın korkar gitmek ister, adam yalvardıkça yalvarır. Kadın en sonunda kabul eder ama onların tanrıları gibi gördükleri biri vardır, Doğa Ana. Ondan çok korkarlar ve bu evliliği Doğa Ana öğrenince küplere biner. Onlara zarar vermez ama büyük bir lanet okur. Ve ikisi de kasabadan kovulur adam güçlerini kaybeder. Hatta adam kasaba da kalmak için kadını bile yaralamıştır onunda dönüşeceğini düşünmüştür ama doğa ana buna izin vermez. Doğa ananın okuduğu lanet onun sonu olur." Ardından annem hemen ekledi.
"Sen nasıl bir şeytansın ki istediğin olmayacak. Kasabamdan defolup gideceksiniz. Ve benim lanetim hep üstünüzde olacak. Bir gün kendinden bir tohum bittiği an acı çekerek ölmeye mahkum olacaksın."
Şaşkınlıkla anneme baktım. "Bunu mu demiş?" Annem başını salladı. "Sen bana o adamdan başka bir şey bilmediğini söylemiştin anne. Bunların doğru mu?"
Selda teyze konuya atladı.
"Annen yıllarca bu hikayeyi benden dinledi o yüzden o da iyi biliyor bazı şeyleri. Bu dediklerimiz doğru. Bunları not alabilirsin. Ama sakın oraya gitme."
Umarım merakıma engel olabilirim. Biraz daha bu konuda sohbet ettik ve bizim eve gitmek için kalktık. Karanlık çoktan çökmüştü. Annem önden ilerlemişti. Biz Adenle ayakkabılarımızı giyiyorduk. Selda teyze beni durdurdu.
İçeriye geçti ve odalarının birinden bir ayna çıkardı. Çok eskilerden kalma bir ayna olduğu belliydi. Kenarları tahtaydı ve oval bir aynaydı. Kenarları farklı şekillerden oluşmuştu. Biraz büyükçeydi.
"Al kızım bunu." Dedi ve sesini biraz daha alcaltarak, "Bu aynayı odana tak ve üç kere "Vera Doğa Ana ile tanışmak istiyor." de. Bu cümleyi söylerken gözlerini kapat küçük bir sarsılmadan sonra aç. Ve artık kasabadasın. Unutma orada sana zarar veremezler. Sakın annene anlatma." Bakışları Aden'e kaydı.
"Kimseye söylemeyin. Buraya tek sen gideceksin Vera. Git ve onlarla tanış kafanda odanı hayal ettiğinde geri dönebilirsin. O geçidi kapatman lazım. Dengeleri kur güzel kızım. Sen yapamazsan kimse yapamaz. İstersen canını feda et ama yine de kapat o geçidi." Bu cümleleri duyduğumda küçük çaplı bir şok geçirdim. İçerde oraya gitmememi söyleyen kadın şimdi oraya git diyordu. Kendi canım pahasına olsa da geçidi kapatmamı söylüyordu. Annemin seslenişiyle şoktan çıkıp toparlandım. "Unutmayın kızlar, özellikle sen Vera. Bu aynadan kimseye bahsetmeyin. Bu dünya için tek umut sensin Vera. Bu geçit düzensiz olduğu sürece dünyada insan kalmayacak. Hepimiz saldırıya uğrayacağız. İntikam almak istiyorlar." Başımı salladım ve aynayı alıp annemin yanına gittik.
Annem aynayı görünce anlamsızca aynaya baktı. "Bu nerden çıktı Vera?" İfadesizce annemin suratına baktım. "Selda teyze verdi. Arkeoloji ile uğraşıyorum diye vermek istemiş. Eski bir aynaymış ona da çeyizinden kalmış."
Aden'in yüzüne baktığımda sırıtmamak için kendini zor tutuyordu. Umarım inanmıştır ve anlamamıştır. Arabaya bindik ve bizim eve gittik. Bu gece pijama partisi yapacaktık. Ama bu gece oraya da gitmek istiyorum. En azından Aden varken korkmam. Ve o yanımda olursa geri dönmem için bir şeyler yapabilir.
Çoktan eve gelip odamıza çekilmiştik. Aynayı odamın en güzel köşesine astım. Aynaya uzun uzun baktığımda farklı bir şey gördüm. İnsanların bir arada toplandığı bir çember bir gelin ve birde damat. Ne! Aynadan hemen uzaklaştım. Aden şaşkınlıkla yanıma geldi. "Noldu kızım?" Bu normal değildi. Aynanın içinde farklı insanlar vardı. Ve bir nikah gerçekleşiyordu. "Aynanın diğer tarafında düğün var. İnsanları görüyor musun? Ateş çemberinin içinde duruyorlar. Ve ben oraya baktığımda biri kafasını benden yana çevirdi. Çok korktum."
Aden aynaya yaklaştı. "Ben burda sadece kendimi görüyorum." Tekrar aynaya yaklaştım ve tekrar orayı gördüm. "Ben hâlâ onları görüyorum." Aden ellerimi tuttu. Belki de anneannem bunun için oraya tek senin gitmeni söyledi. Orası büyük ihtimalle 'Kara Kasaba' olarak anılan yer. Belki onları tek görebilecek kişi sensindir." İçimde ki merak duygusu ve korku büyüdü. Normal insan gibi dursalar da düğünleri izlediğim cin filmindeki düğünlere benziyordu. "Oraya git Vera."
"Bilemiyorum ya her şey kötü olursa? Ya bana zarar verirlerse?" Korkuyorum hemde hiç olmadığı kadar. Böyle bir şey olduğuna inanmıyordum evet ama...
"Anneannem sana zarar veremeyeceklerini söyledi."
"Ama sonrada canının pahasına o geçidi kapat dedi." Sıkıntıyla ofladım. Gitmek istiyordum ama ya annemi birdaha görmezsem?
"Geri dönmen için sadece odanı hayal etmen yeterliymiş. Senin şuan ne kadar gitmek istediğinin farkındayım. Şansını dene." Kararlılıkla cevap verdim.
"Annem uyuduğunda deneyeceğim."
Bu cesaret nereden geliyordu bilmiyorum ama annem babamında çok cesur biri olduğunu söylerdi. Belki de babama benziyorumdur. Beni en çok kıran şey babamın annemde hiçbir fotoğrafının olmaması. Babam öldükten sonra annem sebepsizce hepsini yakmış ve bazıları da kaybolmuş. Yani daha önce babamı hiç görmedim. Sadece annemin deyişine göre ona benziyormuşum.
Film izleyerek kafamızda ki sıkıntıları attık. Film bittiğinde saatin çok geç olduğunu farkettim. Annemin odasına gidip annemi kontrol ettim uyuyordu.
Geri odama gittim ve kapıyı yavaşça kapattım.
"Annem uyanırsa beni idare etmeye çalış. Sabaha kadar dönmezsem anneannene haber ver." Tam sihirli kelimeleri söyleyecekken Aden beni durdurdu.
"Dur!"
"Ne oldu?" Ne olduğunu anlamamıştım. Aden dolabıma ilerledi. "Üzerini değiştir belki yakışıklı bir vampir bulursun ayol. Pijamayla gitme."
Hafif kıkırdadım. "Terazi burcu olduğunu bu kadar belli etme Aden. Şuan kıyafetim umrumda değil. Gidiyorum şimdi hatta beni videoya çekti ben giderken."
Aynaya doğru baktım. Ve Selda teyzenin söylediği sözcükleri tekrarladım.
"Vera Doğa Ana ile tanışmak istiyor."
Tekrarladım.
"Vera Doğa Ana ile tanışmak istiyor."
Ve son cümle.
"Vera Doğa Ana ile tanışmak istiyor."