İçeriğe geç

SIR

Bölüm 1 · 7 dk okuma

SIR

Bölüm 1

Giriş

"Ah kafam." Düştüğüm yerden kızımın kahkahasıyla kalktım. Yine koltukta uyuyakalmışım. "Çok mu komik?" diyerek amerikan mutfağımızdaki siyah sandalyede oturan hain köfteme baktım. "Komik tabi, kaç yaşına gelmişsin hala yataktan, ay pardon koltuktan düşüyorsun,"diyerek bir kahkaha daha attı. "İnsafsız mısın Pelin? Canım acıdı," diyerek yalandan dudak büzdüm. "Yatma o zaman koltukta anne," dedi bilmiş bir tavırla. "Sen önce sütten oluşmuş bıyığını sil." Bardağa koyduğu sütü içerken durdu. Uzun uzun gözlerime baktı ve "Kar yağıyor," dedi. Gülerek cama döndüm, verecek cevap bulamamıştı. "Okullar tatil mi yine?" Kafasını iki yana salladı ve sütünü içmeye devam etti. Ben de yeniden cama döndüm ve saatime baktım, saat 06.28'idi. Gün yeni doğuyor ve aşırı derecede kar yağıyordu. "Pelin, ben üstümü değiştireceğim. Sen de giyin kahvaltı yapıp çıkalım. Üstümü değiştirdikten sonra makyaj aynamın karşısına geçtim. Kestane rengi saçlarımı taradım. Kehribar rengi gözlerimi ortaya çıkaran bir rimel sürdüm. Odamdaki işimi bitirince tekrardan mutfağa geçtim, Pelin odasında olmalıydı. Hızlıca kahvaltı sofrasını hazırladım. "Anne saçımı tarar mısın?" Pelin'in seslenmesi ile odasına gittim. Evdeki işlerimizi bitirip çıkmak için hazırlanmaya başladık. Pelin'e pembe montunu giydirdikten sonra montundan daha koyu olan toz pembe beresini taktım, son olarak beresi ile aynı renk olan atkısını boynunu doladım ve eğilip yanağından öptüm. Ben de montumu giyinip atkımı taktıktan sonra evden çıktık asansörle aşağıya indik ve binadan çıktık. Pekala Kanada'da olabilirdik ama bu soğuk gerçekten fazlaydı. Yoldan gördüğüm ilk taksiyi çevirdim ve Pelin'in okulunu tarif ettim. Okula gelince taksiciye beklemesini söyleyerek Pelin ile birlikte arabadan indim elimi tutarak okulun kreş bölümüne doğru ilerlemeye başladı. "Anneciğim bu gün vukuat istemiyorum tamam mı?" Hafifçe başını salladı içeri girince Pelin'le aynı hizaya gelebilmek için eğildim, beresini ve atkısını çıkarıp eline verdim. "İyi dersler." Yanağımdan öptü ve sınıfa girdi. Ben de taksiye binip hastaneye geldim. Hastanedeki işlerimi bitirip muayenehaneme geri döndüm, buradaki işlerimi de bitirip nihayet ofisimde oturmaya başlamıştım ki telefonum çaldı. Arayan Pelin'in öğretmeniydi hemen okula gelmem gerektiğini söyledi. Koşar adım okula gittim, müdürün odasına girdim. Pelin her zamanki ifadesi ile yere bakıyordu . Kafasını kaldırınca göz göze geldik, gözleri dolmuştu. Kafasını tekrardan yere eğdi. Böyle yapmasından hep nefret etmiştim. Müdür Pelin'e dışarı çıkardı. Müdür türktü bu yüzden bu okula vermiştim zaten. "Bakın Işık hanım bu hafta bu 4 oldu bir görseniz kavga ettiği çocuğu, gömleğini yırtmış çocuğun." Derin bir nefes vererek cevap verdim. "Haklısınız ama öğretmen sınıftayken nasıl olabiliyor böyle bir şey." "Işık hanım üstüne atlamış çocuğun burnunu kırıyormuş Az daha 3 öğretmen zor almış elinden." Sıkıntılı bir nefes daha verdim. "Çocuğun ailesi şikayetçi oldu Pelin'den ne dediysem ikna edemedim." İşte şimdi şaşırdım. "Müdür Bey Allah aşkına 4 yaşında çocuk onlar. Ne şikayeti?" Önüme bir dilekçe çıkardı ve dilekçeyi bana doğru itti ve kalem verdi. "Bir hafta uzaklaştırma alacak lütfen imzalayın." Müdürün geri adım atmayacağını bildiğim için söylenen söylene imzaladım. Dışarı çıkıp Pelin'in yanına gittim, yanına oturdum. "Neden dövdün arkadaşını?" Titreyen sesiyle cevap verdi. " O benim arkadaşım değil!" Ağlıyordu. " Neden ağlıyorsun peki?" İç çekerek anlatmaya başladı. "Sınıftaki bir arkadaşımla alay etti hani şu yürüyemeyen arkadaşım Luka." Yürüyemeyen arkadaşım kısmını sessiz söyledi. "Ben de arkadaşımla dalga geçmeye devam ederse onu öğretmene söyleyeceğim dedim. O da bana sen karışma babası.. dedi." Kendime çekip sıkıca sarıldım. "Peki sen bunu öğretmenin eve müdüre söyledin mi?" O sırada önümüzden gösterişli bir çift ve burnundaki pamuklardan ve yırtık gömleğinden Pelin'in dövdüğü çocuk olduğunu anladım. Çocuğun Pelin'e sırtığını gördüm. "Söyledim ama müdür beni ilgilendiren bir kısım olmadığını ve babasız olduğum konusunda da o çocuğun haklı olduğunu söyledi ve eğer bunları sana anlatırsan beni ve daha okula almayacağını söyledi. Tekrar iç çektiğinde yanağından öptüm burada bekle dedim ve gülümseyerek yerimden kalktım. Az önce çıktığım kapıyı çalmadan açtım. "Hop ne oluyor Işık Hanım?" Gülümseyerek masasına doğru ilerledim, elimi masaya vurarak öne eğildim. "Sen benim çocuğumu tehdit mi ettin?" Az önce imzaladığım dilekçeyi alıp müdürün gözünün içine bakarak yırttım. "Sil Pelin'in kaydını!" Adam Türkçe konuştuğumuzdan olacak Kendi oğlu hakkında konuştuğumuzu zannederek söze girmeye çalıştı sözünü keserek "Kes," dedim. Gözlerimden korktuğunu anladım .Hak veriyordum, sinirlenince gözlerimden ateş çıkıyordu İngilizce bir şekilde seninle konuşmuyorum dedim. Müdürü bırakıp adamın üstüne yürümeye başladım. "ama şunu söyleyebilirim. Sen ve senin oğlun iğrenç insanlarsınız." Gözlerimi kadın ve adama çevirdim. "Siz berbatsınız!" Müdür araya girmeye çalıştı ama başarısız oldu. "Işık hanım bakı-" "Sen bir de kendine öğretmen mi diyorsun?" Tekrar müdür masasının üstüne eğildim. " Pelin buraya gel." Nefes alış sesinden geldiğini anladım. "Özür dile çocuğumdan!" Müdür Pelin'e baktı ardından tekrar bana baktı. Elimi tekrar sertçe masasına vurdum. "Özür dile!" Ciddiyetimi anladı. "Özür dilerim Pelin." Ellerimi masasından çektim adam ve oğluna döndüm. "Özür dile!" Adam tekrar araya girdi. " Hayır benim oğlum asla özür dilemeyecek." Gülümsedim ama gülümsemem gözlerime ulaşmadı. " Tekrar söyleyemeyeceğim, seninle konuşmuyorum." Oğluyla tekrar göz göze gelerek kafamla Pelin'i işaret ettim. "Üzgünüm Pelin." Bana bakarak söylemişti. Kafamla onayladıktan sonra tekrar müdüre döndüm. "Görüşmek üzere Pelin'e elimi uzattım tuttu ve birlikte müdür odasından çıktık. Sınıftan eşyalarını aldıktan sonra Okuldan çıktık. "Seninle gurur duyuyorum." Gözlerini gözlerime sabitledi 3 defa hızlıca kırptı, ne zaman birisi beklemediği bir şey söylese böyle yapardı aniden sıkıca sarıldı. Yine gözleri dolmuştu ağlamasından daha doğrusu üzülmesinden nefret ediyorum. "Alışverişe gidelim mi?" Benden ayrıldı ve gülümsedi. "Noel alışverişi değil mi?" Sorusuyla kafamı salladım. Henüz Aralık ayının başındaydık ama bu ev süslememize engel değildi. Evimizin yakınlarında bir AVM vardı, oradan alacaklarımızı aldıktan sonra eve geldik. Bir sürü süsleme eşyası aldık. "Elini yüzünü yıka ağacımızı kuralım." Gülümseyerek banyoya doğru ilerlemeye başladı. Ben de kabanımı ve atkımı çıkardım. Pelin'den sonra da ben banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkadım aynada kendimle göz göze geldim, bu bu aralar çok sık yaşanıyordu. Kendimle göz göze gelmekten nefret ediyorum. Ne zaman böyle olsa onu görüyorum kestane rengi gözlerine yansıyan görüntümü. Hızlıca kafamı sallayarak gözlerimi kapattım. Adem elmam yanmaya başlamıştı, nefes alamıyordum. Elimle ağzımı kapattım. Çünkü iç çekmeye çoktan başlamıştım, hızlıca arkamı dönüp sifonu çektim Pelin aldığımı duymamalıydı. Birkaç tane derin nefes aldım Ellerimi tekrardan lavabonun perfazına dayadım. O sırada arka cebimdeki telefon titremeye başladı. Kayıtlı olmayan bir numara arıyordu ama kod numarasından arayan kişinin Türkiye'den aradığını anladım. Olabilir miydi? Arayan kişi o olabilir miydi? Saçmalama Işık diye geçirdim içimden nereden bulacak sanki numaranı? Arayan kişi aramayı sonlandırmadı İçimden bir ses daha sakın açma diye bana bağırdı. Telefonu açıp kulağıma götürdüm. "Abla," konuşan kişinin sesi çok tanıdıktı ama aynı zamanda çok da yabancıydı. "Abla Işıl ben" ve evet neredeyse 5 yıl görmediğim kardeşim. "Abla orada mısın?" Evet buradaydım ama aynı zamanda değildim de." Buradayım sadece şaşırdım." Işıl derin bir nefes verdi. "Numaranı annemden aldım." 20 yaşının sonunlarındaydı ve ortalama bir gencin yaklaşık 16 yaşında telefon sahibi olduğunu düşünürsek numaramı annemden almak için hiç acele etmemişti. "Nasılsın?" Sorum gayet insancaydı ama verdiği sıkıntılı nefesi telefondan bile duyabiliyordum. "Çıkar ağzındaki baklayı." Söylediğim şeyle rahatlamış bir nefes verdi. "Abla ben evleniyorum." Duyduğum şey karşısında nutkum tutuldu. Ben onun yüzünden bu ülkeye hapsolmuşken o evleniyor muydu? "Senin de bu süreçte yanında görmeyi istiyorum. Abla lütfen gel." Hevesle söylediği şeyler benim tam kalbimden vuruyordu. Arkadan annenin sesi duyuldu. " Torunumu da getir." Kafamı iki yanına sallayarak beni nefessiz bırakan düşüncelerden kurtulmaya çalıştım. "Tabii ne zaman geleyim?" Kalbim şimdiden hızlı atmaya başlamıştı. "İsteme töreni haftaya pazar yapacağız ama sen şimdiden gel, hazırlıklarda falan da senin yanımda olmamı çok isterim." "Tamam en kısa sürede gelmeye çalışacağım." Telefonu kapatıp banyodan çıktım sağa döndüm ve solonun köşesinde, camın yanında çam ağacını açmaya çalışan yavruma gülümsedim. Pelin kafasını kaldırıp bana baktı. "Anne bunu takamıyorum." Daha çok gülümseyerek yanına gittim ve ağacın ayaklarının üstüne oturtum alkışlayarak yerini de zıplamaya başladı bu sefer kahkaha attım bu halleri çok sevimli geliyordu. Ben sana bir şey soracağım. Zıplamayı bırakıp koltuğun başlığına oturdu. Ben de diğer koltuğum başlığına oturdum. "Türkiye'ye gitmek ister misin?" Kaşlarını çatarak düşündü biraz. "İsterim ama neden gideceğiz ki?" Gülümsedim. "Benim kız kardeşim yani senin teyzen evleniyormuş o süreçte de bizi yanımda görmek istiyormuş." Ciddiyetle kafasını salladı. "Ne zaman gideceğiz peki?" Yerimden kalkıp mutfağa geçtim. "Hemen." Telefonumdan yarın akşama 2 bilet aldım. Akşam yemeğinizi hazırlayıp yedik Pelin o gün kavga ettiği çocuk haricinde yaptıklarını anlattı. Yemeğimiz bittikten sonra valizlerimizi hazırladık. Evi süsleyip süslememek konusunda kararsız kaldık ama en sonunda süslemeye karar verdik. EvI güzelce süsledikten sonra Pelin'in üzeri isteği üzerine sıcak çikolata içerek kitap okuduk. Sabah kalktıktan sonra hızlıca kahvaltı yapıp evden çıktık. Muayenehaneye gittikten sonra orada 4 hasta baktım. Sonra bir aylık bir izin imzaladım yöneticisi de olsam insanlara karşı bir sorumluluk hissediyordum. Ayrıca burada olduğun sürece yanımda olan tek arkadaşım, aynı zamanda da ortağım Zehra ile vedalaştım. Zehra Azeriydi, iki çocuğu vardı ve üçüncüsü de yoldaydım Zehra benden 3 yaş büyüktü ama çok kafa dengi bir kadındı mezun olduktan sonra hemen evlenip çocuk yaptığı için hiç çalışamamıştı. Zehra ile de bu sayede tanışmıştım mezun olup 3 ay staj yaptıktan sonra muayeneye açmaya karar vermiştim. Bunu da gazetede yayınlayıp altına telefon numaramı yazmıştım. O da beni arayıp buluşmak istediğini söylemişti. Yan yana gelince ve ortak olmaya karar verince arkadaş da olmuştuk. Hayatındaki en gerçek arkadaşı bu şekilde kazanacaksın deseler hayat ta inanmazdım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.