Gözlerimi yumdum acıyla. İçimdeki kelebekler intihar etti o an. Her hücrem acıyla kıvrandı. Ben o an ilk kez Barlas'ı sevmeyi, sevmedim. Ben o an aşkın ne kadar kötü olduğunu anladım. Dolan gözlerimden bir kaç damla yaş yanaklarıma döküldü. Arkamı dönüp kapıyı sertçe kapattım. Odama doğru yürümeye başladım yavaşça. Terastan ayrılırken duyduğum son ses arkamdan gelen Barlas'ın sesiydi. 'Siktir.' Demişti. Niye ve neden dediğini anlayacak durumda değildim. Biran önce odama gidip ağlamak istiyordum.
Odaya girince zaten Simay ordaydı. Yüzündeki siyah maskeyi sürmeyi kesip bana döndü. Simay bana bakıp "Ne oldu? Rengin atmış senin." Dedi endişe içinde. Yanına oturup ona sarıldım. Dolan gözlerimi Simay'ın omzunda boşalttım. "Sakin.." Diyerek saçımı okşayan Simay'a karşı hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. "Yine mi Gaye bir şey yaptı?" Diye sordu, Gaye ne yapmadı ki? Cidden nefret ediyorum ondan.
Ağlamam durunca yani gözümde yaş kalmayınca Simay uyumam için baskı yapmıştı. Sabah konuşacağımızı söylemişti. Yatağa yatıp gözlerimi kapattım. Bu acı ile nasıl uyuyabilirim ki?
Uyumaya çalışıyordum ama gözlerim kapalıyken bile o görüntü gözümün önünden gitmiyordu. Bir süre sonra odanın kapısı çalındı. "Barlas?" Simay'ın şaşkın sesini duyunca yatağa daha çok sindim. Barlas gelmişti! Neden geldi acaba? "Bahar ile konuşmam gerek." Gözlerim kapalı olmasına rağmen tekrar doldu sesini duyunca. "Uyuyor Bahar." Dedi Simay sertçe. Sesinden Barlas'a sinirli olduğu anlaşılıyordu.
Barlas'ın nefes alış veriş sesi geldi. Sinirliydi. "Simay, önemli. Bi uyandır." Dedi, tane tane konuşuyordu. Onlara karşı arkam dönük olduğu için göremiyorum ama görmeden de Simay'ın ne yapacağını biliyorum. Simay büyük ihtimalle şuan göz devirdi. "Barlas uyuyor, yorgun." Bu sefer Simay'ın sesi sinirliydi.
Artık gözlerim kapanıyordu. Cidden yoruldum. Hem ruhen hem bedenen. Dinlenmeye ihtiyacım var.
Uyku ile uyanıklık arasında bir elin saçımı okşadığını hissetmiştim. O huzurla rahat bir uykuya dalmıştım.
Gözlerimi yeni güne açtığımda öğlen olmak üzereydi ve odada kimse yoktu. Yataktan kalkıp rutin işlerimi hallettim. Üzerime jean, kazak ve hırka giyip saçlarımı at kuyruğu yaptım. Moralim bozuk olduğu için uzun uzun hazırlanmak istemiyordum. Zaten beni güzel görmesini istediğim kimse kalmamıştı.
Dalgınca odadan çıkıp, asansörün gelmesini bekledim. Asansörün kapısı açılınca Barlas'ı gördüm. Birşey söylemek için dudağını araladı ama onu dinlemeden arkamı döndüm.
Merdivenlere ilerleyeceğim sırada Barlas kolumu tutup beni asansörün içine çekti. Beni asansörün aynasına yaslayıp asansörün kapısının kapanması için tuşa bastı.
Yakınlığından etkilenmemek için başımı yana çevirdim ama o bana çok yakındı ve dikkatli bakıyordu.
"Napıyosun sen?" Diye sordum sinirle. Gaye'ninsin sen. Uzak durman gereken ilk kişiyim. "Dün gece terastaki sen miydin?" Diye sordu, geri çekilip burun kıvırdım. "Ne önemi var ki?"
Asansördeki düğmelere basmaya devam ettim. Hızlıca açılsa da kurtulsam. Yoksa dayanamayıp 'Beni nasıl aldatırsın?' diye bağıracam.
"Sendin yani... Bahar ya-" sözünü hızla kestim. "Gaye ile sizi zaten yakıştırıyordum. Beraber olmanıza sevindim. Bana açıklama yapmak zorunda değilsin. Sana hislerim olduğunu düşünüyordun o yüzden beni kendinden uzak tutmaya çalışıyordun, bunları bana sen anlattın. Ama rahatla, Gaye ile arandaki şey umurumda değil Barlas." Dedim tek nefeste.
Barlas afallayarak yüzüme baktı. Birşey söylemek için dudaklarını araladı ama geri kapattı. Asansör durunca ona arkamı döndüm, zorla yutkundum ve asansörden indim. Dolaylı yoldan ona onu sevmediğimi söylemiştim ve bu ağırdı. Benim için ağırdı.
Dışarı çıkıp hava aldım. Gökyüzü, insanı rahatlatıyordu. Kollarımı göğüsümde bağlayıp gökyüzünü izledim. Bu izleyis uzun sürmedi çünkü Barlas yanıma gelmişti. Ne kadar tuhaf biri. Onu sevdiğimi anlayınca uzaklaşıyor. Onu sevmediğimi deyince yakınlaşıyor.
Ona bakmadan, "yine ne var?" Diye sordum sakince. Barlas iç çekti. Cevap vermeyince ona döndüm. Gözlerimiz kesişince beni izlediğini anladım. Tek kaşımı kaldırıp sorumu yeniledim. "Ne var Barlas?"
Omuz silkti. "Konuşmasak, böyle dursak sadece?" Yorgun bir ifadesi vardı. Ses tonu soru sorar gibiydi. "Olur." Dedim sadece. Banka oturup sessizce durduk bir süre. Barlas arkamdaki bir noktaya bakıp sessizce bir küfür mırıldandı. Ben ne olduğunu anlamadan beni elimden tutup kaldırdı ve yürümeye başladık. "Barlas noluyor?" Diye sordum peşi sıra yürürken. "Arkana bakma, sakin görünmeye çalış." Deyip es verdi ve bana bakıp ekledi. "Takip ediliyoruz."
Beni kim biliyo da takip ediliyoruz? Uyduruyor olmalıydı. Göz devirdim. "Başka yalan mı yok?" Diye sordum. Barlas yüzüme ciddi bir şekilde baktı. Yani yalan söylemiyor muydu? Telaşla etrafa bakmaya başladı.
Telefonunu çıkartıp birini aradı yürürken. "Takip ediliyorum. Peşime taktığın adamlara söyle otelin arkasındayım." Deyip karşı tarafı dinlemeden kapattı telefonu. Durup beni kendine çevirdi. Ellerini kollarıma koydu ve gözlerime baktı. "Otelin arka kapısından içeriye gireceğiz ve girdiğimiz an koşup saklanacağız. Arka giriş personel girişi, büyük ihtimalle depo tarzı bir yere açılıyordur. Eğer işler istediğim gibi ilerlemez ve adamlarım bizi bulamazsa... Sana ne zaman koş dersem arkana bile bakmadan otelin lobisine git." Dedi hızlı hızlı. Cevap vermemi beklemeden elimi sıkıca tutup yürümeye başladı. Verecek cevabım da yoktu zaten. Beraber personel girişinden otele girdik. Dediği gibi karanlık bir depo karşıladı bizi. Barlas ile koşup bir köşeye girdik. Erzak deposuydu ve demir büyük raflı dolaplar vardı her yerde. O raflı dolaplardan birinin köşesine girmiştik. Bizden sonra kapının tekrar açılıp kapanma sesi geldi. "Ba-" Konuşmayım diye Barlas, refleksle beni kendine çekip yüzümü göğsüne yasladı.
"Nereye kayboldu lan bunlar?" Diye sordu yabancı orta yaşlarda bir adam.
"Anladı takip ettiğimizi. Ahmet baba çok sinirlenecek. Paketleyin demişti Barlas'ı."
Kim olduklarını göremiyordum Barlas beni bırakmadığı için ama demir rafların arasındaki boşluklardan Barlas gözlerini kısmış adamlara bakıyordu. O kadar profesyoneldi ki hareketleri nefes sesi bile çıkmıyordu. Ona bir kez daha hayran kaldım.
Kapı tekrar açıldı ama bu kez çok fazla adam girdi içeriye. Ayak seslerinden anlamıştım. Merakla Barlas'dan sıyrılıp bende adamlara baktım. Çok az görünüyordu buradan ama ne olup bittiği belliydi. Gelen adamlar Barlas'ın çağırdı adamlar olmalıydı.
O an iki tarafın arasında sözsüz bir bakışma geçti ve hiç beklemediğim bir şey oldu. İki taraf aynı anda birbirine silah çektiler. Takım elbisesi bir grup insan karşı karşıya gelmiş, silah çekiyordu birbirine. Kendimi bir filmin aksiyon sahnesinde gibi hisseiyordum. Korkuyla yerimden sıçradım.
Barlas beni kendine çevirdi olanları görmemi istemez gibi. Kısa bir an göz göze geldik. Barlas gözlerime bakarken dudağının kenarı hafif kıvrıldı ama sonra hemen kendini toparlayıp silkelendi. Adamlara döndü tekrar. Barlas'ın patronunun adamları diğerlerinden sayıca üstündü. Önde duran takım elbiseli adam, "Kan dökülsün istemiyorsanız gitmeniz için 5 dakikanız var." Dedi ruhsuz bir ses tonuyla.
"Bu burada bitmedi." Dedi diğerler taraftan bir adam ve depoya bakınarak sesli şekilde bağırdı. "Ahmet abinin selamı var Barlas Ataman." İstemsizce Barlas'ın kolunu tuttum sıkıca. Nihayet adamlar gidince, Barlas ile saklandığımız yerden çıktık. Barlas kendi adamlarına baktı. "Siz gidin aynı yerlerinize takipte kalın Yakup. Birazdan gelicem yanınıza." Dedi teke düze bir sesle. Biraz önce konuşan adam ceketini ilikledi ve başını salladı. Adının Yakup olduğunu öğrendiğim adam bana baş selamı verdi ve diğer adamlara işaret verince hepsi depodan çıktılar.
Depoda yalnız ikimiz kalınca birbirimize döndük. Hiç düşünmeden ona sarıldım. O tehlikenin içindeydi ve ona birşey olabilirdi. Barlas beni sıkıca sardı kollarıyla.
"Barlas... Çok korktum sana bir şey olacak diye."
"Asıl ben korktum. Benim yüzümden sana bir şey olsa kendimi asla affetmezdim."
"O adamlar niye arıyordu seni?" Hafif geri çekilip kollarından ayrıldım. Barlas düşünceli şekilde gözlerime baktı. "Bilmemen daha iyi. Sen iyi misin?" Deyip bir elini yanağıma koydu. Dudağımı büzdüm. "Korktum sadece. Ya adamlar gelmeseydi bizi kurtarmaya?" Sesim titremişti yaşananların stresinden.
Barlas ne ara aktığını bilmediğim göz yaşlarımı sildi parmaklarıyla. "Ama bizi kurtardılar ve ikimizde iyiyiz. Ağlama." Dedi sakinleştirici bir sesle. Sesindeki tını şefkat yüklüydü. Burnumu çekip başımı salladım.
"Ne olacak şimdi?" Diye mırıldandım. Onun için endişeleniyordum.
"Şimdi... Sen odana gideceksin. Güzel bir duş alıp dinleneceksin. Ben adamlarla konuşup güvenlik çemberini genişleteceğim. Sonra bizimkiler ile vakit geçireceğiz." Dedi tane tane, bi çocuğa anlatır gibi.
Kaşlarım çatıldı. "Hiç bir şey olmamış gibi mi davranmamı istiyorsun?" Diye sordum hafif yüksek çıkan sesimi umursamadan.
"Evet. Seninle alakalı bi sorun ya da tehlike yok zaten." Dedi güven veren bir tonda. "Kendimi düşünmüyorum gerizekalı. Her an sana bir şey olabilir ama sen git ve bunları unut diyorsun." Derken ondan uzaklaştım. Koşmaktan dağılan saçımı tutan tokayı çektim. Saçımı geriye attım elimle. Sinirliydim. O adamlara, patron denen şerefsize ama en çokta Barlas'a.
"Bahar... Ben ilk kez yaşamıyorum bunları. Daha kötü olayların içinde de kaldım. Beni düşünmene gerek yok." Söylediklerinin gerçeklik payıyla dumura uğradım.
"Düşünme demekle olmuyor o işler. Her an aklımdasın. Şimdi bir de 'iyi mi?' Diye düşüneceğim!" Dedim sitemle bağırarak. Barlas hafif kaşlarını çattı şaşkınca.
"Her an seni düşünüyorum, derken?" Diye sordu titreyen sesiyle. İlk kez sesinin titrediğine şahit olmuştum. Zorla yutkundum. Ne diyecektim şimdi?
"Şey..."
"Ney?"
"Sanane?" Dedim pat diye yersiz bir sinirle. Buna konuyu değiştirmek ve kaçmak deniyordu. "Konu benim?" Dedi gözlerini kısarak. Omuz silktim. "Uyuyacağım ben. Yoruldum. Ee malum, her gün silahlı adamlar tarafından kovalanmıyorum senin gibi. Dinlenmem gerek." Dedim kinayeyle. Barlas gözlerini devirdi istediği cevabı alamadığı için olsa gerek.
Ona arkamda bırakıp odama çıktım. Yatağa uzanıp tavanı izlemeye başladım.
Sıkıntı ile derin bir nefes alıp verdim. Gerçekten her şey o kadar saçma ilerliyordu ki. Sadece kafam dağılsın diye geldiğim bu yer beni dağıtmıştı.
Aklıma ilk gelen şeyi yaptım. Annemi aradım. "Alo anne?" Dedim, annemin sesini duymaya ihtiyacım vardı. "Bahar? Uludağ'a gitmişsiniz." Dedi neşeli sesiyle. Keşke gitmeseydim. "Evet ama dönerse yakında malum tatil bitmek üzere." Dedim, sessizlik oluştu.
"Siz nasılsınız?" Diye sordum. Arkadan babamın sesi geldi ama pek duyamadım. "İyiyiz, şimdi iş için ofisteyiz. Ben seni sonra arayayım mı?" Dedi annem. Cevap vermeme musade etmeden telefonu kapattı.
Gözlerimi devirip telefonu yatağa gelişi güzel attım. Annemi arayıp rahatlamaya çalışmam hataydı zaten.
Sıkıntıyla duşa girdim. Küveti sıcak suyla doldurup dinlendirici bir müzik açtım. Saatlerce küvetin içinden çıkmadım. Resmen bedenim gevşemişti. Durulanıp bornozuma sarılarak odama geçtim. Akşam olmuştu.
Hava burada soğuk olduğu için camel rengi, dizlerimin üzerine gelen triko elbisemi ve dizlerime gelen siyah çizmemi giydim. Saçım nemli olduğu için açık bıraktım. Yüzümü ve dudaklarımı nemlendirip, dudaklarima vişne rengi gloss sürdüm. Telefonumu ve kabanımı alıp odadan çıktım. Whatsapp grubundaki mesajları okumuştum ve akşam yemeğini beraber yiyecektik.
Akşam yemeği için odadan çıktım. Kimse ile beraber yemek istemiyordum ama gitmesem de ayıp olacaktı. Sadece evime gidip uyumak istiyorum.
Kafeye gelince boş bir yere oturdum. Daha kimse gelmemişti. Önden sipariş verdim. Erken bitirip erken kalkmak istiyorum.
Yemeğim gelmeden bizimkiler ard arda geldiler masaya. Simay yanıma, Barlas karşıma, Ege Simay'ın karşısına. Oğuz diğer yanıma, onun karşısına Batu ve Batu'nun yanına Gaye ve Oğuz'un yanına Derin oturmuştu. Herkes siparişini vermiş grup halinde sohbet ediyordu. İsteksizce bende arada dahil oldum sohbete.
Siparişler gelince -ki ilk benim gelmişti ve nezaket kurallarını umursamadan başlamıştım yemeğe.- herkes yemeğine odaklandı.
Yemeğim bitince, onlar henüz yarısındaydı yemeğin. "Afiyet olsun size." Diye mırıldandım teke düze bir sesle. Ayağa kalktım, yüzümden düşen bin parçaydı ama bu benim sorunum değildi. Moralim bozuktu ve istemediğim halde etrafa gülücükler saçmayacaktım.
Yatağa uzanıp Aşkı Memnu izlemeye başladım. Bir süre sonra uykum gelince kendimi uykuya teslim ettim.
♡(˃͈ દ ˂͈ ༶ )
Gözlerimi açınca Simay'ın diğer yatakta uyuduğunu gördüm. Telefonumu elime alıp saate baktım. Daha sabahın beşi bile değildi. Erken uyursam erken kalkardım. Doğanın kanunu bu.
Üstüme rahat kıyafetler giyinip odadan çıktım. Dışarıya çıkıp yürüyüş yapmaya başladım. Simay onlar merak etmesin diye telefonumdan ona mesaj atmaya karar verdim ama mesaji yollamadan telefonum kapandı.
Telefonumu hırkamın cebine koydum. Otelden biraz uzakta tenha bir alan vardı. Her yer karla kaplı olduğu için botlarımla bata çıka oraya ulaştım. Uzaktan çok hoş görünüyordu ve buraya geldiğimden beri merak ediyordum burayı. Hoşuma gitme sebebi sessiz ve sakin duruyor olmasıydı. Pek insan yoktu etrafta. Mp3 çalarımı yanıma aldığım için kendimi tebrik edip kulaklığımı taktım. Bir süre kendimle baş başa kalıp geri dönecektim. Bi süre şarkı eşliğinde yürüdükten sonra, havanın hafif kararmaya başladığını farkettim. Ne kadar çabuk geçmişti zaman yürürken? Yalnız kalmak iyi gelmişti. Geldiğim yolu geri döneceğim sırada yabancı yollarla yerimde duraksadım. Otel görünürde yoktu.