"Jeon derhal odama geliyorsun!"
Gözlerimi yumarak burnumdan titrek bir nefes saldım havaya. Gözlerimi geri araladığımda, "Neden bunu yaptın?" diye fısıldadım Jimin'in pişkince gülümseyen yüzüne bakarak. Omzunu umursamaz bir tavırla silkti. "Ceza alman beni mutlu edecek, çünkü bunu hakkediyorsun!"
"Çok kötüsün." diye mırıldandığımda tiz bir kahkaha attı. Dişlerimi sıkıp ona omuz atarak yanından geçtim.
Bileğimden tutarak beni attığım ilk adımda durdurduğunda sinirle burnumdan derin bir soluk çektim içime. "Sakın ona kur yapma, seni mahvederim Jeon!" diyerek göz dağı vermek istercesine tısladığında, dişlerimi sıkmaya devam ederken çenemi sağa sola oynattım.
"Bırak bileğimi! Kendinle karıştırma beni!" diye hırlayarak onu tüm gücümle iteklediğimde, parmaklarının baskısından kurtulmayı başardım.
Resmen ceza almam için bana iftira atmıştı! O gerçekten de kötü biriydi. Bay Kim'e karşı hislerine karışamazdım, ama bu beni ezebileceği anlamına da gelmiyordu! Onun tarafından aşağılanamazdım! Jimin bu evin efendisi değildi! Benimle aynı konumdaydı!
Bay Kim'in çalışma odasının kapısı önüne vardığım anda öfkem bir toz bulutu gibi dağılarak kayboldu. Yerine katışıksız gerginlik tohumları hücum etti. Gergince yutkunarak titreyen kolumu kaldırıp kapıya tıklattım yavaşça.
"Gir!" İçeriden gelen komut ile, kapının kulpunu çevirerek güç bela aralamayı başardığım gibi kapıdan usulca içeriye sızdım.
Kapıyı ses çıkarmamaya özen gösterecek bir yavaşlıkta kapatıp odanın içine doğru bir adım daha atıp duraksadım.
Başımı önüme eğmiş, ellerimi önümde birleştirmiştim.
Rüzgar gibi yanıma gelen Bay Kim, belimden yakaladığı gibi beni duvara çarptırdığında nereden geldiğimi şaşırdım. Belimin arkasına sarmaladığı kolu sayesinde, kalçalarımı duvara çarpmama engel olmuştu. Ancak sırtım bu çarpışmadan kurtulamamıştı.
Acıyla inlerken, şokla çarpılan yüzüm onun gözlerine tırmandı doğruca. İlk defa kapının bu kadar yakınında olması beni afallatmıştı. Genelde masasının önündeki pencerede veya deri koltuğunda oluyordu.
Ellerini belimden çekip başımın iki yanında duvara sabitlerken üzerime eğilince nefesim tekledi. Bana yakınlaşınca dün gece dudaklarıma değen dudaklarının o yumuşak ve sıcak baskısını anımsayınca, kasıklarım sızladı.
Bakışları uçurum kadar derindi. Yüzü ifadesizdi. Tek mimiği oynamıyordu. Dudakları düz bir çizgi halindeydi, ancak dişlerini sıkmıyordu.
Tek kelime etmeden bana bakıyor olması, fırtına öncesi sessizliği andırıyordu. Bu düşünce daha çok gerilmemi sağlarken, taşlaşan dudaklarımı konuşmak adına güçlükle aralamayı başardım.
"Bay Kim, Jimin yalan söylüyordu. Ben tüm gün boyunca çalıştım, cidden çok çalıştım. Bana inanmıyorsanız, Kâhya Min Yoongi ya da diğerlerine sorabilirsiniz." O kadar hızlı konuşmuştum ki, uzun cümlemin sonunda soluklanma ihtiyacıyla ufak bir duraksama yaşadım. Bir diğer konuya da değinmem gerekiyordu. Sessizliğinden fırsatlanarak konuşmaya devam ettim.
"Ayrıca şey ben çalışma odanıza dosyanızı bı-bırakmak için gelmiştim ve yemin ederim odanıza çekildiğinizi za-zannediyordum. Kapınızı çalmadan içeriye girdiğim için hatalıyım çok çok özür dilerim."
Sağ elini duvardan yavaşça ayırdı. Petrol yeşili kravatını çekiştirip gevşeltirken, başını hafifçe iki yana salladı. Siyah gömleğinin yakaları adem elmasına kadar kapalıydı. Gömleğinin tüm düğmelerini ilikleyerek nasıl rahat edebiliyordu, bilmiyordum ama biraz bunalmış olmalı ki, kravatını gevşetme ihtiyacı duymuştu.
Erkeksi parfümünün yoğun kokusuyla burun deliklerim sızladı. Kravatındaki parmakları oradan usulca çekildi. Ancak uzun ve kemikli parmakları hiç beklemediğim bir şekilde tenime temas etti. Parmak uçlarıyla dudaklarımı okşadığında titredim. Derince iç geçirdi ve dudaklarına tembel bir gülüş yerleşti.
Tanrım... Dokunuşlarında kayboluyordum ve içimde başkaldıran bu garip hisse engel olamıyordum.
"Sence tüm bunlar şu anda umrumda mı?" Burnunu yanağıma sürterken, tenime fısıltısını bıraktığında bedenim kaskatı kesildi. Bulunduğum yere çivilenmişim gibi hissettim o anda. Aşağılarcasına bağırarak konuşmasını bile henüz hazmedememişken, fısıltısı çok daha büyük bir etki yaratmıştı üstümde. İçim büsbütün karıncalanıyordu resmen. Ah Tanrım bu da neydi böyle?!
"Neden bu kadar güzel kokuyorsun lanet olası?" Burnunu boynuma doğru kaydırırken, sıcak nefeslerinin tenime temasıyla zangır zangır titredim. Beni kendine mıknatıs gibi çekiyordu. Ve ben etkilenmekten kendimi alıkoyamıyordum.
Sıcak ve nemli dudakları boynuma küçük bir dokunuş bıraktığında gözlerimi yumdum. Dudaklarının yumuşak baskısıyla kasıklarım delicesine sızladı.
"Bir daha..." dedi ve duraksayıp boynuma yumuşak ama buz gibi olan nemli dudaklarını bastırdı. "Ben çağırmadan..." diye devam ederken, dudaklarının soğukluğuna tezatlık oluşturan sıcak nefesleri tenimi sıyırdı geçti. Bu defa dudakları alt dudağımın altındaki benimin üstüne sulu bir öpücük bıraktığında dizlerim titredi. Öpücüklerinin etkisiyle gözlerimi açık tutamıyordum bile. Tanrım!
"Odama girmek yok Jeon!" Çenemden yakalayıp başımı çevirerek kulağımın arkasına sesinin sertliğiyle eş değer sayılabilecek düzeyde bir öpücük daha kondurdu. Bacaklarımın arasına balyozla vurulmuş gibi kasılıp kolları arasında titrerken, bana eziyet çektirmek istercesine dudakları orada oyalanmaya devam etti.
Nemli dudakları arasına kulak mememi alarak sıkıca emdiğinde, dudaklarımdan fırlayan iniltiye mani olamadım. Ne kadar kendimi inlememek adına sıksam da başarısızlıkla sonuçlandı.
Diliyle kulağımın arkasına bir şerit çizecek şekilde yaladı boydan boya. Sıcak dilinin bedenimde yarattığı etkiyle sarsıldım deliler gibi. Elektrik akımına kapılmışım gibi titrediğimi görünce geri çekildi. Bu yaptıklarıyla hipnoz edilmiş gibi hissediyorken, dokunuşlarının tenimden ayrılması sonucunda boşluğa düşmüş gibi hissettim.
"Gözlerini aç Jeon!" diye hırladığında, kesik kesik nefeslerim eşliğinde onun sözlerine itaat edip kirpiklerimi titreştirerek aralamayı başardım.
Böylece bakışlarımız orta yolda çakıştı. Ancak bu sadece anlıktı. Çakmak gibi parlayan kısık irisleri gözlerimden ayrıldı ve yüzümün her bir karışında dolanmaya başladı.
İşaret parmağının boğumuyla çenemi okşadı. Dokunuşuyla yeniden titredim.
Derhal kendime gelmeliydim. Ondan etkileniyor olamazdım. Olmamalıydım. Çünkü o sadece benimle yakınlaşmıyordu. Jimin'le onu basmıştım ve bu... Bu sahneyi görmek inkar edemeyeceğim şekilde hoşuma gitmemişti. Sanki buna hakkım varmış gibi... Dün bana ceza verdiği için ona kızgın bile değildim. Çünkü her şey benim suçumdu.
Ama şu anda bir kez daha aynı cezayı almak gerçekten de istemiyordum. Çünkü Jimin bana düpedüz iftira atmıştı.
"O kadar toysun ki, sadece şu dokunuşlarımdan bile etkileniyorsun." Tenime fısıldayarak konuşması, bağırmasından çok daha korkunç hale geliyormuş gibi hissediyordum artık. Söylediği sözleri hazmetmeye çalışırken sertçe yutkunup gözlerimi kırpıştırdım.
"Hayır." diye itiraz ettim kendimden hiç beklemediğim bir hızla atılarak.İtiraz etmek her zaman en kolay yoldu.
Kaşları alaycı bir ifadeyle kalkıp inerken, dudaklarına iğneleyici bir gülücük asıldı.
"Dokunuşlarımdan etkilenmiyorsun yani?!" Sesi bir tık yükselse bile, gür çıkan bağırışlarına oranla, halen daha kısık sayılabilirdi. Gözleri sorgulayıcı bir hale bürünürken, dudağının tek bir yanı kibirli bir ifadeyle yukarıya kıvrıldı.
Beklersem tereddüt yaşayacağımı biliyordum. Dudaklarımı sımsıkı birbirine bastırıp başımı onu onaylarcasına salladım yavaşça.
Gözleri kısıldı, kaşları hafifçe çatılırken başını sağ omzuna doğru eğdi. Göz bebekleri aşağı yukarı hareket ederek tepkimi ölçmek istercesine beni göz süzgecinden geçirdi. Ciddi ifademi koruduğumu fark edince dudaklarını büzerek ıslık çaldı.
Islık sesi kulaklarımın pasını silip geçti, gecenin sessizliğinde büyük bir yankı bıraktı.
Dudakları hafif aralık bir hale gelirken, diliyle yanağının içini dövercesine dürtükledi. Sert baskısı nedeniyle yanağını yarıp geçmek istercesine dönüp dolandı dili ağzının içinde.
Dudakları arsız bir gülücükle aydınlandı bir süre sonra. "Test edelim mi?" diye sordu.
"Ben haklı çıkarsam benim istediğim bir şeyi yerine getireceksin, sen haklı çıkarsan sana ceza vermeden buradan göndereceğim!" dediğinde köşeye sıkıştırılmış gibi hissetmeden edemedim. Sözlerini işittiğim saniyede beynimde tehlike çanları çalmaya başladı.
Siktir... Sessizliğimi koruyunca bunu büyük bir kabulleniş olarak gördü. O memnuniyetle gülümserken, ön dişlerimi alt dudağıma sapladım.
Bana ceza vermesini istemiyordum. Kalçalarım henüz iyileşmemişti bile. Ne olursa olsun onun dokunuşlarına karşı direnmek zorundaydım. Ancak bu şekilde bana ceza vermesinden kurtulabilirdim. Dokunuşlarından etkilenmeyecektim, hayır!
Yapabilirdim. Bunu başarabilirdim, iradeli olabilirdim!
"O zaman başlayalım. Gel bakalım yakınıma Jeon!" diyerek belimden yakaladı ve beni neredeyse dudaklarıma değecek şekilde yakınına çektiğinde derin bir nefes aldım hızla. Hem cesaret, hem de sakin kalmaya çalışma nefesiydi bu.
Omzuna doğru eğdiği başını kaldırdı ve burnu burnumun ucuna değerken, delici bakışlarıyla gözlerimi esir aldı. Alnını alnıma yasladığında kesik bir nefes saldım havaya. Tanrım! Çok büyük tehlike arz edecek şekilde yakınımdaydı. Dudaklarını kımıldatsa, dudaklarıma değecek kadar yakınımdaydı!
Sıcak ve keskin nefesleri doğrudan dudaklarımı yarıp geçiyordu. Solukları aralık dudaklarımın arasından içeriye sızarak benim soluklarıma karışıyordu.
Belimi sıkıca sarmalayan kolu oradan bir santim bile kıpırdamaksızın, sabit dururken, boşta kalan eli elbisemin eteklerinden içeriye sızdığında dudaklarımı sımsıkı birbirine bastırıp dişlerimi kırmayı amaçlarcasına sıkarken, gergince yutkundum.
Tepki verirsem kaybederdim, ama ben... Tüm bu dokunuşlarına esir olmaya hazırken nasıl direnebilirdim? Tanrım...
İnce ve uzun parmakları, aceleci olmayan tavırlarla bacağımın iç kısmında gezindi. Terli parmakları bulunduğu noktada oyalansa da, iç çamaşırıma yükselmekte gecikmedi. Parmak uçlarını kasıklarıma kadar sürükleyip boxerımın lastiğine çıkarttı. Ona karşı tepki vermemek için insan üstü çaba harcamak zorunda kalmıştım. Tepki vermemek adına kendimi sıkmaktan tüm kaslarım milimine kadar kaskatı kesilmişti.
Parmak boğumları göbek deliğimin çevresinde daireler çizmeye başladığında kasılan bedenim büsbütün karıncalandı. Kendimi o kadar çok sıkıyordum ki, yumruk haline getirdiğim parmaklarım uyuşmaya başlıyordu ufaktan. Tırnaklarım avuçlarımı delip geçebilecek kadar şiddetli baskı uyguluyordu ellerimin ayalarına. Huh sakin ol Jungkook, ceza almak istemiyorsan sakin olmalısın, tahrik olmamalısın... Yapabilirsin...
Çakmak gibi parlayan gözleri, tenime dokunup temas ettikçe gözlerimin önünde, anbean koyulaştı. Katran karasına bulanan gözleri, şimdi dipsiz kuyuları andırıyordu.
Başımı hafifçe geriye çekerek aramıza bir kaç santimlikte olsa mesafe açmayı başardım. Ancak bu da ne yazık ki sadece saniyelik sürdü. Bana doğru eğilerek, az önce açtığım mesafeyi saliseler içerisinde, istikrarlı bir şekilde kapattı. Başımı yana çevirirsem onun yüzüne değme olasılığım yüksekti, bu riski alamadığım için gözlerimi yuvalarında çevirerek bakışlarından kaçındım. Tanrım! Kasıklarımda şiddetli bir sancılanma vardı ve damarlarımda akan kanın yerini alevler sarmalamış gibi hissediyordum. İçimde yangın çıkmak üzereydi!
"Gözlerini gözlerimden ayırma Jeon!" diye hırladı, parmakları kasıklarımda arsız seyahetini sürdürüyor, dokunduğu her noktaya alevler bırakıyordu. Onun baskıcı sesi karşılığında gözlerimi koyulaşan irislerine çevirip bakışlarımızı orta yolda buluşturdum.
Burnunun ucuyla, burnumu dürtercesine tenime sürttüğünde, kapanmak için sınırlarımı zorlayan gözlerimi açık tutmak için onları kırpıştırırken, başımı biraz daha geriye çekmek için hamle yaptığımda onun otoriter sesini işittim. "Başını bir kez daha geriye çekersen seni öperim, duyuyor musun?!" Sözlerini hazmetmekte güçlük yaşarken, ağzım bir karış aralandı. Bedenim kazanlara atılmış gibi kavrulurken, o keyifli bir şekilde kıkırdadı.
"Ya da dur, vazgeçtim. İşi daha da zevkli hale getirelim. En ufak bir hareketinde seni öpeceğim Jeon!"
Aval aval ona bakarken gözlerimi kırpıştırırken itiraz etmek için dudaklarımı araladım.
"A-ama Bay Kim-" Kalın dudakları ağzımın ortasına sertçe kapandığında gözlerim yuvalarından çıkmaya ramak kalana dek irileşti. Vücuduma çarpan şok dalgası beni yıkıma uğratacak kadar şiddetliydi.
Sıcak ve nemli dudakları, benimkilerin üstünde baskıcı olmayacak bir yavaşlıkta kımıldarken, yüzümün aldığı şok ifadeye karşın, dudakları dudaklarımın üstünde gerildi. Gülüyordu. Halime gülüyordu! Tanrım!
Gerilen dudaklarını geri çekmeden önce, sert bir şekilde benimkilere bastırdı ve dudaklarımızın temasını sonlandırdı. Geri çekildiğinde ağzım bir karış aralanmış ve gözlerim irileşmiş bir ifadeyle onu izlemeye devam ettim.
Oh Tanrım bu öpücük karnımda uçuşan kelebekleri tetiklemişti. Kasıklarım delicesine sızlıyordu.
"Uyarmıştım." diye hırıltılı bir sesle homurdandı dudaklarımın üstüne. Gözlerimi kırpıştırarak eski hale dönmelerini sağlarken dudaklarımı yavaşça birbirine bastırıp sertçe yutkundum.
Tam o sırada, parmaklarını kasıklarımdan aşağıya ani bir hamleyle kaydırarak elinin ayasıyla aletimi dürtüklediğinde bu saldırıya hazırlıksız yakalanan bedenim şiddetle sarsıldı.
Aletimi avuçlayarak sıktığında, genzimden fırlayan iniltiye mani olamadığım gibi başım benden habersiz geriye doğru kayıp duvarın sert yüzeyine kadar uzandı ve hafifçe çarptı.
Nabzım deliler gibi hızlanırken, düzensizleşen nefeslerimi esir almak ister gibi bir kez daha dudaklarıma yapıştı. Ah! Hareket etmiştim!
Aralık dudaklarımdan dilini içeriye daldırması saniyeler içerisinde gerçekleşti. Dili önce damağımı, ardından yanağımın iç kısımlarında turlayarak içimi gıdıkladı. O beni öptükçe bir tereyağı gibi eriyordum. Tanrım! Hayır hayır, acilen toparlanmam gerekiyordu. Kendine gel Jeon!
Öpücüğüne karşılık vermiyor olsam da, dudaklarımın üstünde dans eden kalın ve biçimli dudaklarının verdiği his çok farklıydı. Ben hayatımda hiç kimseyle öpüşmemiştim ve şimdi böyle bir hissi yaşamak çok yoğun gelmişti. Kaldıramayacağım kadar fazla.
Parmakları hızlıca yukarıya tırmandı ve ben daha parmaklarının hızını takip edemezken, boxerımın içinden aşağıya sızdı eli. Parmakları çıplak aletimi sıkıca sarmaladığında, dudaklarının üstüne boğukça inledim. Tanrım! Şu an çok büyük bir günahkâra dönüşüyordum onun ellerinde.Bedenim kontrolünü kaybetmek üzereydi. Yoldan çıkmama ramak kalmıştı. Lanet olsun, hayır lütfen sakin kal Jeon! Sakin kalın hormonlarım!
Sıkıca parmaklarıyla sarmaladığı aletimi boxerımın dışına çekerek çıkarttığında, dudakları dudaklarımdan ıslak bir sesle ayrıldı. Soluk soluğa kalmış bir şekilde delicesine inledim. Kahretsin! Beni çok feci şekilde baştan çıkarıyordu!
"Gerçekten hiç etkilenmiyorsun dokunuşlarımdan Jeon!" dedi iğneleyici bir sesle, kolları arasında ne hale geldiğimi dikkatle izlerken, keyifle sırıttı. Sesi hiç olmadığı kadar boğuk çıkmıştı. Kiraz gibi parlayan dudaklarına bakışlarım kaydı.
"Devam etmemi deli gibi istiyorsun, değil mi?" Dudaklarındaki gözlerimi zar zor gözlerine tırmandırmayı başardım. Kışkırtıcı sesine karşılık sadece soluk soluğa ona bakarken, gözleri itinayla kısıldı.
Ardından parmakları arasında sabit tuttuğu erkekliğimi çekmeye başladığında boğuluyormuş gibi sesli bir nefes aldım. Oh Tanrım!
Eli hareket etmeye başladığı anda içimde havai fişekler patlıyormuş gibi, şiddetle sarsıldım.Deli gibi etkileniyordum ama ceza almak istemediğim için, aynı zamanda da ondan etkilenmemin doğru olmadığını düşündüğüm için bunu kabul edemezdim. Sesli bir şekilde dile getiremesem de bunu fazlasıyla tepkilerim ve iniltilerimle belli etmiş, çoktan açığa çıkarmıştım.
"Dokunuşlarımdan etkilenmiyorsun, hmm?" El hareketleri hızlandıkça hızlanırken, ayakta durmakta güçlük yaşayarak anlık dengemi kaybettim. Ayak tabanlarım geriye doğru savsaklarken, belimi sıkıca tutan koluna doğru yalpaladım.
"Seni öpmem için sürekli kıpırdıyorsun Jeon." diyerek dudaklarımın üstüne fısıltısını bırakıp alt dudağımı kendi ağzı içine çekiştirerek hafifçe emdiğinde göz kapaklarım kapanmak için delilercesine titredi.
Bir yandan beni öperken, diğer yandan beni çekmeyi sürdürünce, hayalarıma kızgın demirler saplanmış gibi şiddetle sızladı.Ah Tanrım... Bu nasıl bir hazdı böyle...
Öpücüklerinin yumuşaklığının aksine, el işi mümkünmüş gibi hızlandıkça hızlandı. Aletim terli parmakları arasında can çekişmeye başladı.
"Bana seni öpmekten başka şans bırakmıyorsun." dedi ağır ağır dudaklarımın üstüne doğru konuşarak. Sesi olağanüstü bir şekilde dingin çıkmıştı. Alnını alnıma dayamış ve fazlasıyla yakınımda kalmaya devam ediyordu. Dudakları hâlâ dudaklarımın dibindeydi, ancak öpmüyordu. Sabit bir şekilde sadece sert soluklarını doğrudan dudaklarıma salıyordu.
El hareketlerinin ritimle uyguladığı gel-gitleriyle kanım deliler gibi fokurdamaya başladı. Ne kadar kendimi sıkarsam sıkayım, dudaklarımdan fırlayan iniltilerin önüne geçemeyecek kadar kontrolümü anbean kaybediyordum.
"Gerçekten hiç etkilenmiyorsun Jeon." Sesinden alay akıyordu. "Kaybettin." El hareketleri yavaşladı ve sonunda durdu. Parmaklarının uçlarıyla aletimin başını sıvazladığında, tüm vücudum baştan aşağıya kasıldı. Dudaklarımdan fırlayan haykırış seslerim kulaklarımda çınladı.
Tüm dünya üzerinden silinmek, yerin dibine girip kaybolmak isteyeceğim olayı yaşadım sonra.
Onun parmaklarının üstüne boşaldım. Evet. Lanet olsun ki, ona karşı direnemedim.
Bu dokunuşlarıyla kendimden geçmeden direnebilmem imkansızdı. O) bana bu şekilde temas ederken tahrik olmamamın mümkünatı yoktu ki... Üstelik bu kadar tecrübesiz ve dokunuşlara yabancı olmama rağmen aç hissederken... Daha fazlasını yaşasak nasıl olurdu diye düşünmeden duramıyordum ve buna engel olamıyordum.
Kendimi ne kadar sıkarsam sıkayım, orgazm kendine bir kapı aralamayı başarmış ve serbest kalıp beni de yarı yolda bırakmıştı.
Kaskatı kesilen bedenim orgazm olmamın etkisiyle baştan tırnağa uyuşmaya başladı. Vücudumdaki tüm kanın yanaklarıma pompalandığını hissettim o an. İnanılmaz utandım.
Bay Kim, cıklayarak geri çekilirken, ceketinin sol göğüs kısmındaki ufak cebinde düzenle katlı duran beyaz saten mendili çıkarttı ve parmaklarını sakin bir tavırla silerken gözleri üzerimden çekildi.
Belimi tutan baskısından kopmuş olduğum anda ayak tabanlarım yalpaladı ve sırtımı, neredeyse bir adım arkamda duran duvara çarpmaktan kurtulamadım.
Ense kökümden ayak parmaklarıma kadar uyuşan vücudum, pekmez kıvamına gelip parmak uçlarıma akacak kadar gevşeyen beynim ile rezil bir şekilde karşısında soluk soluğaydım. Patronumun parmaklarına, ceketine boşalmıştım! Bundan ötesi var mı?! Tanrı aşkına!
Gözlerimi kırpıştırarak, kuruyan dudaklarımı sımsıkı birbirine bastırdım. Pahalı ceketine fışkıran beyaz sıvıma bakarken inlememek için dilimi ısırdım. Üzerine sıçrayan öz sıvım ceketinde bir mum gibi kuruyup kalmıştı. "Ço-çok öz-özür dilerim ben şey temizle-"
Kaşlarıyla zemine kadar sıçrayan sıvımı işaret etti. Bir kısmı yere de fışkırmıştı. Tanrım!
"Burayı temizle ve yatak odama gel." dediğinde aptallaşmış ifademle yüzüne alık alık baktım. Doğru mu duymuştum yoksa bu kulaklarımın bana oynadığı bir oyun muydu?
Parmaklarını temizlemeye son verdiği gibi elindeki mendili yere fırlattı ve benim yüzümden mahvolan siyah vatkalı ceketini, geniş omuzlarından çekip çıkarttı.
Ters çevirerek kolunun iç kısmına attığı ceketiyle bana doğru eğildiğinde tırnaklarımı avuçlarıma sapladım. Dudaklarını kulağıma yaklaştırdı. "Cezanı vereceğim." Fısıltısını oraya bıraktıktan sonra, kulağımın arkasına sulu bir öpücük kondurup uzaklaştı. Dudaklarının soğuk temasıyla zangır zangır titrerken sertçe yutkundum.
Boğazıma görünmez bir kobra yılanı sarılmış ve beni boğuyormuş gibi derin nefesler alırken, o beni gerisinde bıraktı. Ve beni gerçekten de odasına çağırdığını doğrulayacak şekilde, otoriter sesi kulaklarımda çınladı. "Odamda seni bekliyor olacağım, çabuk ol Jeon!" Çift kanatlı kapıyı aralayıp dışarıya çıkarken söylediği son söz bu oldu.
