İçeriğe geç

Sınırın ucunda

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Sınırın ucunda

Bölüm 2

Bölüm 2: Nox

Elindeki hançeri bana doğru sallıyordu. Son anda sola doğru bir hamle yaptım. Omzumu sıyırmıştı. Biriken sıcak kanı hissettim. Maskeli adam bir hamle daha yaptı. Bu sefer kaçmayı başardım. Adam dengesini kaybetti ve bundan faydalanarak elimdeki kılıcı adamın karnına sapladım. Adam, yere yığıldı. Ölmemişti ama çok kan kaybediyordu. Ölmeliydi. Ölecekti.

Arkama döndüm, küçük kız ve annesi duvarın kenarına sığınmışlardı. Yanlarına gittim ve irkildiler. ‘’Ben dostum, size zarar vermeyeceğim.’’ kız ve annesi bana minnettar olmuşçasına bakıyorlardı buralarda iyi insan görmeye alışkın olmadıkları kesindi. ‘’Bence şimdi evinize gitmelisiniz. Buralar pek tekin değil.’’ Hemen başlarını salladılar ve koşar adımlarla ilerlediler.

O anda kanayan yaramı fark ettim. Acıyordu ama daha da kötülerini yaşamıştım. Acıya alışkındım. Ruhumdaki derin yaralar omzumdaki kesikten daha derindi. Yerde yatan adama son bir kez bakıp barakanın yolunu tuttum. Kısa bir yürüyüşten sonra tanıdık sokağa vardım. Tahtaları sarkan, yıkık dökük eve girdim. Tanıdık baharat kokusu beni karşıladı.

Everett, girişin hemen solundaki mutfakta özel karışımlarından birini hazırlıyordu. Benim geldiğimi duyunca ağır hareketlerle bana baktı. Kanayan omzumu gördü. “Ah Nox, ne zaman beladan uzak duracaksın ?” Bela ile bir derdim yoktu aslında, burada yaşıyorsanız bela sizi çekerdi. “Neyse, tam da yaralar için faydalı bir merhem hazırlıyordum gel de bir bakayım.” Yanına gittim ve omzumu sıyırdım. Derin bir yaraydı. Everett bir parça pamuk aldı ve yaramı temizlemeye başladı. İstemsizce yüzümü buruşturdum. “Şimdi söyle bana nasıl aldın bu yarayı ?” Olanları tekrar hatırladım. “Sokakta küçük bir kız ve annesi gasp ediliyordu. Ben de gerekeni yaptım.” Everett gülümsedi. “Senden de başka bir şey beklenmezdi.” Adalet duygusu yüksek biriydim. Yaşadığım yerde hiç olmayan bir duyguydu bu. Everett yaramı temizlemeyi bitirdi. Bana doğru döndü ‘’ yine kabileler birbirine girmiş duyduğuma göre. Bu aralar evden pek çıkmasan iyi edersin, ortalık karışık.’’ Haklıydı, son zamanlarda kabileler arasında büyük kavgalar çıkıyordu. Kendimi bildim bileli Gredorya’da kabileler arası kan davaları ve kadalar olurdu ama özellikle son bir yıldır bu oran fazlasıyla artmaya başlamıştı. Everett’e dışarı gereksizce çıkmayacağımın güvencesini verdim ve ona yardım etmeye koyuldum.

Yaşadığımız yer, zayıf, sarı bir ışıkla aydınlatılıyordu. Tahta zeminde yer yer delikler bulunuyordu. Hemen sol tarafta sayısız baharatın bulunduğu küçük bir mutfak vardı. Everett, baharat ticaretiyle uğraşıyordu. Sık sık gezilere çıktığından genellikle yanlız kalmaya alışkındım. Mutfağın karşısında yıpranmış kanepe bulunuyordu. Evin içerisinde benim odamın bulunduğu ek bir kat vardı. Kendime ait bu alanda, sayısız kitap vardı. Bu kitaplar benim tek eğlence kaynağımdı. Everett aslında benim ne babam ne de abimdi. Ben küçükken beni Gredorya’nın acımasız sokaklarında bulmuştu söylediğine göre. O günden beri beraber yaşıyorduk. Bana hayatı öğreten kişi Everett’ti.

Birlikte baharatları düzenlemeye başladık. ‘’Son zamanlarda neden kabileler bu kadar alevlendi ?’’ Everett sorumu düşündü. ‘’Bilmiyorum ama bunun arkasına bir şey var…’’ Everett’in gözlerinden bunu daha önce düşündüğü anlaşılıyordu. Bilmediğim şeyler vardı. Baharatları düzenlemeyi bitirince odama çıktım. Elime okuduğum kitabı aldım. Odaklanmaya çalıştım ama odaklanamıyordum. Belirsizlikten nefret ediyordum ve son zamanlarda sanki her şey belirsizlikten ibaretti. Odaklanamayıp kitabımı kapattım ve tekrar aşağı indim. Everett beni gördü ‘’ Seni gördüğüm iyi oldu, benim de tam da seninle konuşmam gereken şeyler vardı.’’ Meraklanmıştım. Eliyle eskimiş kanepeyi gösterdi, yan yana oturduk, çok geçmeden söze başladı. ‘’Oğlum, biliyorum geçmişim hakkında pek bir şey bilmiyorsun.’’ Doğruydu, neredeyse 20 yıldır tanıdığım Everett’i hiç tanımıyordum aslında. Geçmişte gençken neyle uğraşıyordu, ailesine ne olmuştu… Pek konuşkan biri değildi. Az ama öz konuşurdu. Küçükken tek umursadığım şey başımı sokabileceğim bir evdi. Ama büyüdükçe sorgulamaya başladım, çokça kez sordum ama aldığım tek cevap zamanı gelince her şeyi öğreneceğimdi. Belki de artık zamanı gelmişti. Başımla onayladım, sözüne devam etti. ‘’Sana zamanı geldiğinde her şeyi anlatacağım, her şeyi. Ama önce emin olmalıyım.’’ Her zamanki gibi açık konuşmuyordu. Sözüne devam etti. ‘’Bak, ben eskiden Gredorya’da yaşamıyordum.’’ Saçmaydı. Neden bir insan Gredorya’ya sonradan gelir ki. Diyar’ın herhangi bir köşesi buradan daha iyidir. ‘’ Biliyorum, bir insanın buraya sonradan gelmesi mantıksız ama geçerli sebeplerim vardı.’’ İlk defa ağzımı açtım. ‘’Peki nerede yaşıyordun ve neyle uğraşıyordun ?’’ söylemekle söylememek arasında kalmıştı. Uzun bir süre düşündü ve sonunda cevap verdi. ‘’Ben eskiden Lunaris’te yaşıyordum.’’ Şu sınırın ötesindeki cennet krallık Lunaris mi ? Yavaşça başını salladı. Hala çok saçma geliyodu. Biri neden Lunaris gibi bir krallığı bırakıp da bu çöplüğe gelirdi ki. ‘’Başka bir soru sorarsan cevaplamayacağım haberin olsun. Şimdi gel de bana toparlanmam için yardım et.’’ Zaten normalden daha fazla bilgi vermişti, daha da fazlasını isteyemezdim. ‘’Bir yere mi gidiyorsun ? Daha yeni Fedoch’dan geldin.’’ Everett onaylarcasına başını salladı. ‘’Son zamanlarda artan savaşlardan dolayı şifacılara baharat gerekiyor. Bu sefer de’’Pesdelk’e gideceğim.’’ Son zamanlarda artan kabile kavgalardında yaralanan ve ölen sayısı artıyordu ve ilaçlar da baharatlardan yapıldığı için işlerimiz artmıştı. Everett artık hep ülkenin bambaşka taraflarına gidip duruyordu. Ona toparlanması için yardım ettim. İşimiz bitince,‘’Ne zaman yola çıkıyorsun ?’’ diye sordum. ‘’Yarın sabah çıkarım ama ne zaman döneceğim belli değil. Ben yokken dükkana bakmayı da unutma.’’ Evimizin arkasında bulunan küçük bir dükkan vardı. Birkaç daimi müşteri dışında pek uğrak bir yer değildi. ‘’Tabii ki bakarım.’’ Saat geç oluyordu. Everett bana gülümsedi ve yatacağını söyledi. İyi geceler diledim ve odama çıktım.

Hava karanlıktı. Yatağımın hemen üstünde bulunan daire şeklindeki pencereyi açtım. Kafamı camdan uzattım ve gökyüzünü izlemeye başladım. Ay çok güzel parlıyordu bu gece. Dakikalarca hiçbir şey düşünmeden Ay'ı izledim. Kan, vahşet dolu bu ülkede tek güzel şey geceleri parlayan Ay olabilirdi. Belki de bu yüzden geceleri daha çok seviyordum. Parlayan Ayın ışığı bana yol gösterdiği için. Havanın keskin soğuğuna rağmen camı kapatmadım. Yatağımın yanındaki çekmeceden kibrit kutusunu çıkardım, bir kibrit aldım ve tek aydınlatma kaynağım olan mumumu yaktım. Küçük odam mumun titrek aleviyle aydınlandı. Yerde duran kitap kulelerinin en üstünden uzun zamandır okumaya çalıştığım kitabımı aldım ve sayfalarını çevirdim. Kitap okurken düşüncelerimden kaçabiliyordum. Benim sahip olamadığım hayatları okumak ufkumu genişletiyordu. Bazen de halime şükretmeme sebep oluyordu. Annesi babası tarafından terk edilmiş biri olsam da bir evim ve beni seven, düşünen biri vardı. Everett benim en büyük şansımdı.

Saatlerce kitap okuduktan sonra uykunun tatlı kollarına teslim oldum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.