UYARI ⚠️: +18 BÖLÜM
Şehrin hareketli caddelerinden birinde, küçük ama şık bir restoranın bahçe kısmında dört kişi yine aynı masadaydı. Bu sefer öğle yemeği için toplanmışlardı. Güneşli bir gündü, masanın üzeri mezelerle, ızgara balıkla ve salatalarla doluydu.
Metehan siyah tişörtü ve kotuyla rahat görünüyordu. Gökçe ise beyaz keten bir gömlek ve diz üstü etekle masaya oturmuştu. Saçlarını atkuyruğu yapmıştı ama birkaç tutam yüzüne düşüyordu.
Burak ve Elif yine kendi aralarında sohbet ediyor, şehrin sokaklarındaki ilginçliklerden bahsediyorlardı. Metehan ise çatalını tabağına batırırken arada Gökçe’ye muzip bakışlar atıyordu. Dün yaşananlardan sonra hâlâ doyamadığı belliydi.
Ancak bu sefer Gökçe kararlıydı. Masanın altındaki eli yavaşça Metehan’ın bacağına kaydı.
Metehan kaşığını ağzına götürürken hafifçe duraksadı. Gökçe’nin parmakları kotunun üzerinden uyluğunda dolaşıyordu. Yavaş yavaş yukarı çıktı ve sertleşmeye başlayan bölgeye ulaştı.
Gökçe masum bir ifadeyle balığından bir parça aldı, çatalını ağzına götürürken diğer eli Metehan’ın pantolonunun üzerinden onu okşamaya başladı. Parmaklarını yavaşça aşağı yukarı kaydırıyor, avucunun içiyle baskı uyguluyordu.
Metehan’ın çenesi gerildi. Bacaklarını hafifçe araladı ama sesini çıkarmamaya çalışıyordu.
“Balık güzel olmuş değil mi Yüzbaşı?” diye sordu Gökçe tatlı tatlı gülümseyerek. Sesi tamamen normaldi.
Metehan boğazını temizledi. “Evet… çok güzel.”
Gökçe’nin eli daha cesurca hareket etmeye başladı. Kotun düğmesini ve fermuarını tek eliyle ustalıkla açtı. Elini içeri sokup boxer’ın üzerinden doğrudan sertliğini kavradı. Sıcak ve kalın organı avucunda hissedince dudaklarını ısırdı.
Metehan çatalı sıkıca tuttu. Gökçe parmaklarını yukarı aşağı kaydırarak onu okşuyordu. Bazen başparmağıyla ucunu daireler çizerek uyarıyordu. Metehan’ın nefesi hızlandı, bacağı masanın altında hafifçe titriyordu.
Burak bir şey anlatırken Metehan sadece “Hımm” diyebildi. Gökçe ise sohbeti ustalıkla idare ediyordu:
“Elif, sen dün o eski çarşıyı gezdin mi? Çok güzelmiş değil mi?”
Konuşurken eli hiç durmuyordu. Ritmini hızlandırdı, sıkıca kavrayıp yukarı aşağı hareket ettiriyordu. Metehan’ın eli masanın kenarını sıkıca kavramıştı. Alnında hafif ter birikmeye başlamıştı.
Gökçe masanın altından biraz daha eğildi ve avucunu tamamen kullanarak onu okşamaya devam etti. Parmakları bazen torbalarını da hafifçe sıkıyordu. Metehan’ın sertliği avucunda zonkluyordu.
“İyi misin Metehan?” diye sordu Gökçe masum masum, gözlerinde şeytani bir parıltıyla.
Metehan dişlerinin arasından tısladı:
“İyiyim… sadece biraz sıcak bastı.”
Gökçe gülümsedi ve hareketlerini biraz daha hızlandırdı. Metehan’ın kalçası sandalyede hafifçe kıpırdandı. Boşalmaya yaklaşıyordu. Gökçe bunu hissedince eli daha sıkı, daha hızlı çalışmaya başladı.
Tam o sırada Burak bir soru sordu. Metehan cevap vermek için ağzını açtığı anda Gökçe başparmağıyla ucunu özellikle sertçe ovuşturdu.
Metehan boğazından kaçmak üzere olan iniltiyi öksürüğe çevirdi. Vücudu gerildi ve masanın altında Gökçe’nin eline boşaldı. Sıcak ve yoğun bir şekilde. Gökçe elini çekmeden birkaç kez daha sıktı, hepsini aldı.
Metehan sandalyesinde hafifçe arkaya yaslandı, nefesini düzenlemeye çalışıyordu. Yüzü kızarmıştı.
Gökçe peçetesini alıp masanın altında sessizce elini temizledi. Sonra masum bir ifadeyle suyundan bir yudum aldı.
“Gerçekten hava bugün çok sıcak değil mi?” dedi gülümseyerek.
Metehan ona yan gözle baktı. Bakışlarında hem şaşkınlık hem de “Bunu ödeyeceksin” diyen tehlikeli bir ışık vardı.
**
Öğle yemeğinden sonra grup şehirde dolaşmaya karar verdi. Güneşli ve ılık bir öğleden sonraydı. Dar sokaklarda gezdiler, eski bir çarşıyı dolaştılar, el yapımı bakır eşyalar ve baharat tezgahları arasında zaman geçirdiler.
Burak sürekli espri yapıyordu, Elif de ona laf sokuyordu. Gökçe ile Metehan ise arada el ele tutuşuyor, kalabalıkta birbirlerine değiyorlardı. Metehan ara sıra Gökçe’nin beline elini koyuyor, kulağına bir şeyler fısıldıyordu.
Bir ara eski bir kalede mola verdiler. Yüksek surların üzerinde rüzgar esiyordu. Burak ve Elif selfie çekerken Metehan Gökçe’yi biraz kenara çekti, surların gölgesine yasladı ve hızlıca öptü.
“Akşam otele döner dönmez seni yine istiyorum,” diye fısıldadı Metehan.
Gökçe gülümsedi, parmağını adamın göğsünde gezdirdi.
“Sabret Yüzbaşı… Daha bütün gün var önümüzde.”
Akşamüstüne doğru yorulmuş halde otele döndüler. Burak ve Elif erken yatacaklarını söyleyip odalarına çekildiler. Metehan ve Gökçe ise kendi odalarına gittiler.
Kapı kapanır kapanmaz Metehan Gökçe’yi duvara yasladı. Bu sefer acele etmeden, ağır ağır soydu onu. Beyaz gömleğin düğmelerini tek tek açtı, eteğini aşağı indirdi. Gökçe de Metehan’ın tişörtünü çıkardı, kotunun düğmesini açtı.
Yatağa geçtiklerinde ikisi de çıplaktı. Metehan Gökçe’nin üzerine uzandı, uzun uzun öpüştüler. Elleri birbirlerinin vücudunda dolaşıyordu. Metehan bu sefer daha yavaş ve derin gitmek istiyordu.
Gökçe’yi sırtüstü yatırdı, bacaklarını araladı ve yavaşça içine girdi. İkisi de aynı anda derin bir nefes aldı. Metehan ritmini yavaş tutuyor, her vuruşta Gökçe’nin gözlerinin içine bakıyordu.
“Bu şehir izni bittiğinde seni dağda da istiyorum,” diye fısıldadı Metehan, kalçalarını yavaşça ileri geri hareket ettirirken. “Her fırsatta… her köşede.”
Gökçe bacaklarını beline doladı, onu daha derine çekti.
“O zaman her nöbet sonrası yanıma gel Yüzbaşı… Kapım açık olacak ve senin için sınırları zorlamayı deneyeceğim.”
Tempo yavaş yavaş yükseldi. Metehan Gökçe’yi kendine bastırıyor, dudaklarını boynunda, göğüslerinde gezdiriyordu. Gökçe tırnaklarını sırtına geçiriyor, inliyordu. İkisi de ter içinde kalmıştı.
Pozisyon değiştirip Gökçe üstte oldu. Kalçalarını Metehan’ın üzerinde hareket ettirirken adamın göğsüne ellerini koydu. Metehan onun kalçalarını kavrıyor, yukarı doğru vuruşlar yapıyordu.
Sonunda ikisi de neredeyse aynı anda boşaldı. Gökçe Metehan’ın üzerine yığıldı, başını göğsüne yasladı. Metehan kollarını ona sardı, saçlarını okşadı.
Bir süre sessizce yattılar. Sonra Metehan usulca konuştu:
“Bu iznin bitmesini hiç istemiyorum Gökçe. Seninle sivil hayatta olmak… çok farklı. Çok güzel.”
Gökçe başını kaldırıp adamın dudaklarına küçük bir öpücük kondurdu.
“Ben de. Ama dağa döndüğümüzde de yan yana olacağız. Bu kadar yeter bana.”
Metehan gülümsedi ve onu daha sıkı sardı. Şehrin son gecesi, ikisi için de hem tutkulu hem de duygusal geçmişti.