İçeriğe geç

Sınır Hattı

Bölüm 21 · 4 dk okuma

Sınır Hattı

Bölüm 21

BÖLÜM 21: İNCE ÇİZGİ VE YUMUŞAYAN BUZLAR

Zırhlı araç, tipi ve sisin ortasında sarsılarak üs bölgesine giriş yaptığında sahra hastanesindeki nöbetçi personel çadırın kapısında hazır bekliyordu.

Metehan, araç durur durmaz inip Gökçe’ye yardımcı olmak için elini uzattı. Gökçe’nin kulağındaki çınlama azalmış, baş dönmesi hafiflemişti ama adımları hâlâ biraz kararsızdı. Metehan’ın uzattığı eli tuttu, araçtan indi. Fakat ayakları yere basar basmaz elini hemen geri çekti.

Bu refleks, Metehan’ın adımlarında küçük bir duraksamaya sebep oldu.

Gökçe derin bir nefes alıp üstünü başını düzeltti. Evet, o patlama anında Metehan’ın gövdesini ona siper etmesi, onu kucağında taşıyarak koruması kalbindeki buzları ciddi şekilde çatlatmıştı. İçindeki o devasa öfke yerini yorgun bir yumuşamaya bırakmıştı ama bu, yaşanan her şeyin üzerinin tek kalemde çizildiği anlamına gelmiyordu. Metehan’ın herkesin önünde bağırması, o kırılan güven... Onların tamiri bu kadar ucuz olamazdı.

Gökçe, sahra hastanesine doğru yürürken arkasından gelen Metehan’a döndü. Yüzündeki ifade artık bir haftadır sürdürdüğü o dondurucu nefret değildi; daha çok mesafeli ama insani bir kırgınlıktı.

"Yüzbaşı," dedi Gökçe, sesi sakin ama son derece net bir tonla. "Sahadaki koordinasyonun ve beni koruduğun için teşekkür ederim. Ama bu sadece işimizin bir parçasıydı. Lütfen beni hastanede yalnız bırakın, raporları hazırlamam gerekiyor."

Metehan buz mavisi gözlerini Gökçe’nin yüzünde gezdirdi. Artık karşısında resmiyet arkasına sığınan buzdan bir heykeli değil, kırgınlığını ve sınırlarını korumaya çalışan gerçek Gökçe’yi görüyordu. Aradaki o katı duvar tamamen yıkılmamıştı belki ama yerini aşılabilir bir çite bırakmıştı.

"Anlaşıldı Doktor," dedi Metehan, sesinde hafif bir tebessümün ve rahatlamanın izleriyle. "Dinlen. Bir şeye ihtiyacın olursa dışarıdayım."

Gece yarısına doğru sahra hastanesindeki hareketlilik dinmiş, yaralı askerlerin durumu kontrol altına alınmıştı. Elif hemşire, bitki çaylarını doldurup Gökçe’nin masasına bıraktı.

"Sıcak bir şeyler için Hocam, renginiz yeni yeni yerine geliyor," dedi Elif gülümseyerek.

Gökçe kupayı ellerinin arasına alıp buharını içine çekti. "Sağ ol Elif."

Elif bir süre Gökçe’yi süzdü. "Metehan Yüzbaşı tam iki saattir hastanenin kapısındaki nöbetçi kulübesinin yanında bekliyor. İ içeri girmeye cesaret edemiyor ama gitmiyor da."

Gökçe gözlerini çay kupasından kaldırmadı. Dudaklarında belirsiz, buruk bir kıvrılma belirdi. "Bırak beklesin."

"Affettiniz mi?" diye sordu Elif merakla.

Gökçe çayından bir yudum alıp başını yavaşça iki yana salladı. "Haşa Elif... Affetmek o kadar kolay değil. O gün beni herkesin önünde harcarken ne kadar gururum kırıldıysa, affetmem de o kadar zaman alacak. Tek bir çatışmada kahramanlık yaptı diye 'tamam, unutalım' diyemem."

"Ama eskisi gibi de bakmıyorsunuz ona," dedi Elif uyanıkça.

Gökçe derin bir iç çekti. Bakışları çadırın kapısına kaydı. "Sadece... Artık ona karşı o kadar sert olamıyorum. Canımı yakan adama bakarken aynı zamanda canımı kurtaran adamı görüyorum. Bu beni yumuşatıyor ama affettim anlamına gelmez. Ceza bitemedi, sadece 'insani' şartlara bağlandı diyelim."

Ertesi sabah sahra hastanesinin bahçesinde rutin kontroller yapılırken Metehan elinde bir tepsiyle çadıra doğru ilerledi. Tepside sıcak bir çorba ve bir bardak taze çay vardı.

Çadırın kapısından içeri girdiğinde Gökçe masasında hasta dosyalarını inceliyordu. Metehan tepsiyi masanın kenarına bıraktı.

"Kahvaltı yapmadığını duydum," dedi Metehan, sesi son derece temkinli ve yumuşaktı. "Sıcak çorba iyi gelir. Baş dönmen tamamen geçti mi?"

Gökçe başını dosyadan kaldırıp Metehan’a baktı. Bir haftadır gözünü bile adama çevirmeyen kadın, şimdi doğrudan onun gözlerinin içine bakıyordu. Yüzünde soğuk bir maske yoktu ama o "seni hemen affetmedim" mesajı veren mesafe hâlâ oradaydı.

Gökçe tepsiden yükselen sıcak buhara baktı, ardından tekrar Metehan’a döndü.

"Geçti," dedi Gökçe, sesi pürüzsüz ve sakindi. Tepsiyi reddetmedi, elini uzatıp çay bardağını önüne çekti. "Çay için teşekkürler Yüzbaşı."

Metehan, Gökçe’nin çayı kabul ettiğini görünce göğsündeki o ağır kayanın biraz daha hafiflediğini hissetti. Yüzünde bir umut ışığı belirdi.

"Gökçe, ben..." dedi Metehan, söze girmek isteyerek.

Gökçe çayından bir yudum alıp bardağı masaya bıraktı. Bakışlarını Metehan’ın gözlerine dikti, ifadesi son derece netti.

"Yüzbaşı," dedi Gökçe, sözünü keserek. "Çayı içiyorum çünkü yorgunum ve sen getirdin. Sahada beni koruduğun için de sana kin gütmeyi bıraktım. Ama sakın her şeyin bittiğini, seni hemen affettiğimi sanma. O günkü kırgınlığım hâlâ burada duruyor."

Metehan, Gökçe’nin bu dürüst ve net tavrı karşısında derin bir nefes aldı. İçindeki o belirsizlik bitmişti; en azından nerede durduğunu biliyordu. Gökçe ona kapıyı kapatmamıştı, sadece anahtarı hemen teslim etmiyordu.

Metehan hafifçe gülümsedi. Başını saygıyla eğdi.

"Mesaj alındı Doktor," dedi Metehan, sesi kararlı bir tonda. "Seni tekrar kazanmak ne kadar sürecekse sürsün... Ben buradayım. Çorbanı soğutma."

Metehan çadırdan çıkarken, Gökçe arkasından bakıp çayından bir yudum daha aldı. Yüzündeki o sert çizgiler yumuşamıştı. Metehan’ı affetmemişti, evet... Ama ona giden yolu tamamen kapatmadığını da hareketleriyle hissettirmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.