Aklımda binbir soru dönüyordu ama hiçbirine ışık tutacak bir cevabım yoktu.
Kafamın içi karanlık ve bir o kadar da doluydu, ne yapacağımı bilemiyordum. Suç mahalinden giderek uzaklaşıyorduk.
Arabanın motorunun bağırmasıyla beraber kalbim de bağırıyor gibiydi. Öyle ki, acı dolu sızılar sol yanımdan tüm vücuduma yayılarak beni rahatsız ediyordu.
Başıma gelen olayları anlamıyordum,bir günde başıma gelen talihsizlikler zamanla beraber artıyorlar. Hayatıma mâl olabilecek olağandışı olaylardan kurtulamıyorum.
Kafamdan daha kanlar içerisindeki canavarı atamamışken şimdi de o çocuğun çıkması beni suçun pençesine düşürmüş gibi hissettiriyordu.
Günah keçisinden farksızdım,ve bu olaylara karşı ellerim bağlı duruyor bir şey yapamıyorum. Her şey bir kelebek etkisi gibi zincirleme olarak gelişmişti ve ben bunları sadece izliyor,başka bir şey yapamıyordum.
Tam o sırada Ine beni arıyor,annemgil gelen aramayla beraber bir hışımla arkalarına dönecek oluyorlar , annem araba sürdüğünü unutmuş gibi görünüyordu.
İkisi de bana meraklı bir şekilde bakmayı ihmal etmiyorlar. Onlara sadece arkadaşımın aradığını ve akşama doğru beraber kalmamız için çoktan sözleşmiş olduğumuzu çekinir bir halde söylüyorum.
"Neden bize haber vermedin?" sesleri keskin ve soru doluydu.
"Çünkü daha yeni sözleştik,biz kamp yaparken. Yani siz uyurken.Özür dilerim. İptal edeceğim hemen, Ine anlayışlıdır merak etmeyin." elim telefonumu tutarken bile hâlâ gözle görülebilir bir şekilde titriyordu. Ine'ye duygularımı bastırmaya çalışarak gelemeyeceğimi iletiyorum, sanki ona vereceğim cevaplar önceden kurgulamışım gibiydi. Cümleler kendiliğinden otomatik bir şekilde ağzımdan çıkıyorlar.
Bana neden olduğunu sorup sorguya çekmeye başlıyor,normalde son dakikada planları bozmak alışkanlığım değildir arkadaşımın bunu iyi bildiğini biliyorum,bana inanmıyor. Ayrıca daha birkaç saat önce neşeli bir ses tonuna sahipken şimdi ise biraz gergindim. Bir şekilde darlıyor ve gelip gelmemesinin bir önemi olmadığının,asıl merak ettiğinin davranışlarımın asıl sebebi olduğunu söylüyor.
Ona ısrarla hiçbir şey olmadığını,söyleyip saçma sapan bahanelerde bulunuyorum,konuşmanın bir kısmında kendimi ele verecek oluyorum,sesim ağlamaklıya dönecek oluyor ama sonradan toparlıyorum.
Bu ben değilim,güçlü olmalıyım. Arkadaşımdan yardım dilenecek veya ona derdimi anlatıp teselli vermesini bekleyemem. Onu boşu boşuna sıkıntı içerisine koyamam.
"Seni sonra arayacağım, tamam mı? kendine dikkat et." Diyorum ve telefonu anında kapatıyorum.
"Kayla,bu iş böyle hallolmaz biliyorsun değil mi? Normal bir olay değil bu. Kendimizi tutmamıza gerek yok,böyle bu işin içimizdeki bıraktığı his bizi hapseder ve hayatın tadını çıkaramayız."
Diyor babam.
"Kendimizi suçlu hissetmeliyiz çünkü adam seni öldürmeye çalışıp beni sapık gibi takip ediyor öyle mi? Onun yüzünden gerçekten hapiste yatmak istiyor musun? Bir daha gökyüzünü göremeyecek ve dışarıdaki dünya ile tamamen kopacağız."
Dememin ardından çıt çıkarmıyor,susuyorum. Ortalığın bu şekilde kızışması en son isteyeceğim şey.
Babam derin bir iç çekiyor ve susuyor,üstüme gelmek istemediği belli.
Eve varmamıza aşağı yukarı 10 dakika kalmış bulunmakta,eve gidince ne yapacağımı düşünüyorum,o adamla nasıl ilgileneceğimi,ormana nasıl gideceğimi ve annemgille nasıl istişare edeceğimizi.
Annemgil uyurken gitmenin en mantıklı olacağını düşünüyorum,tabi uyurlarsa veya böyle bir olay yaşadıktan sonra uyuyabilirlerse.
Telefonum hafiften titriyor.
Ine,susmak bilmez bir şekilde bana olayı anlatmamı istiyor.
-Yapamam Ine,seninle alakası yok,sadece bir dizi talihsizlikle baş başa kaldım.
Diyor, gönderdiğim mesajın durumumu açıkça gösterdiğini fark ediyorum, yardıma ihtiyacım olduğunu açıkça belirttiğini, ama silmek için zamanım yok.
Arkadaşım sakin bir şekilde mesajıma cevap veriyor.
-Arkadaşlar bunun için vardır, Kayla. Ne kadar süredir tanışıyoruz. Ne olursa olsun arkandayım. Şimdi neyden bahsettiğini bana anlat, meraktan ölüyorum.
Aldığım mesaj beni ironik olarak biraz gülümsetiyor, çünkü ormandaki çocuğun da aynı durumda olabileceğini düşündüm, o da "ölmek üzere" olabilirdi, büyük ihtimalle.
Ellerimi durduramıyor ve işlediğim suçu mesaj olarak yazacak oluyorum,mesajımı atmadan,direkt bir şekilde siliyorum. Hayır,bunu yapamam. Çok riskli ve aptalca bir davranıştı. O arkadaşımsa ben de onun arkadaşıydım,battığım gibi onu da beraberimde batıramazdım.
Yine de, telefona gülümseyerek teşekkür ediyorum. Yardım etmeye çalıştığı için ona minnettarım.
-Kayla
Yazmayı kesiyor ve artık cevap vermiyorum, bir şey söylersem, durum daha da kötüleşecek ve düzeltilemez bir hâl alacak. Bunu sadece ben biliyorum, o bundan habersiz.
Telefonumun, arkadaşımın meraklı mesajlarıyla titreştiğini hissediyorum.
-Ine, her şey yolunda, eve geliyorum. Endişelenmen için teşekkür ederim. Senin gibi bir arkadaşım olduğu için şanslıyım. Seni seviyorum, gezide görüşürüz.
Bir süre sessiz kalıyor gibi görünüyor, ama birkaç dakika sonra başka bir mesaj alıyorum.
- Kamptan mı ayrılıyorsunuz? Erken değil mi?
- Yeterince eğlendik,annemgil yarına güzel bir şekilde dinlenmem gerektiğini söylediler.
-Anlıyorum. Bu arada tam olarak ne olduğunu bilmesem de, her zaman için buradayım, bunu bilmelisin.
-Teşekkür ederim, diyor, kalp emojisi tuşuna basıyorum. Ine'nin bu sefer olayı eşelemeyi bırakmasını ve iyi olduğunu anlamasını istiyorum.
Eve gelmemize artık çok az kalmıştı, evimizin dibindeki ormanlıklar gözle görünür bir hal almış ve gittikçe yakın görünüyorlardı.
Eve geldiğimizde pek konuşmadık.
Konuşacağımızı da düşünmüyordum ama bu,evin içerisinin çok boş ve sessiz bir hale getiriyordu.
Sanki kimse yokmuş gibi.
Gerçi herkesin nerede olduğunu biliyorum,hâlâ ormandaydık. Ve o anı saniyesi saniyesine yaşıyorduk.
Bir süre sonra kimsenin bir şey yemeden yataklarına geçtiğini fark ediyorum,ben de çaresiz bir şekilde karnımın guruldamasını umursamayarak merdiven basamaklarını teker teker çıkıyor ve yatak odalarının olduğu yere,odama doğru ilerliyorum.
Tek isteğim, kamp yaptığımız yere ulaşmak ve adamın orada olmadığını kendi gözlerimle görmekti. Kendimi, ailemi gelebilecek her tehlikeden korumak istiyordum.
Ama şimdilik yapabileceğim bir şey yoktu,ailemgil evden çıkmama izin vermezler,çıktığımı görseler de şüpheye düşerlerdi. Bu durumda sıkıntıdan dudaklarımdaki ölü derileri yolmaktan alamıyorum kendimi.
Dudağım son soyduğum ölü deriyle beraber seyiriyor ve bir tutam kanın çıktığını fark ediyorum.
Canım yanmıştı. Ama odaklanmam lazımdı.
Düşüncelerime her şeyi katıyor, tüm olasılıkları göz önünde bulunduruyordum: Adam hayatta kalabilirdi ya da bizi polise ihbar etmeye çalışabilirdi.
Bu düşünceyi anında aklımdan atıyorum. Şikayette bulunacak olsa bu iş ilk olarak onun başını yakardı.
Eğer hayattaysa polise gitmez ve intikam almak için bize gelirse, kan akıtacağı kesindi. Ailemin korkudan kesilmiş o yüz ifadelerini düşünüyor,üzüntü hissinden dolayı bu fikri kafamdan atmaya çalışıyorum.
Hayır,böyle olmayacaktı. O oradan çıkamadan bir şekilde bir yol bulup bir daha bize davranmamasını sağlamam lazımdı.
Tabi eğer yaşıyorsa.
Bir süre saçlarımı elliyorum. İstemsizce,aynı bir robot gibi.
Her şeyi adamın durumuna göre karar vermem lazımdı. Fakat buradan nasıl çıkabileceğimi bilemiyordum, ebeveynlerimin şüphelerini ve -uyuyorlarsa- kendilerini uyandırmadan sessizce evden nasıl çıkacağımı bilmiyordum,gidip gelmem lazım ama bu gözüme çok imkansız geliyor.
Annem ve babam hâlâ olayın şokunu yaşıyor olabilirlerdi, bu da onların muhtemelen uyuyamayacakları anlamına geliyordu tıpkı benim gibi. Geç saatlere kadar beklemek istemiyordum, bu yüzden odamda ayakta kalıp yaşadığımız olayla ilgili dokunaklı bir hikaye yazmaya çalıştım, ama işe yaramadı. Ellerim ve kalemimin buluşmasında kalem öylece sayfa üzerinde hareketsiz kaldı. Böylece yazı yazıp zaman geçirme faslı da imkansız kalmış,terapiden yoksun haldeydim.
Durumun ciddiyeti eziciydi, kalemimi bile oynatamıyordum. Ama bunu içimde tutmakla yükümlüyüm,biliyorum. Aksi takdirde, ailemin ve benim endişelerim birleşir ve durum daha da kötüleşir,çıkmaz bir yol alırdı. Cenin pozisyonu alıp kendi kendime çöküyor ve ne kadar süre geçtiğini bilmeden öylece duruyorum,karanlıkta kalmış,gözlerimi kapatmış olsam bile uyumuyordum. Gözlerimin önünde aynı sahne tekrar olarak canlanıp duruyor,sanki bozuk bir kaset gibi. Öylece durduktan bir süre sonra ayağa kalkıyor,odamın kapısını kitliyorum ve düşüncelerimi eleyip tarttıktan sonra kapıdan değil de pencereden çıkmanın daha akla uygun olduğuna kanaat veriyorum.
Kapıdan çıksam,babamın henüz yağlanmamış olduğu kapım yüksek bir sesle gıcırdayarak beni ele verirdi. Sonra da bunun üzerine merdivenin basamaklarının gıcırtısı ve dış kapının kapanma sesi onları iyice meraklandırır ve gitmem imkansızlaşırdı.
Evimiz iki katlı olmasına rağmen yere göre biraz yüksekte kalıyordu. Yani aşağıya atlayarak inmem pek mümkün değildi,aşağıya baktığımda üstüne basabileceğim veya atlayabileceğim herhangi bir unsur da göremiyorum,bu yüzden odamın içine bakıyor ve bir süre sonra gözlerimin kestirdiği çarşaflara yöneliyorum. Bu işime yarayabilirdi.
Çarşafları birbirine titizlikle bağlıyor,sıkı olduklarını kontrol ettikten sonra yatağının kenarında olan noktaya onları öylece tutturuyorum. Ayağımı pencerenin taşından aşağı sarkıtmadan önce etrafı gözlerimle tarıyor,kimsenin bu ana tanık olmamasına dikkat ediyorum. Dedikoduya maal vermek istemiyorum,hiçbir türlü.
Sokakta yürüyen birkaç insanın gitmesini bekledikten sonra ellerimi çarşaflarıma kenetleyip,dikkatle aşağıya iniyorum. Bir yandan babamgille dağa çıkıyormuşuz gibi hissediyorum. Ama kimsenin görmemesinden ve duymamasından emin olmaya çalıştığım için hem hızlı hem de tereddütlü bir şekilde iniyorum, son metrelere doğru kafa üstü düşecek oluyor, son anda çarşafı sıkı sıkı tutmayı başarıyorum.
Korktuğum şey sadece ailemin duyması değil bütün mahallenin evden gizlice çıkmaya çalıştığımı öğrenmesiydi. Birilerinin görmesi ailemin görmesine eş değer olup,herkesin evden gizli çıktığımı öğrenmesiyle sonuçlanırdı. Bu da doğal olarak işimi daha güç hale sokardı.
Kendimi güvenceye alıp ayağımı sessizce yere basmamla içimden derin bir oh çekiyor,ama şimdilik oh çekmek için çok erken olduğunu ve işimin daha başlamadığını hatırlatıyorum kendime. Aklıma korkularım hücum ediyor,ya adamı öldürdüysem? Ailemin ve kendimin çekeceğimiz cezaları ve duyacağım acıyı düşünemiyorum bile.
Bunları düşünüp bir yandan da hızlıca emin ve sessiz bir şekilde yürümeye çalışıyorum, demir duvarlardan çevik bir şekilde atlayarak-kapı ses yapardı-evden çıkmayı başarıyorum.
Çıkmadan önce almış olduğum sırt çantamı iyice sırtıma tutturuyorum,saat gece olduğu için ne olur ne olmaz diyerek yanıma ihtiyacım olabilecek her eşyayı doldurmuştum içine. Bıçak bile bulunduruyordum.
Durağın yanındaki panelden otobüs saatlerine bakıyorum. Bir sonraki otobüsün gelmesi için 12 dakika beklemem gerekecek, sonraki 3 saat boyunca hiçbir otobüs geçmeyecekti. Sonuçta gece saatiydik ve otobüse pek binen olmadığı için otobüsler çok nadiren geçerlerdi.
Telefonumda otobüsü canlı canlı takip etmekle oyalanmışken telefonuma bir mesaj geliyor ve bildirim sesi bütün mahalleye yayılıyor.
Yankı etkisi olduğunu bile duymuş gibiydim. Ses aynı zamanda kalbimde yankılanıyor ve bu durum karşısında donup kalıyorum.
Nefesimi tutuyor evden uzaklaşabileceğim kadar uzaklaşmaya çalışıyorum,mümkün olduğunca parmaklarımın ucunda hareket ediyor küfürler yağdırıyorum. Telefonumun sesini kapatmayı unutmuş, baştan tüm olayları mahvetmiştim.
Kalbim zaten hızlı atıyordu ve bu sırtımdaki çantanın ağırlığıyla iki katına çıkıyor gibiydi.
Panik yüzünden mesaja bakamadım, şimdi bakıyorum. Danielle durumumu sormak için bana mesaj atmıştı. Beni düşünmüş.
Cevabımı sonra vermeye karar veriyorum,çünkü mesajı kafamı karıştırmış nasıl cevap vereceğimi unutmuştum. Aklımda olan tek şey o adam ve ormandı. Bu sırada telefonuma ayrı bir mesaj geliyor,Danielle'in görüldüme karşı mızmızlandığını düşünüyor ve yazmak için bir şey bulmaya çalışıyorum.
Fakat apayrı bir şey görüyorum.
Mesaj Ine'den geliyor.
"Bu sabahki yerdeyim, Kayla. Mümkün olduğunca çabuk gel." diyor.
Burada mı? Bu sabahki yerde mi? İne gerçekten orada olmamalı, bu konuda bir şey söylememişti, konuşmayı uzatmaktan kaçınmak için. Olmalıydı... Arkadaşımın bu yerde gece olması tüylerimi diken diken ediyor.
Otobüsün gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum, kendimi korkunç bir suçluluk hissediyorum. Bana gönderdiği konumu kontrol ederek, yaklaşık 50 km uzakta olduğunu görüyorum. Otobüs sadece beni yaklaşık 30 km yakına bırakacakken, kalan 20 km'yi nasıl kat edeceğimi bilmiyorum, ama düşünmeye çalışıyorum.
Otobüsün gelmesiyle içeri doğru adım atıyor ve şoförle birkaç -bana saatler gibi gelen- saniyeliğine göz göze geliyorum.
Bana yargılayıcı bir biçimde bakıyor gibi,belki de ormanda bir adamı öldürdüğümü ve onun için otobüsü aldığımı biliyordur.
Bir ara sırıttığını görüyor gibi oluyorum ve ona odaklanmak amacıyla gözlerimi kısıyorum.
"İyi akşamlar." Diyor ve kapıları kapatmak için yavaşça butona basıyor. Düşüncelerimden sıyrılıp geveleyecek bir şekilde iyi akşamlar diyor,yerimi alıyorum.
Suç işlemek çok kötü bir şey,herkesin bir haberi varmış gibi hissediyor ve ona göre diken diken üstünde duruyorsun.
Gece olduğu için otobüsün içi bomboş,tek başıma bir yer buluyor ve yerime geçiyorum. Usulca oturuyor bir hanımefendi edasıyla davranıyorum. Neden böyle bir hallere girdiğimi,kimsenin hanımefendi gibi davrandığım için adam öldürmediğim konusunda ikna olacağını düşündüğümü anlamıyorum. Hareketlerim kendimden şüphe ettiriyor.
Tek başıma olduğum için cam kenarından yararlanıyorum yağmur damlaları boncuk şeklinde pencereye vuruyor ve rahatlatıcı bir ses çıkarıyorlar. Bu,otobüsün içerisinde hem karanlık hem de büyüleyici bir atmosfer oluşturuyor. Ama şu anda sadece iş karartıcı.
O yere yaklaştığım her kilometre başı kalbim daha da hızlı atarak tepki veriyor olsa gerek ki nabzımı kulağımda derin bir şekilde hissediyorum. Kulağımın atmaya başladığını düşündürecek kadar. Ine'nin iyi olup olmadığını, şu an ne yaptığını,bana kızgın olup olmadığını veya beni ihbar edip etmeyeceğini merak ediyorum ve bu beni üzüyor. Belki de artık bana olan düşünceleri tamamiyle değişmiştir.
Ne yapacak? Ne bekliyor? Bir kişi size ne kadar yakın olursa olsun,aranızda yaşanan bir olay ilişkinizi tamamen koparabilir. Hayatımı karartmıştım.
Kim bilir, belki İne'nin attığı konum bir tuzaktı ve ben de oraya adım adım ilerleyerek kendimi teslim ediyordum.
İneceğim durağa ulaşmak üzere olunca, inmek için butona basıyorum. Şoför, durak için basmamı görünce yüksek sesle uyarıyor, "Hanımefendi, emin misiniz? Gece bu saatte buralar pek tekin değildir." Daha önce buralarda hiç inmemiştim. Ama gps burayı gösteriyordu.
"Eminim" değildim "dikkatli olacağım" bundan da emin değilim. Tek emin olduğum şey sesimdeki endişeyi kararlılıkla kapatmış olmamdı.
Şoför anlamış gibi kafasını sallamakla yetiniyor ve susuyor,sonuçta beni kararımdan döndüremezdi. Otobüsten inmemle otobüsün kapıları hemen kapanıyor,şoför buradan bir an önce uzaklaşmaya meyilliydi anlaşılan. Her adımımda korku var,her adımım beceriksizlik dolu. Her adım beni bekleyene doğru bir yakınlık. Ormana doğru bir yakınlık.
Bu korkunç şeyler hakkında düşüne düşüne zaman çok hızlı geçmiş gibi bir hissiyat vermişti. Hazır değildim. Hayatımda hiç olmadığım kadar gerginim.
Adamın neden emin olup olmadığımı sorduğunu iyice kavrıyorum. Burası ıssız ve kimsenin girmeye cesaret etmediği o mahallelerdendi. Buraya giren pek olmuyor,giren ise kolay kolay çıkamıyordu. Buranın çocuklarının bile normal insana kıyasla oldukça tehlikeli olduğunu biliyorum. Bu yüzden adımlarımı hızlandırıyor ama acelem olduğunu veya buradakilerden çekindiğimi anlamamaları için bir yandan hızıma dikkat etmeye çalışıyorum. Beynim her şeye mantıklı bir çözüm bulmakla yoğun oluyor ama işe yaradığı konusunda pek emin değilim.
Çiselemekte olan yağmur öyle bir hiddetle yağıyor,şimşek öyle sağır edici bir sesle çakıyor ki bunu yaptıklarımın bana bir cezası olarak düşünmekten alamıyorum kendimi. Gökyüzü bile benim gibi bir kulun günahlarına dayanamamış ve beni cezalandırmakla yükümlenmişti.
Yağmurun şiddeti, düşen damlaların büyüklüğü ve rüzgarın soğuk dokunuşu görüşümü bulanıklaştırıyordu. Kirpiklerime yapışan damlalar, gözlerimi kırpmamla birlikte yüzümde bir serinlik bırakıyor ve gözlerimi sis bulutuna çeviriyorlar. Her şey sisli ve net olmayan bir kabusa dönüşmüştü.
Önümü görmem çok güçtü.
Bir süre daha ilerlememden sonra omzumda bir kıpırtı hissediyorum,başta yağmur veya dilenmek için gelen bir çocuk olduğunu düşünüyorum.
Eğer arkama dönersem daha zor bir duruma düşerdim,böyle bir halde mahalleliyle tartışacak veya başımı ağrıtacak durumum yoktu. Zaten yeterince kötü durumdaydım.
O eli tekrar hissediyor ve bu sefer bir hışımla arkama dönüyorum,bir endişe ürpertisiyle dolarken,karşımdaki kişiyle yüzleşmeye hazırlıyorum kendimi.
Arkamdakini pek göremiyor,sadece bir erkek olduğumu fark ediyorum,dalgalı-kıvırcık saçlara sahip bir erkekti ve benden hallice uzundu.
Saçlarının gecenin siyahıyla aynı renkte olduğunu düşünüyorum.
"Seninle geçirecek vaktim yok,ikile."
Bunu mu demiştim? Bu mahallede birine racon kesecek duruma gelmiş miydim gerçekten? Ağzımdaki kelimelerin peş peşe bu şekilde çıkmalarına nasıl engel olamadım bilmiyorum ama şu an başıma gelecek olayları tetikleyen etmenleri kendim yaratmıştım.
Bunun karşısında duyduğum ses,ve konuşma biçimi tamamen farklı bir tepki oluyor.
" Sana da Merhaba,Kayla. Her şey yolunda mı?"
Bu tanıdık ses çehresine daha detaylı ve zoraki bir bakış atmama sebep oluyor. Ellerimi kafamın üstünde birleştirip çehresine doğru detaylı bir bakış atıyorum.
Oydu... olamaz... o atipik, garip çocuk, herkesin bayıldığı,gizemli olan Ajax.
Dudakları kıvrılır bir şekilde gülümsüyor,yanağında belli belirsiz birkaç tane gamze çıktığını görüyorum. İç rahatlatan sıcak bir gülümseme atmıştı.
Bir o kadar da dostane bir gülüş. Öyle ki uzun süredir arkadaşmışız gibi hissettirmişti bu. Bana bakanın yakın arkadaşım olduğumu düşünmeme sebep oldu. Ama değildik,okulda ve sınıfta karşılaşmalarımızda birkaç yüzeysel konuşma dışında birbirimiz hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorduk.
Çocuğu sadece onun hakkında duyduğum şeylerden itibaren biliyordum.
Mesela kızların onu ne kadar hoş buldukları ve çocuğun uysal biri olmaması. Bu kadar. Bunun gibi birkaç bilgi haricinde hiçbir şey yoktu.
Bu çocuk bu saatte ne arıyordu böyle?
Hem de bu tenha mahallede? Birinin bizi görmesiyle başımıza olay gelebilecek olan bu mahallede? Çocuğun bana soru sormuş olduğunu hatırlıyor ve güçlülükle cevap veriyorum,
"Oh, merhaba A-Ajax. Her şey ç-o çok yolunda evet,pekiiii sen?" diye sormayı başarıyorum, ve gülümsemeye zorluyorum kendini. Zihnimin içindeki düşüncelerin yıkıcı seli arasında konuşmaya çalışarak.
Düşüncelerim kafamda dolaşıp dururken, artan rahatsızlığımı ele veren kekelemeler ortaya çıkıyor. Öyle ki konuşmayı unuttuğumu düşünecek oluyorum. Ajax'ın beni burada,geç bir saatte görmesi beni utandırmış ve çocuğun birini öldürmüş olduğum ihtimalini bilmesi iyice kötü hissetmeme sebep olmuştu.
Buraya gelirken arkaya dönüp bakmama rağmen, Ajax'ın bana doğru yürüdüğünü, yaklaştığını fark etmemiştim. Dalgın bir anıma gelip beni öylece yakalamıştı.
Beni şans eseri bulmuş olamazdı,ikimizin de bu mahallede ve bu saatte karşılaşmamız şans hariç her şeydi. Burada yaşayacağına da ihtimal veremiyordum,okulumuza kabul görmeyi bırak gerçekten de yanından bile geçemezdi.
Bu programlanmış bir karşılaşma,bu gerçekle beraber dudaklarımı birbirlerine bastırıyor ve teselli bulmaya çalışıyorum.
Ajax'ın bu saatte karşımda nasıl dikilebileceğini tam olarak kestiremiyorum,zihnim bulutların arasında gibi hissediyor ve düşünme yetimi kaybedecek duruma geliyorum.
Aklıma Ine geliyor.
"Beni mi arıyordun? Burada ne işin var?" Almak üzere olduğum cevaptan kaçınmak istiyordum. Ama dudaklarının arasından bir hışımla dökmesiyle bu düşüncem bocalıyor.
"Evet." Diyor,ekleme yapmıyordu.
Bozuluyorum,ama takıntıya vermemeye çalışıyorum. Dudaklarımdaki o sahte gülümsemenin bile yerine düz bir çizgi aldığına çok eminim. Hem böyle bir cevaptan kaçınmak istiyor,hem de kısa bir evet'in yerine daha detaylı bir açıklama bekliyordum. İstediğim cevapları alamadığım için sorularıma yenilerini ekliyorum.
"Ama neden? Neden beni arıyordun? Bunu söyler misin?"
Hafif bir gülümseme akın ediyor yüzünü, karakteristik çukurlarını ortaya çıkarıyor, bu gergin ortamda bile şen bir hal almayı başarıyor.
Olayın onun kontrolü altında olmasından pek zevk alıyor gibi görünüyor,bir süre etrafa bakıp gözlerini geri gözlerimle birleştiriyor.
" Bu kekelemelerin ve sakar hallerin bana tehlikede olduğunu söylüyorlar. Beraber gideceğiz," diyor, kararlı bir şekilde. Böyle bir cevap alacağımı bile bile alık bir şekilde bakmaktan alamıyorum kendimiz.
Daha iyi anlamam için olsa gerek iyice açıklama gereksinimde bulunuyor.
Gözleri etrafa dalıyor,etrafta birilerinin olup olmadığına bakıyor olmalı. Ağzımı açacak oluyor ama boyun eğmekten başka bir şey yapamıyorum. Ajax beni alt etmişti.
"Gideceğimiz yeri biliyorsun, Ine bana haber etti ve iyice tembihledi. Bu görevi başka kimseye emanet edemezdi zaten. Acele edelim. Belki devamını yolda konuşabiliriz."
Çocuğa güvenmekte oldukça güçlük çekiyorum,sonuçta yakın değildik ve ormanda olan herhangi bir şey benim aleyhime düşer,Ajax'ın bunu öğrenmesiyle dedikodu okulun her yerine yayılır ve eninde sonunda yakalanırdım. Ayriyeten pek tanımadığım birine "ormandaki cesedi ortadan kaldırmama yardımcı olur musun?" Havasına girecek değildim.
Ama şu an o kadar çaresiz ve güçsüzüm ki,başka bir soru sormuyor,Ajax ne diyorsa onu yapıyor,takip ediyorum. Aynı efendisinin dediğini kelimesiyle yerine getiren bir köleydim.
Alelacele davranıyoruz,zamanımız kısıtlı. Ajax bir süre yürüdükten sonra,mahalleden çıkmamızın üzerine bir binanın önünde duruyor ve doğruca bir yere bakıyor. Gözüne kestirmiş olduğu bir motora kendisininmiş gibi,çekinmeden biniyor. Belki de kendisinindir,ama bu konuda oldukça şüpheliydim.
Bir şey demek istemiyorum,ve sorgularımı başka yönlere yöneltiyorum. Motoru çalıştırmasını bekliyor, etrafı gözetliyorum. Çalıştırmasıyla arkasına binmemi işaret ediyor. Ona karşı bir şey diyebilecekmiş gibi bir halde de değilim, bunu biliyordum. Yerimde durabilmek ve dengemi sağlayabilmek adına ondan tutunmak zorunda kalıyorum; bu, beni germekten başka bir işe yaramıyor. Yakınlığı, nefes alış verişiyle bile hissediliyor, bu durum içimdeki huzursuzluğu ister istemez artırıyor. Tanımadığım biriyle ormana giderek olası cinayet mahalline yaklaşıyorduk ve ben arkasında öylece durup yol tarifi yapmaya çalışıyorum. Lanet olsun. Eğer çocuk öldüyse-ki vital bir yerine bile vurmamıştım- Ajax tanık olacaktı. Bunu engelleyebilirdim.
Yola koyuluyoruz, yol boyunca Ajax'tan hiç ses çıkmıyor, benden de öyle. Gözlerimi kısarak ileriyi izliyorum, zihnimde belirsiz düşüncelerle boğuşuyorum. Ne konuşacak moralim var, ne de savunmam. Eğer Ine, Ajax'ı bana gönderdiyse demek ki beni henüz polise vermemişti, henüz. Ancak bu sessizlik, bu belirsizlik, adeta içimdeki her hücreyi titretircesine geriyor. Yolun her tümseği, her dönemeçte daha da tedirgin oluyorum, onun soğukkanlılığıyla benim endişem arasındaki kontrast daha da keskinleşiyor. Aklımın bir köşesinde Ajax'ı olası bir tanıklıktan sıyırma fikri dönüp dolaşıyor.
Bir yandan da ormanda ne olduğunu öğrenmek için çıldırıyorum. O sırada Ajax konuşmaya başlıyor.
"Aslında motor ehliyetim yok." Diyor, konu değiştirmek istercesine histerik bir tınısı alıyor.
Aklıma gelen ilk cümleyi söyleyiveriyorum
"Demek bizi tehlikeye atıyorsun."
Ama onun söyledikleri ister istemez canımı acıtıyor.
"Onun yanında bu hiç kalır."
Haklıydı.