İçeriğe geç

Sıla MORGANA

Bölüm 1 · 24 dk okuma

Sıla MORGANA

Bölüm 1

Birinci Bölüm : Başka Bir Boyut

Hava kararmıştı, her zamanki gibi sokakta yürüyordum ama bir tuhaflık vardı birileri beni takip ediyormuş gibi hissediyordum. Birkaç adım attıktan sonra kafamı çevirip arkama baktım, genç bir kadın beni takip ediyordu.

Ben genç kadını fark edince kadın yolunu değiştirerek beni takip etmeyi bıraktı. Birkaç adım daha attıktan sonra bu seferde genç bir adam peşime takıldı.

Daha hızlı yürümeye başladım ve trafik ışıklarından karşıdan karşıya geçtim, yolun ortasında küçük bir kızın yanıma gelip tişörtümü çekiştirmesiyle durdum ve dönüp kıza baktım.

Küçük kız bana hiçbir şey söylemeden kafasıyla çevreyi işaret etti. Arabalar durmuştu kimse kıpırdamıyor herkes bana bakıyordu ardından önce yanımdaki küçük kız olmak üzere herkes önümde eğilmeye başladı. Birden kendimi kabarık bir prenses elbisesi içinde buldum ve kafamda da bir taç vardı.

Defalarca gördüğüm ve ne anlam ifade ettiğini anlayamadığım bu rüyanın devamını bir türlü hatırlayamıyordum ama bu sefer rüyanın devamı vardı :

Küçük kız, " Eğil kulağına çok önemli bir şey söyleyeceğim." Dedi. Ne diyeceğini duymak için eğildim; tam o an, ne söyleyeceğini merakla beklerken Haktan' ın bağırışlarıyla rüyam yarıda kalarak uyandım.

Koray ve Haktan çoktan uyanmış sohbete dalmışlardı daha doğrusu Koray, Haktan' a gördüğü rüyayı anlatmış. Haktan' da rüyayı çok saçma bulduğu için Hande ve benim uyanmama yetecek kadar yüksek sesle kahkaha atarak tepki vermiş.

Koray'ın rüyaları, Haktan' ın aksine benim için oldukça önemlidir çünkü ben sürekli gördüğüm rüyaları hatırlarım ama Koray nadiren hatırlar ve ne zaman Koray ve ben benzer tarzda bir rüya görsek mutlaka bir olay yaşanır. Annem bizim altıncı hissimiz çok güçlü olduğu için böyle olduğunu söylüyor.

" Haktan' ın bu kadar büyük bir tepki vermesine neden olacak rüyan neymiş anlat bakalım."

" Öncelikle Günaydın, rüyamda - " diyerek başlamıştı ki Hande araya girip “ Bekle! Gün aymış mı aymamış mı görürüz şimdi.” dedi ve bağırarak “Anne kahvaltı hazır mı?” diye sordu.

Hande’nin annesi Kurabiye Cadısı’ ndan cevap bekleyerek geçen birkaç sessiz saniyenin ardından Kurabiye Cadısı, “On dakika sonra hazır, Uyandıysanız aşağı yardıma gelin! ” diye bağırarak cevap verdi.

Hande de “O zaman biz on dakika sonra uyanıyoruz, Hadi iyi uykulaaar. ” dedi.

Odada bir süre sessizlik oldu ta ki Hande “ İşte daha gün falan aymamış siz rüyanızı mümkünse sessizce anlatın ben tekrar uyuyorum.” diyerek yatağına tekrar yatana kadar.

Hande tekrar yattıktan sonra Koray, " Öhö öhö evet nerede kalmıştım.” Dedi ve “ Rüyamda annemin Pamuk Prenses tarafından el konulan aynasını gördüm. Sıla sen aynanın karşısına geçiyordun ve ayna sana, Sıla bana gel diyordu hem de bunu tekrarlayıp duruyordu." diye ekledi

" Eee peki sonra ne oldu? Rüyanın devamı var mıydı? "

" Sonra sen yavaş adımlarla aynaya yaklaştın, ayna sanki başka bir boyuta açılan kapı gibiydi ve sen aynanın içinden geçtin ve geri gelmedin." Dedi

" Haktan bunu neden saçma buldu ki biz Peri Masalı Diyarı'nda yaşıyoruz burda her an her şey olabilir."

Haktan, " Sıla farkında mısın bahsettiği ayna Pamuk Prenses'in aynası. Bizim o aynanın olduğu şatonun yakınından geçmemiz bile imkansızken sen aynaya yaklaşmış sonra da içinden geçmişsin. Çok saçma." dedi.

Koray sinirlenerek, " O benim annemin, yani Kötü Kalpli Kraliçe'nin aynası, Pamuk Prenses onu çaldı." Dedi

Haktan'da " Off anlasanıza işte bu rüyadan çıkan tek bir anlam var o da hiçbir anlamın çıkmadığı." dedi ve Hande'ye yastığını fırlatıp " Hadi kalk kahvaltıya gidelim yoksa bu ikisi saçmalamaya devam edecek." dedi. Hande de hiçbir şey olmamış gibi ona attığı yastığa sarıldı ve uyumaya devam etti.

Şimdi gözünüzde canlanması adına size bizi biraz tanıtayım ve tanışalım.

Hande, Kurabiye Cadısının kızı. Aralarında pembeye boyanmış kısımların da bulunduğu koyu kahverengi saçlı, bazen yeşil bazen ela olan gözleri olan açık tenli ve gözlüklü bir kız.

Koray, Kötü Kalpli Kraliçe’nin oğlu. Beyaz tenli, kumral saçlı ve yeşil gözlü.

Haktansa Kaptan Kanca’nın oğlu. Açık tenli siyah saçlı ve ela gözlü.

Bana gelecek olursak ben beyaz tenli, açık kahverengi saçlı, kahverengi gözlü ve gözlüklü klasik bir Sıla’ydım işte tabi sihirli güçlere sahip olmamı ve annemin bütün diyara korku saçan Kötü Peri Morgana olmasını saymazsak..

Hande'nin kalkmayacağını anladım “ Benden bu kadar ben aşağı iniyorum. ” diyerek odadan dışarı çıktım. Koray'ın gördüğü ve kendi gördüğüm rüyaları anlatmak için annemin yanına gidiyordum.

Merdivenlerden inip ikinci kata geldiğimde annem Morgana’nın ofisinin kapısının açık olduğunu gördüm ve kapıyı tıklatıp içeri girdim. Annem beni gördü ve

“ Hadi yanıma gel ve şu bilgisayarı takip cihazını bilgisayarda açmam için ayarlamama yardım et! ” dedi.

Duyduklarıma inanamamıştım bunca zaman sonra yeniden çalışmalara mı başlayacaktık?

Sevinçten ağzım kulaklarıma vararak “ Bana tekrar doğru yere portal açmayı öğretmeyi mi deneyeceksin? ” diye sordum

“ Evet ama çalışmaya başlamadan önce kahvaltı yapmalıyız. ”

Koşarak anneme sarıldım ve gülerek “ Ben bilgisayar işlerinden pek anlamıyorum kaç yıldır kızınım hâlâ öğrenemedin mi? ” dedim Annem de güldü ve

“ Hadi o zaman Hande’yi çağır da o halletsin ” dedi.

Koşarak Hande’yi çağırmaya gittim. Annemin bana tekrardan nasıl portal/boyut açacağımı öğretecek olmasının heyecanıyla anneme rüyaları anlatmayı unuttum. Hande'nin yanına gittiğimde hâlâ yatıyordu ama ben ona annemin onu çağırdığını söyleyince hemen kalktı çünkü annemden herkes gibi o da korkuyordu çünkü annem, koskoca Pema Akademisi’ni yakıp yıkmış, okuldan ve diyardan sürgün edilmiş bir kötü periydi.

Hande’yle birlikte annemin odasında bilgisayarla uğraşmaya dalmış ve kahvaltıya inmeyi unutmuştuk. Annemin odasında işimiz bitince kahvaltıya inmek için Hande’yle birlikte odadan dışarı çıktık. Merdivenden aşağı inerken Hande’nin annesi, merdivenin yan tarafındaki mutfaktan

“Nerde kaldı-” diye bağırıyorken annemi gördü ve bağırmayı bıraktı ve anneme “ Biz kahvaltıyı bitirdik ama sizin için tekrar masayı hazırlayabilirim.” dedi korkmuş görünüyordu.

Annem, “ Ben aç değilim bahçeye diğerlerinin yanına çıkıyorum ama bir çayını içerim büyük beyaz olan kupada olsun, Sıla ve Hande sizde kahvaltınızı yapar yapmaz yanıma gelin çalışmalara başlamalıyız. ” dedi ve dışarı çıktı.

Annem dışarı çıkınca Kurabiye Cadısı, Hande’ye bize krep yapmasını ve bana da yukarı çıkıp Koray ve Haktan’ ı çağırmamı söyledi. Koşarak yukarı bizimkilerin yanına çıktım ve onları aşağı çağırdım. Aşağı indiğimizde Kurabiye Cadısı bahçeye çıkmıştı ve Hande de çok güzel krepler yapmıştı.

Kreplerimizi yedikten hemen sonra Kurabiye Cadısı içeri girdi. Elinde çaylarını bitirmiş olan ebeveynlerimizin kupaları vardı. Tezgaha elindeki kupaları koyarken bir yandan da Koray ve Haktan’ a “ Hadi kahvaltınız bittiyse dükkana yardıma gelin. Yerler kendi kendilerini temizlemeyecekler” dedi ve “ Sıla ve Hande sizde işiniz bitince gelin. ” diye ekledi ardından tekrar bahçeye çıktı.

Koray ve Haktan da bizle vedalaşarak dükkanın yolunu tuttular. Hande ve ben de masayı toplayıp annem Morgana’ nın yanına kahvaltımızın bittiğini söylemek için gittik. Annem bizi görünce kahvaltımızın bittiğini anlayıp Koray’ın annesi Kötü Kalpli Kraliçe ve Haktan’ ın babası Kaptan Kanca’ya veda ederek bizimle birlikte odasına çıktı.

Hande bilgisayarın başına geçti, annem de koluma takip cihazını taktı ve benden Hande, Haktan, Koray ve benim ortak olan yatak odamıza portal açmamı istedi. Sürekli odaklan ve rahatla diyordu ama ikisini aynı anda yapamıyordum. Ben de önce sadece odaklanarak portal açmayı denedim.

Annemin odasında bir portal açıldı. Portalın içine girdim ve kendimi evin bahçesinde buldum, en azından hedeften fazla uzaklara gitmemiştim. Koşarak tekrar annemin odasına çıktım.

Annem benim evin bahçesinde olduğumu, bir anda bahçede açılan portalla birlikte Kaptan Kanca’nın attığı çığlığın tüm sokak boyunca yankılanmasından anlamış olacak ki – tabi bilgisayardan da bakmış olabilirler- yukarı çıktığımda

“ Hadi inanıyorum bu sefer daha yukarılara çıkmaya çalış ” dedi.

Tekrar odaklandım ve bu sefer bir boyut açtım, portaldan geçtim ve kendimi Eiffel kulesinin en tepesinde buldum. Bir süre annemin gelip beni almasını bekledim ama o gelmedi eğer gelmek isteseydi koluma takmış olduğu takip cihazından yerimi hemencecik bulup yanıma gelebilirdi, bu da annemin benim kendi kendime portal açarak eve dönmemi istediği anlamına geliyordu. Keşke güçlerimi kontrol edebilmek daha kolay olsaydı..

Bu arada kısa bir bilgi vereyim eğer kısa mesafeye gitmek istiyorsak portal, uzun mesafeye gitmek istiyorsak da boyut açmak deniyor tabi ikisinin de görüntüsü aynı olduğu için iki isimde kullanılabiliyor.

Tekrar odaklandım ve yine bir boyut açıp içine girdim. Bir ofisteydim ama bu annemim ofisi değildi. Kimin ofisi olduğunu veya nerde olduğumu anlamak için etrafa bir göz gezdirmeye başladım. Tanıdık bir yer gibi gözükmüyordu duvarlardaki raflar tozlanmış kitaplarla doluydu, belki bir yerinde isim yazıyordur diye odanın kapısına baktım. Koyu kahverengi tonlarındaki kapıda bir şey yazmıyordu. O sırada arkamdan bir ses geldi.

“Sıla, sen misin? ”

Ne olduğunu anlamamış bir şekilde “Evet? ” diyerek arkamı döndüm. Masada biri oturuyordu. “Tanışıyor muyuz? ” diye sordum.

Kocaman kahverengi gözleriyle gözlerimin içine bakarak “Ben bu okulun Baş Müdiresi Profesör Pamuk Prenses ve sen de buraya kayıt olmaya geldin sanırım. ” dedi.

Ona ne kaydı olduğunu sorduğum an ofisin ortasında başka bir boyut açıldı, boyuttan dışarı annem çıktı ve beni kolumdan çekerek “ Hemen buradan gidiyoruz! ” dedi.

Kolumu elinden çektim ve “ Anne, Profesör Müdire Pamuk Prenses neden söz ediyor? ” diye sordum. Annem sessiz kaldı. Annem geldikten sonra ciddi bir tavır alan Profesör Pamuk Prenses,

“ Sanırım sizin oraya posta biraz geç geliyor o nedenle neler olduğunu bilmiyor olmalısınız. ” dedi ve neler olduğunu açıklamaya başladı “ Sen ve arkadaşlarını Pema Akademisine çağırdık hem de dört tane ayrı mektupla ama hiçbirinizden herhangi bir şekilde dönüş alamadık, bugünde kayıtların son günü olduğu için kayıt olmaya geldiğini düşündüm. Gerçi normal insanlar gibi kapıdan geleceğini düşünüyordum ama sense odamın ortasına kocaman bir boyut açmayı tercih ettin bu kısmı tuhaf bulduğumu inkar edemeyeceğim. ” dedi.

Anneme bu mektuptan haberi olup olmadığını sordum, annem haberim var dercesine başını salladı. Annemin bize bu mektupları söylememesine çok öfkelendim ve o öfkenin vermiş olduğu sinirle “ Anne nasıl olurda böyle bir şeyi bize söylemezsiniz? ” diye bağırdım.

“Sen bana hangi cüretle bağırıyorsun? ”

“ Anne! Affedersiniz ama siz Hande’nin bu zekasını orda harcayarak, bizi boş boş dükkanda çalıştırarak ve üstelik daha bana doğru yere boyut açmayı bile öğretemeyerek nereye varacağınızı düşünüyorsunuz? ”

“ Sıla, yeter bana bağırmayı kes ve şu boyuttan geçip eve dön! Hemen! ”

Annemin bizi bu okula yazdırmamakta kararlı olduğunu anladım bu yüzden Profesör Pamuk Prenses’ e “ Kayıt olmak için ebeveynlerimizin izni gerekiyor mu? ” diye sordum

“ Hayır tatlım sadece öğrencinin gelip kayıt olmak istediğini söylemesi ve bu listeye adını, soyadını yazıp imzasını atması yeterli. ”

Listeyi istedim ve annemin gözünün içine baka baka Pamuk Prenses’ in bana uzattığı listeye adımı soyadımı yazıp imza attım ve kayıtların saat kaçta biteceğini sordum o da saat tam gece yarısını vurduğunda biteceğini söyledi.

Tüm bunlar yaşanırken annem hayretler içerisinde bana bakıyordu, kim bilir evde başıma neler gelecekti? Tüm bunları umursamıyormuşum gibi davranıp Profesör Pamuk Prenses’ e el salladım ve annemin açtığı boyuttan geçmek yerine başka bir boyut açtım, çok stres olmuştum acaba annem ne yapacaktı bana çok kızacak mıydı? İçimdeki büyük korkuyla başka bir boyut açtım ve boyuttan çıkınca da çok şaşırdım çünkü ilk defa gelmek istediğim yere boyut açmıştım ve evde annemin odasına Hande’nin yanına gelmiştim.

Annem gelmeden Hande’ye olayları anlatmalıydım o nedenle, Hande'yle birlikte diğerlerinin yanına Kurabiye Cadısı' nın kafesine gittik ve onlara olanları anlattım.

“ Hadi gelin kayıt olmanız için bir boyut açayım ” dediğim sırada kafeden içeri annem girdi.

“ Hiçbiriniz kıpırdamayın bir adım daha atarsanız hepinizi fareye çeviririm. ” diye bağırdı ve biz hariç kafedeki herkesi dondurdu. Hepimiz korkudan olduğumuz yerde kalakaldık. Annem yanımıza geldi ve “ Sıla sen ne yaptığını sanıyorsun? ” diye sordu

“ Çok uzun zaman önce yapmam gereken şeyi, sana karşı çıkıyorum anne! ” dedim ve boyut açtım.

Tam boyuttan geçecekken beni kolumdan çekti ve sarıldı hepimiz çok şaşırmıştık, anneme neden sevindiğini sordum o da bana gerçek Morgana'lığın özümde olduğunu söyledi ve bize mektupları vermemesinin nedeninin de benim daha içimdeki Morgana’ yı keşfetmemiş olmam olduğunu söyledi ve bizim boyuttan geçmemize izin verdi.

Boyuttan geçtik, kendimizi kapkaranlık bir şatoda bulduk yine yanlış yere boyut açmıştım ve boyuttan tekrar geçip kafeye geri döndük. Annem güldü ve “ Geçin hadi!” deyip boyut açtı bizde boyuttan geçip imzalarımızı atmayı tamamlayıp okulun ne zaman açılacağı, ne giyeceğimiz, malzemelere vb. ile ilgili bilgiler edindik.

Okul yarın açılıyordu ve elimizde upuzun bir malzeme listesi vardı. Yarın sabah erkenden kalkıp malzemelerimiz alıp okula gitmeliydik ve üstelik hiçbir şeyden bugüne kadar haberimiz olmadığından dolayı daha bavullarımızı hazırlayacaktık. Geri döner dönmez bavullarımızı toplamaya başladık, bavullarımızı toplarken birbirimizle yarın yapacaklarımız hakkında konuşuyorduk.

Hande, kitaplığının son rafını da tek tek bavula doldururken “Profesör Pamuk Prenses bize okulda nasıl gruplanacağımızı anlatmadı. Acaba nasıl? ” dedi düşünceli düşünceli.

Hepimiz bavulumuzu toplamayı bitirene kadar akşam olmuştu. Kendi yataklarımıza çıkmış uzanıyorduk. Hande her zaman olduğu gibi kitap okuyordu, Haktan telefon oynuyordu, Koray da benimle sohbet etmeye, eskisi gibi samimi olmaya çalışıyordu yani ayrılmadan önce olduğumuz gibi..

Koray’la birkaç ay önce sevgili olmayı denemiştik ama başaramamıştık çünkü ben onu o şekilde sevmiyordum ve ayrıldıktan sonra da eskiden olduğumuz gibi samimi olamamıştık. Ona değer veriyordum tabi ki ama o bunu yanlış anlıyordu. Onun iyiliği için araya mesafe katmak zorundaydım..

Hande, Koray’ın sesinden rahatsız oldu ve “ Yeter artık bir kitap okutmadınız ya ” dedi ve yatağından kalkıp Koray’ı, kendi ayağından çıkarmış olduğu ev terliğiyle bir güzel kovaladı.

Bütün bunlar genelde bizim normal akşamımızın klasik bir özetiydi ama tüm bu olaylar yaşandıktan yaklaşık beş altı dakika sonra daha önce hiç yaşamadığımız bir şey oldu, pencereden içeri bembeyaz bir baykuş girdi ve bir tanesi Hande’ye iki tanesi bana olmak üzere içeri üç tane mektup bırakıp geldiği yerden geri gitti.

Üç mektupta da Müdire Güzel’in damgası vardı. Bana gelen mektuplardan birini açtım ve okumaya başladım. Bu mektup Profesör Kırmızı Başlıklı Kız’ın kızı Karmen’ den geliyordu. Mektupta bize okulda yardımcı olacakları yazıyordu ve devamı da özür mektubuydu iki şey için özür diliyordu:

Birincisi bu mektubu yazarken annesinin baş düşmanı olan Kötü Kurt’un oğlu Kaan’ın, onları bize mektup yazarken yakalayıp tek bir şartla kimseye söylemeyeceğini söylemesi ve bu şartı sonucu onunda Müdire Güzel’in damgasıyla Hande’ye bir aşk mektubu göndermiş olması.

İkinci özür ise bana gelen diğer mektupla ilgiliydi diğer mektubun Müdire Güzel’in kızı Gökçe tarafından yazıldığını söylüyor ve annesinin damgasını kullanmasına izin vermesinin tek şartı Karmen’ in onunda bize mektup yazmasına izin vermesiymiş.

Karmen' in mektubunu okuduktan sonra diğer mektubu yani Gökçe’nin mektubunu okudum. Mektupta Gökçe bizi çok merak ettiğinden ve ondan her şekilde yardım isteyebileceğimizden söz ediyordu. Kısacası çok saf, temiz kalpli bir kızdı.

Ben mektupları okumayı bitirdiğimde Hande de kendine gelen AŞK mektubunu okumayı bitirmişti ve bu işlerle alakası olmadığından Haktan’ a fırlattı ve “ Al internete at, bana yazmışlar falan dersin kim inanırsa artık ” dedi ve kahkaha attı.

Sabah olmuştu, hepimiz uyanır uyanmaz bir eksiğimiz olup olmadığını kontrol etmeye başladık. Hande kitaplığının her yerini gözleriyle tarıyordu, bense tek tek eşyalarımı kontrol ediyordum, Koray’da Haktan’ ı Güzellik Uykusundan uyandırmaya çalışıyordu – tıpkı çoğu zaman olduğu gibi – Koray, Haktan’ ı uyandırmayı başarınca onlar da valizlerini kontrol ettiler ve Hande, kitaplarını bir eksik olup olmadığından emin olmak için beş kere daha kontrol ettikten sonra hep birlikte aşağı indik.

Aşağı inip kahvaltımızı yaptıktan hemen sonra annem içeri girdi, bize bir tane boyut kamerası verdi ve “ Bana kalırsa ben kamerayı Sıla’ya verirdim ama ayna hanginizi daha üst gruba seçerse kamera onda kalsın ayna seçene kadarda Hande’de kalsın. ” dedi

Hande şaşkınlık içinde “ Bizi gerçekten bir ayna mı gruplara ayıracak? ” diye sordu.

Kötü Kalpli Kraliçe’de üzgün bir şekilde geldi ve Koray’ın omzuna elini koyarak “ O aynayı küçümseme, sıradan bir ayna değil o. O benim aynam. En azından bir zamanlar öyleydi. ” dedi.

Hande’de ona “ Peki bizi nasıl gruplara ayıracak? ” diye sordu ama Annem Kötü Kalpli Kraliçe’nin Hande’nin sorusuna cevap vermesine izin vermeden araya girdi ve

“ Boşa harcayabileceğimiz bir vaktimiz yok, eminim okulda Sözde Profesör' ünüz Pamuk Prenses anlatacaktır. ” dedi ve “ Hadi şimdi hepiniz ailelerinizin yanına gidip vedalaşın. ” dedi.

Hepimiz kendi anne veya babamızın yanına gittik. Annemle vedalaşırken annem bana büyü kitabını verdi ve “ İhtiyacın olduğunda kullanmaktan çekinme.” Dedi.

Kötü Kalpli Kraliçe’nin de vedalaşırken Koray’a Sihirli Ayna No:2’yi verdiğini gördüm.

Annem “ Hadi artık boyut açın ve alışverişe gidin. ” dedi ve bize para verdi. Anneme oraya gidince nerede kalacağımızı sordum oda şatosu uzakta olan soyluların ve evi uzakta olan öğrencilerin kaldığı bir şatoda yatılı kalacağımızı ama benim sihirli güçlerim olduğu için bunu denetlemek adına, bu sene okula kaydolacak öğrencisi bulunmadığından Profesör Müdire Sindirella’ nın şatosunda kalmamı isteyebileceklerini söyledi.

Hande “ Herkes hazırsa boyutu açıyorum. ” dedi. Hande’nin kamerayı kurarak boyutu açmasını bekledik ve boyut açılınca boyuttan geçtik.

Harikalar Diyarı çarşısının kırtasiye bölümünde alışverişimizi yapacaktık. Her yer değişik ve çeşitli renklerdeki dükkanlarla doluydu. Çarşının içinde ilerlerken biri maça ası diğeri de karo beşlisi olmak üzere iki tane iskambil kartı kendi aralarında sohbet ederek yanımızdan geçti.

Kocaman iki tane baston şekerin çaprazlanmış haline benzeyen bir şeker dükkanının yanından geçiyorduk dükkanın yanında da kocaman bir lolipop vardı ve lolipopun altında “ Hansel ve Gretel’ in Şeker Dükkanı ” yazıyordu.

Kırtasiye kısmına gidene kadar rengarenk ve çeşitli şekerlerden oluşan şeker dükkanlarının yanından geçtik. Kurabiye Cadısı’nın neden hep burada bir dükkanı olmasını istediğini artık daha iyi anlıyordum.

Şeker pembesi renginde tuğlalardan ve üzerine yapışmış şekerlerden oluşan köprüyle içinde taş yerine kap keklerin bulunduğu çikolata deresinin üzerinden geçerken ilerideki bir dükkanı gördüm, dükkan ejderha’ ya benziyordu. İlerledikçe dükkanı daha net görmeye başladım. Ağzını ve kanatlarını açmış yere uzanan siyah tonlarında bir ejderha şeklinde yapılmıştı ve girişi de ejderhanın ağzından oluyordu. Yanından geçerken yanında yazan tabela da “ Ejder Kitap- Kafe ” yazıyordu.

Biraz daha ilerledik, devasa kahverengi bir çizmeye benzeyen binanın yanına gelince Hande durdu ve alınacak malzemeler listesine göz atıp “ Evet, şimdi iş bölümü yapıyorum. Sıla ve ben kitap, kalem vb.leri hallederiz sizse bu listede geriye kalan şeyleri alacaksınız. Unutmayın ne alırsanız dört tane alacaksınız. ” dedi.

Haktan boş boş Hande’ye bakarak “ Geriye kalan şeyler derken neyi kastettin? ” diye sordu.

Hande’de “ Of Haktan of, siz denek elmalarını -unutmayın her biri mutlaka kırmızı olacak- , zümrüt, yakut, elmas, balkabağı, piknik sepeti ve bitki tohumları alacaksınız. Artan paraya istediğiniz şeyleri alabilirsiniz ve tüm bu söylediklerimi yandaki Çizmeli Kedi’ nin Muhteşem Çizmeleri Dükkanı’ nda bulabilirsiniz eğer orda bulamazsanız. Yedi Cüceler’ in Dışı Küçük İçi Büyük olan alışveriş merkezine girin. Okuduğum bir kitapta orada her şeyin satıldığı yazıyordu. Alışverişiniz bitince de şu tepedeki dönme dolabın altında buluşalım ama dikkatli olun orası Sihir Başkanlığına giden yol. ” dedi ve beni çekiştirerek üst üste konmuş üç tane kitap ve onların yanına eğik bir şekilde konan dördüncü kitabın olduğu bir binaya getirdi. Devasa kitapların üzerinde “ Yakışıklı Prens’ in Sosyetik Kırtasiyesi ” yazıyordu.

“ Ben Pamuk Prenses, Rapunzel ve Kötü Kurt’ un dersleri için gerekli olan kitapları alacağım sense Sindirella’ nın dersi için “ Harika Cam Ayakkabılar, Balkabakları Ve Ben ” adlı kitapları, Güzel’in dersi içinse “ Bitki Bilimi Ve Seracılık ”, Kırmızı Başlıklı Kız içinse “ Muhteşem Piknik Sepeti Nasıl Hazılanır? ” kitabını alacaksın ve Haktanlara da dediğim gibi sen de artan parayla istediğin şeyleri alabilirsin ve bunları bu mağazada bulamazsan yandaki Hamti Damti’nin Kitapları Dükkanı’na bakabilirsin. Ben arta kalan paramla okulun tarihçesini alacağım. ” dedi ve yanımdan ayrıldı.

Yan tarafta duran kocaman Hamti Damti binasına baktım. Siyah renkli güneş gözlüğü takan Hamti Damti uzanmıştı bir eliyle kitap tutuyordu- girişler bu kitaptan oluyordu- diğer eliyle de “ Hamti Damti’ nin Kitapları ”yazan bir tabela tutuyordu.

Kitap alışverişini yapmam lazımdı ama aklım buraya gelirken gördüğüm o ejderhaya benzeyen kafede kalmıştı. Harika bir mimarisi vardı ve içini de merak ediyordum ayrıca bir kahve içmekte hiç fena olmazdı bu yüzden ben de hızlıca oraya gidip kahve içip gelmeye karar verdim. Yürürken bir yandan da vakit kazanmak adına paramı çıkarmak için çantamı kurcalıyordum o sırada birine çarptım ve

“ Ben çok özür dilerim gerçekten sizi görmedim.” dedim

“ Sorun değil bu arada Kerim ben.”

“ Ben de Sıla.”

“ Tanıştığıma memnun oldum.”

“ Ben de. Şu an çok geç kaldım daha kitap alacağım, kahve alacağım. Kusura bakmazsanız gitmem gerek.” dedim ve Ejderha kafasının içinden kafeye girdim.

İçerisi sıcak kahve tonlarındaydı sarı ışıkla aydınlatılıyordu. Ejderha’ nın kanatlarının altı dışarıdan içerinin gözükmesini engelleyen siyah camla kaplanmıştı ama içeriden dışarısı gayet net gözüküyordu.

Dükkan da her peri masalı karakterinin adında soğuk ve sıcak içecek vardı. İçecek listesindeki cafe de la Morgana ‘dan sipariş ettim. Siparişi beklerken etrafı incelemeye devam ettim sağ köşede kitaplıklar ve çalışmak için masalar varken sol tarafta canlı müzik köşesi vardı ve biri gitar çalıyordu.

Kahvemi alıp canlı müzik köşesine yaklaştım. Bir yandan şarkıyı dinlerken bir yandan kahvemi yudumluyordum annem diye söylemiyorum tadı çok güzeldi.

Elinde gitarı olan biri sahnenin üzerinde yazdığı üzere kendi bestesi olan “ Bulamıyorum ” şarkısını söylüyordu. Saçı koyu kahverengiydi gözleri de renkliydi. Ben de kahvem bitene kadar çalan şarkıyı dinledim.

Hep dizilerde olduğu gibi çarptığım çocukla laf dalaşına girip daha sonra onunla bir yerde karşılaşıp ona aşık olmam gerekiyordu ama ben ki “ Sakarlıklar Kraliçesi Sıla ” günde on beş milyon kişiye çarptığım için öyle tuhaf değişik dizi şeyleri yaşayamıyorum.

Kahvem bitince de kapıya doğru yürüyordum ve birden durup kolumda ki saate baktım ve Okulun saat 8 de başlayacak olduğunu ve saatin de 7.20 olduğunu gördüm yani geç kalmıştım ben de koşmaya başladım ve tam kapıdan çıkacakken yanlışlıkla birine çarptım. Bu kişinin elinde gitarla şarkı söyleyen çocuk olduğunu gördüm ve koşmaya devam ederken bir yandan da “ Çok pardon ” diye bağırdım ve Yakışıklı Prens’in Sosyetik Kırtasiye Dükkanı’ na girdim.

Almam gereken eşyalardan geriye sadece kitaplar kalmıştı, gözlerimle etrafta kitapları ararken aradan neredeyse 20 dakika geçmişti en sonunda Sindirella’ nın kitaplarının olduğu rafı gördüm almak için uzandım ama boyum yetişmiyordu ben de zıpladım ama yine de yetişemedim. Tabi 1.57 m boy ile yetişebilsem şaşırırdım zaten. Tam ümidi kestiğim sırada elinde boyum kadar kitaplarla ortalıkta gezen birini gördüm. Muhtemelen o da benim gibi okul alışverişini yeni yapıyordu, hemen yardım etmek için yanına gittim ve

" Merhaba yardım etmemi ister misin?" diye sordum

" Sağol sadece kasa nerede onu söylersen yeterli olur."

" Girişte burada neyin nerede olduğunu gösteren bir çizim görmüştüm gel oraya bakalım." dedim ve giriş kısmına yürüdük, kasanın yerini haritadan bulduk ve ben kitapların yarısını zorla da olsa çocuğun elinden aldım.

Kitapların yarısını aldıktan sonra çocuğun yüzünü gördüm. Bu o çocuktu, kafede ki gitar çalan yanlışlıkla çarptığım çocuk.. Ona şok olmuş bir şekilde,

“ Aa sen sen o çocuksun, şey ben çok özür dilerim ” dedim

“ Önemli değil ve teşekkür ederim kitaplar için yani, sanırım bu senin okulda ilk senen? ”

“ Evet, ya senin? ”

“ Benimde ilk senem. Bu arada ben Poyraz ” dedi. Bir süre sessizlik oldu tabi Poyraz bu sessizliği “ Bu kısımda senin de bana adının söylemen gerekiyordu. ” deyip gülerek bozana kadar.

“ Ben Sıla ” dedim gülümseyerek.

Poyraz'ın kitaplarını kasaya bırakırken kasiyer, " Merhaba Poyraz Bey biz sizin kitaplarınızı ayırmıştık aslında neden zahmet ettiniz." dedi.

Poyraz'da " Annemin işleri değil mi? Neyse sıkıntı yok ben kendi aldıklarımı kullanacağım." dedi ve bana dönüp " Sen kitaplarını aldın mı?" diye sordu

" Hayır almadım."

Kasiyere döndü ve elindeki kitapları uzatarak " Bu kitapları bir köşeye koyun ben birazdan geleceğim." dedi

" Kitapları neden almadın?" diye sordum

" Sana bir teşekkür borçluyum hangi kitapların eksik bulmana yardım edeceğim ya da direkt annemin benim için ayırttıklarından sana verelim."

" O iş öyle kolay değil işte. Arkadaşlarımla alışverişi grup olarak bölüştük yani ne alırsam dört tane almam gerek."

" Tamamdır o zaman başlayalım. Okuldaki ilk günümüze geç kalmak istemeyiz değil mi?"

" Evet evet." Dedim ve Poyraz'la birlikte kitapları almaya gittik. Poyraz benden önce kitaplarını aldığı için kitapların yerlerini biliyordu bu da işimizi kolaylaştırmıştı.

Profesör Müdire Kırmızı Başlıklı Kız' ın dersi için olan kitapları aldığımız sırada arkamızdan bir boyut açıldı ve içinden annem Morgana çıktı. Annemi gören Poyraz, yandaki kocaman hasır sepetin içinde duran kılıçlardan birini alıp anneme doğru tuttu ve " Arkama geç Sıla ben seni korurum." dedi

" Affedersin ama sen kimi kimden koruyorsun acaba. O benim annem hem senin beni korumana ihtiyacım olduğunu da nereden çıkarttın. Ben senin korumana ihtiyacı olan bir prenses değilim."

Poyraz'da " Refleks olarak yaptım kusura bakma." dedi

" Sıla bakıyorum da hemen arkadaş bulmuşsun kendine. Üstelik kendisi de Pamuk Prenses' in biricik oğlu Poyraz. " dedi

Şaşırmış bir şekilde Poyraz'a baktım daha sonra annem " Her neyse Sıla sana kredi kartını vermeyi unuttum o yüzden gelmiştim al şu kartı. " dedi ve Poyraz'a kötü kötü bakıp açtığı boyuttan geçip gitti.

Poyraz bana " Senin bir MORGANA olabileceğin aklımın ucundan bile geçmemişti." dedi

" Ben de senin Pamuk Prenses' in oğlu olabileceğini düşünmemiştim. Gerçi öyle olman kasada yaşadığımız durumu mantıklı kılıyor." Dedim.

Birlikte benim kitaplarımı da alıp sıraya girdik ve sıramızın gelmesini bekledik. Orda geçirmiş olduğumuz upuzun bekleme süreci içerisinde

“ Poyraz yanlış anlamazsan bir şey soracağım. Sen buraları nasıl bilmiyorsun burada büyümedin mi? ” diye sordum

“ Dediğim gibi benimde senin gibi ilk senem, ama benim dedem Pema Akademi’ yi yıllar önce yaptırdığı ve annemde okulun ve bu diyarın en büyük hissedarı olduğu için tehlikelerden dolayı bu seneye kadar şatodan uzaklaşmama pek izin verilmezdi. ”

" Ne gibi tehlikelerden dolayı?"

" Şöyle ki küçükken annem beni eğitmesi ve güvenliğimi sağlaması için dedemin yanına yolladı. Yaklaşık dört sene önce annem, Morgana’ nın bir kızı olduğunu öğrenince de beni tekrar kendi yanına aldı ve dışarı çıkmama da fazla izin vermedi. "

" Benim yüzümden mi yani? İyi de ben nerede yaşıyorum sen nerede yaşıyorsun üstelik yaşıtız da sana nasıl zarar verebilirim? Hem sana zarar verebileceğimi düşünüyorsa beni neden okula aldı?"

" Aslında bu yapmak zorunda oldukları bir şey. Sonuçta sizde bu diyarda yaşıyorsunuz bu yüzden sizin de bu okulda okumaya hakkınız var. Tabi annem başta sizi çağırmaya pek sıcak bakmıyordu ama sonuç olarak diğer Profesörlerle birlikte sizi çağırmaya karar verdiler.”

Sıra bize gelmişti kasaya önce ben geçtim, sonrada Poyraz geçti. Poyraz kitaplarını kasiyere verirken " Okula neyle gideceksin?" diye sordu

" Boyut kamerasıyla gideceğiz."

" Aslında onları okulda kullanmak yasak tabi siz uzak yerden geldiğiniz için okula gidiş gelişte kullanmanızda bir şey demezler ama dikkatli ol."

" Tamam dikkat ederim." dedim ve ellerimizde kitaplarla kasadan çıktık.

Poyraz, " Sıla anneni görünce öyle tepki verdiğim için özür dilerim. Sadece Morgana uzun zamandır buralarda görülmemişti onu burada bir anda boyut açmış bir şekilde görünce öyle bir tepki verdim." dedi

" Sorun değil sen de haklısın annem korkulan bir peri. "

"Aslında ben annenin okulu bilerek yaktığını düşünmüyorum. Yani annem öyle olduğunu söylüyor ama dedem hep öyle olmadığını söylerdi."

" Nasıl yani deden annemi mi savunuyor?" dedim

" Dedem bana Morgana’ nın amacının yangın çıkarmak değil de dünyayı daha iyi bir hale getirmek olduğunu bu yüzden bir sihir denediğini ama bu sihrin ters teptiğini söylemişti. Aslına bakarsan olayın aslını senden de dinlemek isterim."

" Şeyy annem bu olaydan sonra okuldan atıldığı için bu konuda konuşulmasını istemiyor ama tek dediği " Ben haklıydım ama onlar bunu hiçbir zaman fark edemediler." . Her konu açıldığını bunu diyor ve konuyu kapatıyor. "

Poyraz, " Umarım okulda görüşürüz. İyi birine benziyorsun."

" Umarım.."

Hande yanımıza geldi ve “ Hadi tepede iki saattir seni bekliyoruz. ” dedi ve beni kolumdan çekiştirerek dışarıya sürüklemeye başladı. Diğerlerinin yanına varınca Koray bana “ O yanındaki çocuk kimdi? ” diye sordu kızgın bir şekilde.

“ Poyraz ”

Hande şaşkın şaşkın “ Okulun en büyük hissedarı Profesör Pamuk Prenses’ in oğlu olan Poyraz’dan mı söz ediyorsun sen? ” diye sordu

“ Evet, ayrıca yeni aldığın bir kitabı bu kadar kısa sürede okuyacağını düşünmemiştim. ” dedim, o da güldü.

Hande, “ Hadi geç kalıyoruz. Koray ve Hakan siz boyut açabileceğimiz bir yer arayın, bulunca işaret yaparsınız bizde geliriz. Biz boşu boşuna yürümeyelim şimdi o kadar yolu. ” dedi ve Haktangil boyut açacak bir yer aramaya gittiler ve bulunca da bizi çağırdılar. Bizde Hande'yle birlikte yanlarına gittik. Hande kamerayla yeniden bir boyut açtı ve hepimiz boyuttan geçip okula vardık.

Okula vardığımızda dört tane cüce gelip bizi karşıladı ve bavullarımızı aldı ve birlikte Okulun kapısına doğru yürüdük, kapıda kısa bir kuyruk vardı. Bu kuyruğun oluşma nedenini sıraya girince anladık. Kapı içinden geçen kişiye sihirli bir şekilde yazlık okul formasını giydiriyor ve kışlık olanı da bavullarına yolluyordu. Okul forması kırmızı ince kravatlı, üzerinde siyah yelek olan kısa kollu beyaz gömlek ve ekoseli koyu gri tonlarında bir etekten oluşuyordu. Ben kendi kıyafetlerimi aldım ve arkadaşlarımı beklemeye başladım kapıdaki görevli cüce,

“ Geç kaldınız çabuk yemekhaneye gidip seçim vakti gelmeden ilk gün kekini al ve kahvaltı yapmadıysan da kahvaltını yap. Arkadaşların sana yetişir kızım sen git.” Dedi.

Dolayısıyla ben de yemekhaneye gittim. Kekimi almak için sıraya girdim ve üstünde beyaz kremşanti olan vişne soslu kekimi aldıktan sonra yanımdan geçen iki kişi birbirleriyle şakalaşırken bana çarptı ve kekim kızın omzuna yapıştı. Omzundaki keki aldı ve altındaki kalıbın içinden bir kağıt çıkardı. Bir eliyle keki tutuyor bir eliyle de kağıdı tutuyordu. Kağıda bakarak,

“ Bugünü unutma bugün hayatının değiştiği gün olacak. ” dedi ve kağıdı buruşturup yere attı ardından da “ Bence de bugünü unutma ” dedi ve diğer elinde duran keki üzerime fırlattı.

Salondaki herkes bize bakıyordu tam ben tepki verecektim ki biri “ Aslı çabuk ondan özür dile! ” diyerek önümdeki kıza kızdı.

Adının Aslı olduğunu öğrendiğim kız, “ Poyraz olmazsa ben sana yapacağımı bilirdim. ” dedi o sırada Hande araya girip “ Yapsana hadi ” dedi.

Hande’yle birlikte Koray ve Haktan’ da yanıma gelmişti çoğu kişi beni savununca kız “ Of tamam affettim seni ” dedi ve ben de tam “Af mı ettin? ” diyecektim ki Poyraz, “ Boşver uğraşmaya değmez. İstersen gelip bizimle oturun. ” Dedi.

Koray’da “ Gerek yok ” dedi ve beni kolumdan çekiştirerek ortak salona götürdü. Hande ve Haktan’ da peşimizden geldiler.

Bölüm sonu

77 yorum