İçeriğe geç

SİL AKLIMDAN ANILARI

Bölüm 1 · 7 dk okuma

SİL AKLIMDAN ANILARI

Bölüm 1

ÖLÜMÜN FISILTISI

2018

Çocukken hastanelerden nefret ederdim.Bir gün hastane odalarına mahkum olacağımı bilmeden.İnsanlar her zaman mutlu ve umutlu olmam için tembihledi.Ki ben,on sekiz yaşına ölüm döşeğindeyken basmış öksüz bir genç ne kadar mutlu olabiliyorsa o kadar mutluydum.

"Nefes"

Hayal kurmayı çok severdim.Her fırsatta sahip olamayacağımı bildiğim hayallerle kendimi mutlu eder,kendimi gocundurmazdım.

"İlaçlarını aldın değilmi tatlım?"

Yaşamak,dilek olay değilmi?Dünyaya gelmiş olmak,hissediyor olmak...Her şeyi

"Nefes!"

Kulağımın dibindeki çığlık olarak nitelendirdiğim ses ile gözlerimi açtım.Doğa,Doğa abla her gün olduğu gibi başımda dikilmiş masmavi-korkutucu derecede büyük-gözleri ile bana bakıyordu.

"Doğa?"

Derin bir iç çekiş ile düzeltti."Abla,Doğa abla."

"Benimle derdiniz nedir hemşire hanım?"Abla dememi istese bile o benim özel hemşiremdi.Yıllardır bana o baktığı için-ne bakmak ama-aramızdaki hasta-hemşire ilişkisini aşacak kadar büyük bir samimiyet vardı.Uyanmakta zorlandığım zamanlarda kafama bir şişe su dökebilme hakkını görebileceği kadar.

"Beni delirtmeden önce dün gece ilaçlarını aldığını söylemelisin,tatlım."Tatlım.Bu kelimeden kendi literatürüme dahil etmeyecek kadar nefret ederdim ve doğa abla her seferinde beni sinir etmek için bana bu şekilde seslenirdi.

"Aldım tabii,ölmeye niyetli değilim."

Almamıştım ve kesinlikle ölmeye niyetliydim.

Her zamanki benden bıktığını fazlası ile belli eden bakışlarının ardından gözlerini devirdi.Konuşmasına izin vermeden yatak örtüsünü üzerimden ittirdim.Her ne diyecekse içinde tutup,tekerlekli sandalyemi yatağın yanına getirdi.Ah doğru,bacaklarımın beni uzun zaman önce terk etmesinden bahsetmeyi unutmuştum.O lanet kaza...

"Gel bakalım küçük hanım."Sandalyemi,beni oturtabileceği şekilde ayarlayıp ağır olmaktan fazlası ile uzak bedenimi sandalyeye yerleştirmeme yardım etti.

"Kahvaltı zamanı."bunu gülümseyerek söylemesi ironikti çünkü her sabah yediğim hastane yemeklerinin tadı pek te iç açıcı değildi.Pekala,yemek seçen biri olmamama rağmen o yemeklerin tadı kesinlikle berbattı.

"Yemek istemediğimi söylesem..."

Lafımı bitirmeme izin vermeden gözden kayboldu.Bir kaç saniye sonra tekrar odaya döndüğünde,elinde bir kahvaltı tepsisi ile gelmişti.Tam konuşacakken konuşmamı bilmediğim bir şarkıyı mırıldanarak kesti ve tepsiyi çaktırmadan yatağımın yanında duran masaya koydu."Afiyet olsun,tatlım."Gözlerimi kahvaltı tepsisinden ayırıp,kapıya bakmam ile doğa ablanın odadan çıkması bir olmuştu.

Mükemmel.

Kahvaltı tepsim ve ben.Yine yalnız kalmıştık.

Yalnız bir pazar kahvaltısı.Ya da günlerden her ne ise,hangi günde olduğumuzu bilmiyordum çünkü artık takvime bakmayı unutacak kadar izole bir yaşam tarzım vardı.Kendi isteğimle oluşturmadığım bir yaşam tarzı.

Tekerlekli sandalyemi penceremin önüne kadar sürüp,dışarıyı rahatça izleyebileceğim bir pozisyona gelene kadar kendimi ayarladım.Her sabah perdeleri açar,solmuş çiçeklerimi ve dışarıdaki insanları izlerdim.Pek sabah insanı olmadığımdan olacak ki,uyanmam öğlen saatlerini buluyordu.İki hafta önce cam bir bardağa koyduğum,çoktan solmuş olan yaseminlere ve karanfillere bir bakış atıp pencereden dışarıyı izlemeye koyuldum.Her şey aynı işlevinde devam ediyordu.Bugün hava beklediğimden daha güzeldi.Gökyüzü resmen mora boyanmış,güneş çoktan bulutların arkasından çıkıp yerini almıştı.

Saatler okul çıkışına denk geldiği için,okuldan çıktığı gibi sigarasını yakıp sokaklarda fink atan lise son gençler,ölüm döşeğinde olması gerekirken torununu gezdiren yaşlı dayılar,her gün sevgililer günüymüş gibi geçinip bütün gün bankta oturup birbirini izleyen çiftler-ki bana kalsa iğrençler-,biraz daha yakına baktığımda gördüğüm binbir çeşit türden hasta,ve son olarak;yalnızlar.Mükemmel!Bütün liste tamam.

Geriye doğru yaslanıp bıkmış şekilde perdeyi sonuna kadar çektim.Kesinlikle kahvaltı yapmayacağımı var sayarsak bugünün yapılacaklar listesini düşündüğümde,aklıma koca bir hiçlikten başka bir şey gelmiyordu.Bütün günlerim boş geçiyordu.Hayatım,ellerimden kayıp gidiyordu ve ben tek bir hamle yapamıyordum.

En sonunda takvime gözlerim kaydığında,gördüğüm tarih,boğazımda katlanılmaz bir ağrıya sebep oldu.

15.04.2018

O günün üzerinden 7 yıl geçmişti.Lanetlendiğim günün 7. yıl dönümüydü bugün.7 yıl boyunca,bu tarihi her gördüğümde,elime bir bıçak alıp kalbime saplamaya çalıştığımda,her seferinde kendimi durdurup,yaşamın güzel olduğunu kendime hatırlatırdım.Her sabah izleyip,imrendiğim hayatlar,hayallerimden bile güzeldi.O hayatlara bakıp,yaşamın bana bir fırsat sunması için ölümü ardıma alıyordum.Ve her seferinde,bu bekleyiş beni hayal kırıklığına uğratıyordu.Bugün,benim ölümüm olacaktı.Ölmek isteyecek kadar umutsuz olduğum günlerin üzerinden yıllar geçmişti.Ancak bu sefer ölmek için ayağa kalkmayı beklemeyecektim.Çünkü birilerinin beni ayağa kaldırabileceği inancını kaybedeli yıllar olmuştu.Hiç olmadığım kadar yalnız hissediyordum.

Bütün bunları düşünürken gözlerimde tek bir damla yaş bile birikmemişti.Tek düşündüğüm şey,sonraki hayatımda doğmamayı dilemekti.Muhtemelen dakikalarca bakıştığım takvimden gözlerimi ayırıp,sandalyemi hastanenin koridorlarına doğru sürmeye başladım.Bugünün pazar olmasınıda hesaba katarsak diğer günlere göre hastanede çok az insan vardı.Az insan,daha az ilgi.Tam da ölümün istediği gibi.

Beni düşüncelerimde boğulmaktan kurtaran kişi Sara olmuştu.

Sara.

Sara Barlas.

"Pişt,verem."hastanenin tam girişinde durmuş,pekte legal olmayan yollarla sigarasını içiyordu.En azından bahçe tarafına yakında duruyordu...İsimlerini hatırlayamayacağım kadar hastalığa sahip oluşunun nedenlerinden biride her gün 5 paket sigara bitirişi olabilirdi.En sevdiğim sayı 5,bahanesi ile her gün 5 paket sigara bitirirdi.

Sara,buradaki ilk ve tek arkadaşım unvanına sahip tek insandı.Onunla Doğa abladan bile fazla konuştuğum zamanlar olmuştu.Yarısı neon yeşil,diğer yarısı simsiyah olan saçları ile biraz kafadan kontak olsada bazen beni güldürmeyi başarıyordu.Bazen.

"Efendim,yeşil."Absürt bir lakap aklıma gelmediği için böyle seslenmek istemiştim.O ise beni her seferinde şaşırtıp yeni lakaplar bulmayı başarıyordu.Acaba bugünün,beni son görüşü olacağını ona söylemelimiydim?Hayır.Muhtemelen pek umursamaz ve hayatına devam ederdi.Herkes gibi.

"Üzgünsün,neden."Sağ elindeki sigarasını sol eline alıp eli ile söndürdükten sonra tam önümde durana kadar üzerime yürüdü.Şüphe dolu bakışları yüzünden korkmadığımı söyleyemezdim."Umurundamı?"

Dudaklarını büzüp bir kaç saniye gözlerime baktıktan sonra boşver dermişcesine hastane girişindeki masaya doğru yürüdü.Masaya ulaştığında bir şeyler aradığını anlamış ve merakıma engel olamamıştım."Sana gelen bir paket var."Bir kaç saniye içerisinde elinde bir mektup ve bir adet kırmızı gül ile yanıma gelince elindeki kırmızı güllere benim aksime en büyük düşmanıymış gibi bakıyordu."Sevgilin olduğunu bilmiyordum teko."Teko?Gözlerimi kısıp anlam vermeye çalışır gibi yeri izlerken tekrar ona bakmamı sağladı."Tekerleğin kısaltması,nasıl?"Mükemmel,bir tekerlekli sandalyemle dalga geçmediği kalmıştı.Tam bu sırada sahte bir gülümseme ile elindeki mektup ve gülü elime tutuşturuverdi."Haha,baya komik.Ayrıca sevgilim yok.İkinci olarak,bana mektup yazıp gül gönderecek kadar yakın olduğum tek bir insan evladı bile yok.Ki bunu çok iyi biliyorsun."İç çekerek"Yani"Elime tutuşturduğu şeyleri ona geri iade ettim."Bunları çöpe atarsan sevinirim."Aynı sahte gülümsemeyle arkamı dönüp asansöre doğru ilerledim.Tam o sırada önüme geçip önümü kapatmıştı.Ellerini sandalyemin yanlarına yerleştirip ciddi bir ifade ile beni süzdü."Pekala,bu iş ciddi.Bunu bana veren bir kadındı desem?Annen,yaşında bir kadın."Annen,kısmına özellikle vurgu yapmıştı.Sara'ya yıllar önce yanlışlıkla ısınıp bütün hayat hikayemi ve yaşadıklarımı anlattığım günden beri hikayemin en ince ayrıntısına kadar hatırlaması beni hep korkutuyordu."Annem olmadığını söylerdim."

Tekrar gitmek için koyulduğumda tekrar durdurdu,kaşları mümkünmüş gibi daha da çatıldı.Annemin gerçek anlamda olmadığını o da çok iyi biliyordu ancak umudunu kaybetmek istemiyor gibiydi.Bir kaç dakikalık bakışma müsabakamızdan sonra oflayarak geri çekildi."İyi,ne yaparsan yap."Eline tutuşturduğum mektubu çöpe attı.Gülü tam çöpe atacakken sesim ile onu durdurdum.

"Bekle!"Tekerlekli sandalyem ile ne kadar hızlı edebileceksem o kadar hızlı hareket edip,gözüme kestirdiğim ilk su dolu kavanozu aldım ve Sara'ya uzattım."Gülü,buna koy."Benim ölüm günüm olabilirdi ancak tek bir gülün bile ölmesine izin vermezdim.Bana bir deliymişim gibi bakıp uzattığım kavanozu alıp gülü içine koydu."Mutluyumuyuz,prenses?"Dalga geçmek için söylüyordu.

"Teşekkürler."dedim asansöre binmeden önce.Ona ettiğim ilk teşekkürün ,gülü kavanoza koyduğu için olduğunu zannedip alayla gülmesi beni gülümsetmişti.Ancak benim teşekkürüm,yanımda olduğu bütün günlereydi.Ah...Ölüm fazla duygusal,her an kusabilirim.

Asansöre doğru bindiğimde,kapının kapanması ile bütün hayatımın bir film şeridi gibi önümden geçtiğini hissediyordum.Bu hayatta olan varlığım son bulmak üzereydi.Herkesin en sonunda gireceği mezarlara girip,yıllar geçtikçe bu dünyadan silinip gidecektim.Bir insanın dünyaları sığdırdığı bir hayatta,ölüm bu kadar kolaydı.Düşündüğümden çok daha yakınımdaydı.

Asansörün kapısı açıldığında,hastanenin en üst katındaydım.İstediğim gibi gidecektim.En azından özgür hissederek ölmüş olurdum...Sandalyemi hastanenin en üstünde bulunan,kimsenin çıkmadığı ve kullanıldığını hiç görmediğim çatısına çıkıyordum.Bu kata ilk defa geldiğim için en büyük korkum merdiven olup olmayacağıydı ancak beklediğimin aksine merdivene gerek kalmadan tek bir çıkış kapısı ile çatıya çıkabilecektim.Ve bu kapı,tam karşımda duruyordu.Bunun bana bir şey hissettirmesi gerekip gerekmediğine dair bir fikrim yoktu ancak şuanda hiçbir şey hissedemeyecek kadar gözlerimi karartmıştım

Ağır kapıyı zorla ittirip açtığımda,gökyüzünde asilce hareket eden rüzgar uzun siyah saçlarımı usulca hareket ettiriyordu.Bir zamanlar güneş kadar sarı olan saçlarımı,yaklaşık 5 yıl önce siyaha boyamıştım.O günden beri saçlarımı siyah olarak kullanıyordum.Güvenlik amacı ile konulduğu iddia edilen tuğla yığınlarını göz hizamdan çıkaracak kadar uçlara gittim.

Hastanenin çatısından bakılınca gördüğüm manzara beklediğimden çok daha güzeldi.Koskoca şehirin arkasında yatan yemyeşil doğa manzarası,gülümsememe sebep olmuştu.Şimdi için zor kısmı,çalışmayan ayaklarla buradan atlamak olacaktı.Yaşamdan kolay bir dert olsa gerek...

En azından koyulan duvar,sıradan bir insanın bacak boyundan bile kısaydı.Huzurlu bir ölüm,diye geçirmeden edemedim içimden.

Vakit kaybetmeden kollarımı duvara yerleştirdim.Tek dayanağım onlar olacaktı.Var gücümle kollarımı kullanarak duvara tutunmaya çalıştım.Nasıl olduğunu anlamadan duvarın üzerinde yatar vaziyete geldiğimde ilk defa korkuyu hissetmiştim.Pekala,biraz yükseklik korkumu tetiklemiş olabilirdim.Aşağıya bakıp insanları görmek istemiyordum.Ki bütün hayatımı insanlar ve sıkıcı hayatlarını izlemek ile geçmişti.Onun yerine gökyüzüne baktığımda gülümsememe tekrar engel olamamıştım.

Ölmek için güzel bir gün.diye geçirdim içimden.

Kendimi ittirmek için bir hamle yapacağım sırada,belime sarılan bir el beni durdurdu.

"Ölmek için,güzel bir gün."dedi bir fısıltı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.