Yağmur bütün şehri siyaha boyuyordu. Neon tabelalar ıslak asfaltta mor çizgiler halinde titriyor, insanlar başlarını eğip evlerine yetişmeye çalışıyordu. Ama geceyi gerçekten tanıyanlar acele etmezdi. Çünkü gece avcılara aitti. Ve Theo bir avcıydı.
“The Abyss” gecenin en ünlü barlarından biriydi. İnsanlar buraya içki için geldiğini sanıyordu. Hayır. Buraya hissetmek için geliyorlardı. Feromonların ağırlaştığı, bakışların ten gibi dokunduğu, müziğin nabızla yarıştığı bir yerdi burası.
Barın arkasında duran Theo ise mekanın en tehlikeli parçasıydı.
Siyah gömleğinin kolları dirseklerine kadar kıvrılmıştı. Boynundaki ince zincirler mor ışıkta parlıyor, dağınık siyah saçları gözlerinin üstüne düşüyordu. İnce belli yapısı erkeksi olmaktan çok baş döndürücüydü. Güzel, çarpıcı ve rahatsız edecek kadar çekiciydi. İnsanlar ona bakınca gözlerini kaçırmayı unutuyordu.
Theo bunu seviyordu.
Bir Alpha bara biraz fazla yaklaşınca sadece gülümsedi.
“Bir içki söyledin.” dedi yumuşak bir sesle. “Beni değil.”
Adam utançla geri çekildi.
Theo hafifçe sırıtıp bardağı silmeye devam etti.
Tam o sırada kapı açıldı.
Ve ortam değişti.
Önce koku geldi.
Keskin. Ağır. Baskın.
Koyu amber, deri ve baharat.
Bir Hiper Alfa.
Mekândaki bütün Alpha’lar istemsizce gerildi. Bazıları başını eğdi bile. Theo ise yavaşça gözlerini kaldırdı.
Kapının önündeki adam dev gibiydi. Siyah takım elbise geniş omuzlarını saklayamıyordu. Yağmur damlaları koyu saçlarından boynuna süzülüyor, keskin yüz hatları ve soğuk bakışları etrafına ezici bir baskı yayıyordu.
Raaven Vorga.
Yeraltı dünyasının yaşayan tehdidi.
Doberman hibriti.
Ve şehirde çoğu kişinin adını yüksek sesle söylemeye cesaret edemediği Alfa.
Raaven’ın gözleri doğrudan Theo’ya kaydı.
Bir saniye geçti.
Sonra bir tane daha.
Ve ardından Theo’nun feromonunu aldı.
Orman meyveleri.
Tatlı ve baştan çıkarıcıydı ama altında tehlikeli bir şey vardı. Bir Sigma’nın karanlığı.
Raaven’ın bakışları hafif sertleşti.
Theo ise bara dirseklerini yaslayıp başını yana eğdi.
“Kayıp mı oldun?” dedi.
Bar sessizleşti.
Bir Sigma’nın Raaven Vorga’ya böyle konuşması delilikti. Ama Theo korkmuyordu. Çünkü insanların korkusunu koklayabiliyordu. Ve Raaven’dan korku gelmiyordu.
Sadece açlık.
Raaven yavaş adımlarla bara yaklaştı. Ayakkabılarının sesi müziğin arasından bile duyuluyordu. Theo yerinden kıpırdamadı.
İkisi sonunda karşı karşıya geldiğinde aralarında yalnızca birkaç santim vardı.
Raaven aşağı bakıyordu.
Theo yukarı.
Ama garip şekilde üstün olan taraf belli değildi.
Raaven’ın sesi derin çıktı.
“Demek sensin.”
Theo kaş kaldırdı.
“Hayranım mı oldun?”
Mekândaki birkaç kişi nefesini tuttu.
Raaven’ın normalde böyle bir saygısızlığa cevabı sert olurdu. Ama Theo’nun kokusu lanet gibiydi.
Raaven eğildi. Burnu Theo’nun boynuna yaklaşacak kadar yakınlaştı.
Theo’nun kara kedi kulakları bir anlığına ortaya çıktı.
“Tehlikeli kokuyorsun.” dedi Raaven.
Theo gülümsedi.
“Sen de fazla havlıyorsun.”
Bir saniyelik sessizlik oldu.
Sonra Raaven güldü.
Derin ve karanlık bir gülüştü bu.
Ve Theo ilk kez bir Alfa’nın feromon baskısına rağmen geri çekilmediğini gördü.
İkisi de fark etmişti artık.
Bu karşılaşma sıradan değildi.
Bu başlangıçtı.
~~~~~Devam Edecek~~~~
