Saat tam 01:55’ti.
Sokak lambalarının solgun ışığı, sokağın sessizliğine hafifçe dokunuyordu. Yerde yatan ceset, hareketsizdi; zaman sanki onun etrafında donmuş gibiydi. Ancak gözler, bileğindeki antika cep saatine kaydı. Camı çatlamıştı, ama akrep ve yelkovan...
Tam saat 01:55’ti ve yelkovan ve akrep tam 01:55’ de kilitlenmişti. Dedektif Ada derin bir nefes aldı, ellerini cebine soktu. Soğuk hava ciğerlerine dolarken, bu sadece bir tesadüf olamazdı, diye düşündü. Çünkü bu, son üç ayda şehirde gerçekleşen beşinci cinayetti. Ve hepsi aynı saatte, aynı anda...
“Aynı saat…” diye fısıldadı kendi kendine, sesinin titremesine rağmen.
Ellerinde, çözülmeyi bekleyen esrarengiz bir şifre vardı. Ama kimse, henüz ne olduğunu bilmiyordu. O saatte zaman durmuştu. Ve zaman durduğunda, hayatlar da duruyordu. Ve her duruş, yeni bir ölümün kapısını aralıyordu. Ada, titreyen elleriyle cep saatini inceledi. Sadece bir saat değildi bu; içinde kaybolmuş bir sır vardı. Sanki zamanın kendisi, bu küçük mekanizmanın içinde tutsak edilmişti. Bir adım geri çekildi, etrafına baktı. Sokak boştu, sadece rüzgârın uğultusu vardı.
O uğultuda, sanki bir fısıltı gizliydi. “Çöz… Şifreyi çöz…” der gibi.
Gözleri tekrar saate döndü. Camın kırık kenarlarından yansıyan ışık, adeta ona meydan okuyordu. Zamandan ve ölümden daha eski bir şey vardı bu saatte. Ve o, bu esrarengiz şeyin peşindeydi. Bir an için, zaman durdu. Ada'nın nefesi yavaşladı. Dünyadaki tüm sesler kesildi. Ve kalbinde, henüz anlamlandıramadığı bir korku belirdi.
Çünkü biliyordu…
Bu saatin gösterdiği o 01:55, sadece bir an değil, bir başlangıçtı. Ve zamanı durduran bu an, çok daha büyük bir sırrın kapısını aralayacaktı.
Ada, saati dikkatle cebine yerleştirirken, telsizden gelen bir anons sokağın sessizliğini bozdu.
“Merkez, olay yerine destek ekip sevk ediliyor,” dedi polis telsizinden sert bir ses. Birkaç dakika sonra, ekip arkadaşları Murat ve Selin ağır adımlarla yanına geldi.
Murat, gözlerinde yorgunluk ve endişeyle, “Yine aynı saat, değil mi?” diye sordu.
Ada başını sallayıp, “Evet. 01:55. Tam beşinci kez.”
Selin, elindeki not defterini açtı, “Hepsi farklı mahallelerde, farklı kurbanlar. Ama saatin durması ortak nokta. Birisi bizimle oyun oynuyor.”
Murat’ ın yüzündeki çizgiler derinleşti, “Bunun tesadüf olması imkânsız. Bu kadar uzun süredir devam eden bir düzen. Katil zeki ve planlı.”
Ada, gözlerini karanlık sokağa dikti, “Ama neden 01:55? Bu saatin anlamı ne? Neden hep aynı an?”
Selin omuz silkti, “Belki bu saatte yaşanmış eski bir olayla bağlantılıdır. Bize bir mesaj veriyordur.”
Murat, kararlı bir ifadeyle, “Ve biz bu mesajı çözmek zorundayız. Çünkü eğer çözemezsek, bir sonraki kurbanı biz seçmiş olacağız.”
Ada, yavaşça başını çevirdi ve ekip arkadaşlarının gözlerine baktı, “Bu iş sadece bir cinayet soruşturması değil. Bu bir oyun. Ve biz şu an hamlelerin tam ortasındayız.” Sessizlik çöktü aralarına, sadece uzaktan gelen siren sesleri yankılanıyordu. Ada derin bir nefes aldı, “Şifreyi çözersek… belki zamanla yarışı kazanabiliriz.”
Murat hafifçe gülümsedi, “Ya da en azından denemeliyiz.”
Ada, sabahın erken saatlerinde şehrin sokaklarında ağır adımlarla ilerliyordu.
Zihninde, yıllar öncesine ait anılar tekrar canlanıyordu; o acı günün, saat tam 01:55’te yaşanan anının izleri hâlâ tazeydi. Babası, son kez ona sıkıca sarılmış ve “Zaman en büyük sırdır, kızım,” demişti. O saatten sonra her şey değişmişti. Babası, sessizliğe gömülmüş, Ada ise zamanın gölgesinde yaşamaya başlamıştı.
İşte şimdi, elinde esrarengiz bir saat vardı; geçmişiyle, ölümle ve zamanla bağlanan bir sır. Bu sırrı çözmek için, şehrin eski mahallesindeki küçük bir saat tamircisinin kapısını çaldı. Kapı yavaşça açıldı, içeriden eski deri ve yağ kokusu yükseldi. Karşısında, keskin gözlü, yaşlı bir adam duruyordu.
Ziya:
“Hoş geldin genç hanım. Ne arıyorsun burada? Bu saatler sadece zamanı değil, geçmişi de tutar.”
Ada:
“Merhaba Ziya Bey. Bu saat… (cebindeki antika saati çıkardı) bu sadece bir zaman ölçer değil. İçinde gizli bir şifre var.”
Ziya saati aldı, dikkatle inceledi, parmakları yavaşça mekanizmanın üzerindeydi.
Ziya:
“Çok karmaşık bir mekanizma. Semboller eski, anlamları derin. Bunu çözen sadece saatin sırrını değil, kendi geçmişini de açığa çıkarır.”
Ada:
“Geçmişimle yüzleşmeye hazırım. Aslında, bu saat… benim hayatımın tam ortasında. Babamla bağlantılı.”
Bir an sessizlik oldu. Ziya gözlerini Ada’ya çevirdi.
Ziya:
“Anladım. Zamanın ağırlığını taşıyorsun. Babandan mı kaldı bu takıntı?”
Ada başını salladı, gözleri uzaklara daldı.
Ada:
“Evet. O gün, saat tam 01:55’te… her şey değişti. Babamı kaybettim. O saatin sesi hala kulaklarımda çınlıyor.”
Ziya:
“Saatin durduğu an… çoğu kişi için sadece bir zaman dilimi. Ama senin için çok daha fazlası. Bunu anlıyorum.”
Ada:
“Şehirdeki cinayetler hep o saatte gerçekleşiyor. Herkes bunun tesadüf olduğunu düşünüyor. Bir oyun var. Ve bu oyun, beni içine çekiyor.”
Ziya:
“Oyunun kuralları acımasız. Ve çözüm için büyük bir bedel ödemek gerekebilir.”
Ada kararlı bir sesle cevap verdi.
Ada:
“Ödemeye hazırım. Çünkü eğer bu sırrı çözemezsem, kaybedeceğimiz çok daha fazla hayat olacak.”
Ziya, saati kapatırken hafifçe gülümsedi.
Ziya:
“Öyleyse zamanın dişlileri dönmeye başladı, Ada. Ve bu dişlilerin arasında kaybolmamalısın.”
Ziya, eski saati Ada’nın eline verirken hafifçe başını salladı.
“Zamanın dişlileri dönmeye başladı,” dedi. “Ama bu yol, kolay değil.”
Ada saati sıkıca kavradı. Gözlerini Ziya’dan ayırmadan, “Biliyorum,” dedi. “Zor olanı yapmak zorundayım.”
O sırada, kapı sessizce aralandı. İçeriye yavaş adımlarla Selin girdi. Üzerinde hafif bir yağmurun bıraktığı ıslaklık vardı; yüzünde endişe ve yorgunluğun izleri. Selin’in gözleri Ada’ya takıldı, sesinde hafif bir titreme vardı.
“Ada… Merkezden yeni bir rapor geldi. Yine… yeni bir kurban.”
Ada, derin bir nefes aldı, saati cebine yerleştirirken ağır adımlarla öne doğru eğildi.
“Saat yine aynı mı?” diye sordu.
Selin başını salladı, “Evet. 01:55’te durmuş. Kurban, şehrin batı kesiminde, terk edilmiş bir binada bulundu.”
Ziya sessizce arkasından bakıyordu; eski gözleri, gerginliğin ve belirsizliğin ağırlığını taşıyordu.
Selin, çantasından küçük bir dosya çıkardı ve Ada’ya uzattı.
“Bununla ilgili birkaç şey daha var. Kurbanın cebinde bir not bulundu.”
Ada dosyayı açtı; sayfada sadece kalın ve büyük harflerle yazılmış bir rakam vardı: “01:55”
Gözleri donuklaştı, parmakları titredi.
“Bu bir işaret,” dedi, “Ya da belki… bir meydan okuma.”
Selin dikkatle Ada’ya baktı, “Ama neden? Kim bu oyunu oynuyor?”
Ada, bakışlarını pencereden dışarı, sisli sokaklara çevirdi.
“Söyleyebileceğim tek şey var,” dedi yavaşça, “Bizden biri değil.”
Sessizlik çöktü. Oda, zamanın ağırlığıyla doldu.
Ziya saatin mekanizmasını incelemeye devam ederken, “Bu gizem, sadece mekanik bir sorun değil,” dedi. “Zihnin karmaşasında, kaybolan anlarda saklı.”
Selin, derin bir nefes aldı, “Bu işin içinde… zaman kadar eski sırlar var. Biz bu sırları ortaya çıkarana kadar daha çok kişi ölecek.”
Ada yüzünü çevirdi, gözlerindeki kararlılık alevlendi.
“Ölümle dans ediyorum. Ve bu dans bitene kadar durmayacağım.”