İçeriğe geç

SIFIR

Bölüm 1 · 4 dk okuma

SIFIR

Bölüm 1

HİÇ

Bedenim burdaydı fakat ruhum için aynısını söyleyemezdim. Edebiyat hocası Yeşim hanım modern tiyatro konusunu tahtaya yazmış öğrencilerin deftere geçirmesini bekliyordu. Tam yazlmayı bitirmiştim ki. Yanımdaki kız sınıftaki sessizliği yok etti.

"hocam ben burdan tahtayı göremiyorum benim yerimi değiştirebilirmisiniz." gözlerimi masasından kalkmış üzerini düzelten Yeşim hanıma kenetledim. "peki. Gel bakalım buraya Süleyman'la yer değiştir." Süleyman arkaya kaçamak bir bakış atıp hızla konuşmaya başladı. "yanlız hocam ben o kızın yanına oturmam."

Sadece kafamı cam tarafına çevirdim ve dışarıyı izlemeye başladım. Bazı şeyler acı veriyor ama farkındayım, herkes farkında yanımda oturan melike denen kızın görme sorunu falan yok, maşallah gözü iPhone 15 pro max'in kamerası gibi göremediği detay yok. Sorun insanların bana ucubeymişim gibi bakması benimle konuşmuyorlar konuşsalar bile her on kelimelerinden dokuzunu dalga geçmek için kullanıyorlar. O kalan bir kelimede zaten ismi. Aşina ismim bile tuhaf aslında insanlar beni sevmemekte haklı olabilir.

Daldığım düşüncelerden zar zor sıyrılıp sınıfın içinde gözlerimi gezdirmeye başladığımda Melike Süleyman'ın yerine Süleyman ise duvar kenarındaki en arka sıraya oturmuştu. Benim yanım boşalmıştı. Harika artık çantamında sırası var. Zilin keskin ve bir o kadarda rahatlatıcı sesiyle sınıfın içinde küçük çaplı bir uğultu oluştu. Yeşim hanım masasının üzerindeki eşyalarını sonkez toplayıp sınıfa döndü.

"ders kitabında 5 ünite sonu değerlendirmelerini çözün. İyi dersler."

Yeşim hanım sınıftan çıkar çıkmaz bütün öğrenciler oturdukları sıradan kalktılar ben hariç. Ben giriş ziliyle bu sıraya oturur, çıkış ziliyle kalkardım. Ders kitaplarımı çantama yerleştirip okuma kitabımı çıkardım ve bu hayatta bana mutluluk veren tek yere bıraktım kendimi. Kitaptaki dünyaya çoğunuza aptal veya deli saçması gelebilir ama ben kitap okurken beynim bu dünyanın varlığını unutuyor ve sanki kitaptaki ana karakter benmişçesine herşey filim şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor. Yazık. Beynim oyuna getiriliyorsun bu kitaptaki hiçbirşey gerçek değil gerçek olmayacakta. Yinede filimlerdeki gibi bir kitabın içine ışınlanmak isterdim.

Kalfalma gelen salyalı beyaz kağıtla kafamı kitaptan kaldırdım. Evet bir gurup zorba. Masalnın üzerindeki kağıdı aldım ve açmaya başladım. Kağıdın üzerine beni çizmişlerdi. Fakat ne çizme okula gitmeyen kardeşim daha iyisini çizebilir. İddasına varım. Resmimin yanına eşittir işareti koymuş onun hemen yanına ise çöp kovası olarak tahmin ettiğim bir çeşit uzay meteoru çizmişlerdi. Umursamadan kağıdı sıramın altındaki diğer kağıtlara eşlik etmesi niyetiyle oraya bıraktım. Neyseki daha fazla uzaylı çöp kovası görmeden günümü tamamladım.

Eve doğru yürürken caddede yüzlerinde kocaman gülümsemelerle yürüyen insanların üzerinde gezindi gözlerim. Gerçekten hepsi mutlumuydu, hayat sadece benim gibi kabarık saçlı, şaşı gözlü, sivirceli insanlaramı zordu. Doğrusunu söylemek gerekirse hiçbir fikrim yok. Yanımda yürüyen insan hakkında fikrim yok, sınıfımdakiler hakkında fikrim yok, annem ve babam hakkında fikrim yok kısacası kendimi bile anlayamazken diğerlerinin nasıl yaşadığını düşünmeye hiç kafa yormamıştım. Bunda insanlarında büyük bir payı olabilir. Derin bir nefes aldım ve düşüncelerimin ağırlığına katlanamayıp kendimi önüme çıkan ilk banka bıraktım. Derin bir nefes aldım ve çantamın küçük gözündeki suyumu çıkardım. Birkaç yudumdan sonra suyu usulca çıkardığım bölmeye koydum ve çantamı yeniden sırtıma aldım. Birkaç derin soluktan sonra tam oturduğum yerden kalkacaken. Telefonum çalmaya başladı. Elimi cebime atıp telefonumu çıkardım annem arıyordu.

"alo." annem daha ilk kelimemi tamamlamadan konuşmaya başladı. "hangi cehennemdesin sen." evet yine başlıyoruz. "otobüsü kaçırdım yürüyerek geliyorum." sanki ben hiç konuşmamışım gibi öfkeli sesi konuşmasını sürdürdü. "sana okuldan çıkar çıkmaz eve geliceksin demedim mi?" derin nefes alıp verdim. Alma kısmı kolaydı. Fakat iş vermeye geldiğinde sanki aldığım nefes boğazıma diziliyormuş gibi hissediyordum. "otobüsü kaçırdım." yine duymazlıktan geliyordu sanki ben yokmuşum gibi sanki koca bir hiç koca bir sıfırmışım gibi hissediyordum. "sen bir eve gelde ben sana gösterirdim."

Artık dayanamıyordum son cümlesinden sonra sanki bir bombaydımda biri pinimi çekmişti. "eve erken gelmemi istiyorsan o lanet olası akpili doldurmalısın." telefonu kapatıp cebime attığımda boğazımda keskin bir sızı hissettim. Kafamı kaldırıp çevremdeki insanların şaşkın suratlarla bana baktığını fark görünce anladım sesimin nekadar yüksek çıktığını. Oturduğum yerden hızlıca ayağı kalktım ve yürümeye devam ettim. Yol boyunca gördüğüm tek şey kızını kucağına almış bir baba, kızı oyuncakçıya götürmüş bir anne, arkadaşlarıyla sinamaya giden mutlu bir genç ve sevgilisinin elini tutmuş gülümseyerek yürüyen bir başka genç daha hayatın gerçekten bana garezi var.

Uzun ve nasıl geçtiğini çözemediğim yorucu bir yoldan sonra kendimi evimin kapısının önünde buldum. Tabi ev sadece içi sıcak ve güvenliyse yuva olur. Ama benim evim ne sıcaktı nede güvenli hissettiriyordu. Kapıya birkaçkez vurduktan sonra kapı açıldı. Karşımda duran annemin yüzüne bakmadan kendimi içeri attım. Biran önce azda olsa güvende hissettiren alana geçmeliydim yani odama.

"sen nerdesin bu saate kadar." benimle dalga geçiyor olmalıydı. Bunu gerçekten soruyor olamazdı. Umursamadım sert adımlarla odama doğru yürümeye başladım. Arkamdan gelmedi. İyi en azından birazda olsa huzurlu bir uyku çekebilecektim. Odama girip kapıyı arkamdan kapadım ve çantamı çalışma masasının yanına bıraktım. Çok yorgundum üzerimi değiştirmeden kendimi yatağımın üzerine bıraktım. Tam bu esnada kapın açıldı. İçeri kız kardeşim Deniz girdi gözlerimi kapadım uyuduğumu sanıp odadan çıkardı belki. Fakat bir süre sonra gelen kırılma sesiyle gözlerimi açtım masamın üzerinde duran maket ev yere düşmüş parçalara ayrılmıştı. Deniz bana ürkek ve pişman bakışlarla baktığında derin bir nefes aldım ve gülümsedim.

"sorun yok hadi oturma odasına gitte çizgi film izle." o odamda çıkıp kapıyı kapadığında ben yavaşça yataktan doğruldum ve yerdeki kırık parçaları topladım. Zaman eğer bu hayatta bana gerçekten birşey öğretmişse oda insanlara bağırıp çağırmanın kaostan başka birşey getirmediğiydi. Ve ayrıca belki bu tamir edile bilirdi. Fakat kırık bir kalp tamir edilemezdi. O hiç gitmezdi bir yerde o kişiye hep yara olurdu. Parçaları masanın üzerine bıraktım ve yatağıma geri döndüm. Gözlerimi artık açık tutamıyordum. Göz kapaklarım ağırlaşıyordu. Son hatırladığım şey uçsuz bucaksız bir karanlıktı.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Merhaba sevgili yazar kitabına destek oldum sende benim son alev kitabıma destek olursan sevinirim.