12.07.2013
Yılların yaşanmışlıklarından nasibini alan eski yıkık duvarın etrafında küçük bir grup mahallelileri ayağa kaldıracak kadar gür kahkaha eşliyin de oyun oynuyordular.
Etrafdakı mahalleliler oyun oynayan çocuklara bakıyor, onların mutluklarını görüb mutlu oluyordular.
Grupdaki çocukların çoğunluğunu erkekler teşkil etselerde küçük kız çocukları bunu hiçde sorun etmiyordu. Şayet onlar yaşıt oldukları bu çocuklarla futbol oynamayı fazlasıyla seviyodular.
"Portakalı soydum, başucuma koydum. Ben bir masal uydurdum." deyib aralarında en büyük olan erkek çocuğu derin nefes aldı ve tekerlemeyi kaldığı yerden söylemeye başladı. "Duma duma dum. Duma duma dum.Kırmızı mum. Kırmızı mum." deyib elini küçük kız çocuğunun üzerinde durdurdu.
Aralarında en küçük oydu, henüz sekiz yaşında olmasına rağmen her şeyi bilirdi, küçük kız çocuğu. Her kesle iyi anlaşır, onlarla oyun oynamak için her şey yapardı, adeta.
Ebenin kendisi olduğunu gördüğünde kızın yüzünde adeta kocaman gülücük kendini belirtdi. Sırıtarak ellerini bir-birine vurub "Ebe benim, ebe benim" deyib kendi etrafında zıblamaya başladı.
Diğer çocuklar küçük kızın sevincini garipsemiş olacaklar ki, ona hayretle bakıyordular. En sonunda tekerlemeyi söyleyen çocuk küçüğün yanın yaklaşıb koluna dokundu. Dokunuş küçük kızı durdurdu ve olanları idrak etmesini sağladı.
"Ahu " deyib çocuk duraksadı ve eliyle yıkık bir o kadarda ürküdücü gözüken binanı gösterib "burada yüze kadar say." dedi.
Ahu çocuğun gösterdiği yere bakıb derince yutkundu. Burası mahallenin en ucra köşesinde kalan en eski binaydı. Öyle eski ki, insanlar içerisinde dahi girmiyor, buradan hep lanetlimiş gibi konuşuyordular.
'Kocaman insanların giremediği yere küçük çocuk nasıl girsin?' diye içinden kendine sual verdi küçük kız. Korkardı, karanlık yerlerden, terkedilmiş yerlerden, yalnızlıktan, sesizlikten.
Şimdi nasıl karanlığı kendisinde birleştirmiş, terkedilmiş ve yalnız bırakılmış, sesizliğe mâhkum bırakılmış binanın duvarında yüze kadar yalnız başına sayacakdıki? Nasıl yapacaktı?
"Ben .." deyib duraksadı küçük kız, devam edemedi. Korkuyordu fakat bunu söylemeyecek kadar baş dik idi. Küçük olmasına rağem ailesi onu hep başı dik büyürmüşdü şu yaşına kadar. Burnu dahi düşse asla onu almak için eyilmezdi.
Oysa bilseydiki, korkusunu itiraf etmek onun için en iyi yol olacak o zaman başını eyerdi ilk defa.
"Sen ne?" diye sorduğunda grupdakı başka çocuk, küçük kız bakışlarını dik tutdu ve kendi içinde karar vermek için kendine şans tanıdı.
Söylemeliymiydi korktuğunu yoksa her şeye rağmen oyuna devam etmek için o duvarın yanına gitmeliymiydi? Düşündü, her iki ihtimali düşündü küçük aklıyla ve her zamanki gibi ikinci seçeneği seçdi, olacaklardan, başına geleceklerden habersiz halde.
"Hiç, saymaya gidiyim mi diye soracaktım, Fırat" dedi. Ne kadar da kolaydı, yalan söylemek, özelliklede küçük çocuklar için. Hiç düşünmeden yalan söylemişdi, arkadaşlarına.
Oysa derdiler ki, çocukdan al haberi. Meğersem dünyada en kolay yalan üreten varlıklar çocuklar idi.
İsmi Fırat olan çocuk 'tamam' diyerek kafasını salladı ve 'git' diyerek duvarı işaret etdi. Ahu anlamış olacak ki, sanki son defa arkadaşlarına bakıyormuş gibi bakıb korkak ama bir o kadar sağlam adımlarla duvara yaklaşmağa başladı.
Çelişgi içerisindeydi, kendisiyle. 'Yalnışmıydı yaptığım?' diye düşünmeden edemedi. Yaşı küçük idi, fakat düşüncesi büyükleri bile hayran bırakırdı.
Kensiyle olan çelişgisi onu huzursuzlaştıryordu, fakat düşünmeden de edemiyordu. İçinde bir hiss onu oradan uzaklaştırmak için sebebler üretiyor, dik duruşu ise onu ora yaklaştırmak için hareketlerini hızlandırıyordu.
Son bir kaç adım kaldığında küçük kız arkasına baktı, son defa arkadaşlarına baktı, onları daha sonra görmeyeseğini bilmeden. Uzunca onları süzdü, son olduğunu bilmeden onları hafızasına kayt etdi.
İçi titredi, kalbi küçükdü, boğazına yumru oturdu fakat Ahu verdiği karardan vaz geçmedi, duvara adımladı, yaklaşmak için haraket etdi, yaklaşmamak için yavaşlayarak hemde.
Duvarla arasında son bir adım kaldığında uzunca soluklandı önce, sonra derin bir nefes alıb son adımını da atıb duvarla bütünleşdi adeta. Kalbi ağzında atmasına rağmen, buna fazla aldırış etmedi ve elleriyle yüzünü yumub duvara kollarını dayadı.
Gözlerini karanlığa teslim etdiğinde korkusu karanlığın içinden ona daha kolay ulaşdı, onu sarmağa başladı. Fakat küçük kız, boyuna rağmen iztifini dahi bozmadan oyuna devam etdi.
Vücudu sarsıldı, titredi, yüzü tere gömüldü fakat o hiç bir şey olmamış gibi arkadaşlarıyla oyun oynamak için saymağa başladı.
Her sayı diğerinden ağır taş gibi boğazına oturuyordu, fakat o buna pek fazla aldırış etmiyordu. Her sayı onu bir az daha korkuya teslim ediyordu, fakat o yüze ulaşmağa çabalıyordu.
Sona ulaşmak her zaman zor olan idi. Son hep kolaylık idi aslında, asıl zorluluk ona yaklaşmak için gidilen yollar, o için sarf edilen zorluklar idi.
Sona ulaşmak için son sayıyı söyleyecekdi küçük kız. Son sayı onu sona yaklaşdırmıştı.
"Yüz" deyib kocaman gülümsedi küçük.
Son mutlukları getirdiği için mutlu olmuşdu küçük, ilk defa sonun felaketlere gebe olduğundan habersiz.
Mutlulukla "Önüm, arkam, sağım, solum sobe. Saklanmayan ebe." deyib arkasına dönerek dakikalarca duvarla bütünleşmiş kolunu rahatlatdı.
Mavi boncuk misali gözleriyle koluna baktığında kolunda oluşan kızarıklıkların arasından duvarın eski, yıkık izlerinin koluna işlediğini gördü. Kolunu sıvazlayıb burukca gülümsedi, mutluklukdan uzak bir halde.
Az evvel arkadakaşlarının durdukları yere baktığında hiç kimseyi görmedi, her kes saklanmıştı en nihayetinde.
Küçük kız kocaman sırıtışla arkadaşlarını aramak için mahalleni eley-feley elemeye koyuldu. Her köşeye bakıyor, her yeri didik-didik arıyordu.
Dakikalar dakikaları kovalarken, küçük kızın vücudu dahada titremeye başlıyordu. Yarım saat geçmesine rağmen küçük kız hâle hiç kimseyi bulmuş değildi.
Mahallenin ortasına gelmiş kız etrafa daha iyi bakmak için kendi etrafında döndüğünde her şeye rağmen gülümsedi, saçının yaratdığı rüzgarın etkisiyle uçuşmasına.
Kendini fazla kaptırmış olacak ki, yanında durub ona bakan bir çift siyahları fark etmemişdi bile.
En sonunda siyahların sahibi fazla sabırsız olacak ki, kıza daha fazla yakınlaşıb kolundan tutub onu durdurdu.
Küçük kız neye uğradığına şaşırakak korkak gözlerle siyahların sahibin yüzüne baktı. Bir kaç saniye yüzüne korkak gözlerle bakıb, kendi maviliklerini siyahın en koyu tonuna sapladığında bakışlarında bilinmezlik yer ediniyordu.
Korku yoktu, bilinmezlik vardı.
Güven yoktu, huzur vardı.
Küçük kız siyahlıklara baktığında kısa sürsede kendini orada gördü ve istemeden de olsa gülümsedi. Bu gülücük küçük çocuğun karşısında ki, ondan en fazla iki yaş büyük olan erkek çocuğuna bahş etdiği ilk gülücük idi, zamanla bahş edeceği gülücüklerden habersiz.
"Arkadaşlarını yanlış yerde arıyorsun" dediğinde erkek çocuk Ahu anlamaz gözlerle ona baktı. Kendince 'nerden bile bilirki?' diye düşündü. Sonuçda gerçekten nerden bile bilirdiki?
Tabi, saatlerce eski, yıkık binanın önünde durub çocukları dikkatle izlemediyse. Onları izldmediyse nerden bile bilirdiki?
Ahu daha fazla oyalanmadan kafasını kurcalayan soruyu sordu. "Nerden biliyorsun, arkadaşlarınım nerden gizlendiğini?"
Erkek çocuğu aralarında az yaş olmasına rağmen ondan hayli küçük kalan kıza dikkatle bakıb "Ben her şeyi bilirim." dedi özgüvenle.
"Hıh" diye bir ses çıkardı küçük kız karşısındaki küçük olmasına rağmen özgüven patlaması yaşayan çocuğa. Aslında kendisi de fazla özgüvenli idi, fakat karşısındaki çocuk onu kıcık etmişdi işte.
Erkek çocuk kızın tepkisine aldırış etmeden "Onları yakalamayacakmısın?" dediğinde kız maviliklerini çocuğun yüzüne tırmandırdı.
Maviliklerde fazla karamsarlık vardı.Karamsarlıkla beraber korkuda yer ediniyordu fakat buna rağmen korkuyu gizlemeyi iyi biliyordu, maviler. Fakat o maviliklerin bilmediği bir gerçeklik vardı. Siyahlıklar gizlenilmiş, insanlar tarafından kolaylıkla görünmeyen şeyleri rahatlıkla görürdü, sezerdi.
Görmüşdü de, o maviliklerdeki korkunu, hemde ilk dakikada. İlk defa o maviliklere baktığında, tüm uzuvlarıyla görmüş, tatmış, bilmişti.
Küçük kız burnunu dikleştirib umursamaz görünerek "Nerdeymiş arkadaşlarım?" dedi. Sorunu sorduğu ilk an vücudunu korku sardı, sanki ruhu biliyordu da, onu bundan korurmuşcasına ora yaklaştırmıyordu.
Erkek çocuğu uzunca kıza baktı, korkusunu tatdı, kızın kendi içindeki çelişgisini dinledi. Maviliklerdeki korkunu görmek onu ürpertdi, vücudunu yay misali gerdi, fakat küçük kızdan farklı olarak duygularını gerçek anlamda iyi gizledi.
Erkek çocuk boş vermiş tavırla az evvel küçük kızın sayı sayması için durduğu duvarın tamamını gösterdiğinde küçük kız küçüldü, küçüldükce içindeki korku büyüdü, korku büyüdükce onu sardı, sardıkca ruhunda yer edindi ve kendine orada kocaman yuva yaratdı, hemde kızdan habersiz, erkek çocuğundan kaçınmayarak.
Erkek çocuk kıza bakmadan uzatdığı yeri işaretleyib "İşte oradalar." dedi sağuk kanlılıkla. Oysa içi karşısındaki ondan sadece iki yaş küçük çocuk için buz tutdu, cayır cayır yandı, sel olub taşdı.
Küçük iztifini bozmadan "Nerden biliyorsun ki?" dediğinde erkek çocuk küçük kıza aynı onun gibi ilk defa gülümsedi, hemde içtenlikle. Az evvel söylediği cümlenin aynısını tekrarlayarak "Ben her şeyi bilirim." dedi.
Bu sefer kız onu alaya almadı, yüzüne bakmadı, özgüvenine takılmadı. Sadece karşısındaki duvara baktı, pür dikkat.
'Sahi her şeyi biliyormuydu?' diye geçirdi içinden kız çocuğu. 'Gerçekten arkadaşları orada, o korkunç yerdeymiydi?'
Korku, insanı en aciz kılan insani duygu idi. Aynı zamanda da insanı soğuk kanlı yapacak tek duyguda korku idi.
Peki Ahu'nun korkusu onu hangisine dönüşdürecekti?
Aciz insana mı, soğuk kanlı birine mi?
Korkusuzluk, insanı içten yeyib bitiren insani duygu idi.
Aynı zamanda da bir adım önde olmasını sağlayan tek duyguda korkusuzluk idi.
Peki Cüneyt'in korkusuzluğu onu hangisine dönüştürecekti?
Korku neydi?
Korkusuzluk neydi?
__-__-__-__-__-__-__-__-__-__-__-__-__-__-__-__-__-__-__-__-__-
Merhaba, nasılsınız?
Umarım kitabımı seversiniz. Hatalaeım varsa kusura bakmayın, zamanla düzeltmeyi umuyorum. Sonuçta hatalar yapılmak için vardır;)
Takih etmeyi, kitaba oy vermeyi unutmayın..
Öpüldünüz🫢🫠