UYARI
Bu bir kurgu eseridir. Karakterler ve olayların gerçek hayatla bağı yoktur. Hikâyede şiddet, cinsellik ve diğer olumsuz öğeler bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin suç olarak tanıdığı ve hikâye içinde bulunan öğelere hiçbir şekilde özendirme amacı güdülmez. Öğeler tamamen hayal ürünü bir senaryoda kullanılmaktadır ve aynı ya da benzer şeyler tamamen tesadüftür. On sekiz yaşının altındaki bireylerce okunması tavsiye edilmez. Hikâyenin yaratabileceği herhangi bir olumsuz etkiden okuyucunun kendisi sorumludur. Lütfen tüm bu hikâyenin hayal ürünü olduğunu unutmayın.
***
--- 9 Ağustos 20** ---
Saat gece 1 civarlarıyken uyumayı reddeden ve hala sokaklarda gezinen birisi vardı. Hafif hafif esen rüzgâr uzun sayılabilecek saçlarını okşuyor ve elinden geldiğince savuruyordu. Sigarası neredeyse bitmişti. Tek nefes sonra elindeki sigarayı yere atmak zorunda kalacaktı.
Fakat kendisi bunu beklemedi ve sigarayı o son nefesten önce yere atıp ayağıyla ezdi. Sonra da ceketinin cebinden bir sigara daha çıkardı ve yaktı. Sigarayla birlikte derin bir nefes aldıktan sonra aldığı tüm nefesi geri verdi. Köprünün ortasında duruyordu. Parmaklıklara sırtını dayamıştı ve köprünün altından geçip giden nehrin sesi eşliğinde geceyi izliyordu.
Nehrin sesi dışında hiç ses yoktu. Yalnızca nehir ve yalnızlığının sesi. Derken telefonu çaldı. Sakince elini cebine attı ve arayan kişiye baktı. Telefonu açtı ve...
...
-Dışarıdayım.
...
-Beni mi özledin?
...
-Tamam. Geliyorum.
Telefonu kapattıktan sonra derin bir nefes aldı ve elindeki sigarayı yere attı.
(Göktuğ)-Sanırım bugünde eve girmeme gerek kalmayacak. Canım sıkılmaya başlamıştı zaten.
Kendi kendine mırıldandıktan sonra ellerini cebine attı ve yürümeye başladı. Kendisini arayan kişi takıldığı kadınlardan biriydi ve onu istediği söylemişti. Göktuğ'da fazla uzatmadan teklifi kabul etmişti. Kabul etmemesi için hiçbir sebebi yoktu. Güzel bir kadından gelen güzel bir teklifi kim reddedebilirdi ki?
Sakin adımlarla ilerleyen Göktuğ elleri cebinde bir şekilde kadının evine kadar yürümeye devam etti. Kadının oturduğu apartmanın önüne geldiğinde ellerini cebinden çıkardı ve apartmana girdi. Kadın dördüncü katta oturuyordu. Göktuğ'da merdiven kullanmakla hiç uğraşmadı ve doğruca asansöre yönelerek dördüncü kata çıktı.
Kadın 14 numaralı dairede yaşıyordu. 14 numaralı daire ise asansörün sol çaprazında kalıyordu. Göktuğ yavaşça asansör kapısını açtıktan sonra 14 numaralı dairenin önüne geldi ve zili çaldı. Aradan 30 saniye bile geçmeden kapı açıldı ve siyah renk, iç gösteren, gecelikli bir kadın Göktuğ'u karşıladı.
Kadın 27 – 28 yaşlarında gibi görünüyordu. Yani Göktuğ'dan en az 6 yaş büyüktü. Kadının siyah saçları ipek gibi ve dümdüzdü. Yüz hatları oldukça düzgündü. Zaten fiziğine diyecek yoktu. Göğüsleri ve kalçaları dolgundu. Vücudu şekilliydi. Erkekleri kolayca cezbedebilirdi.
Kadının giydiği gecelik iç gösterdiği için göğüsleri hemen belli oluyordu. Yani sütyen giymemişti. Göktuğ içeri girmeden önce kadını bir güzel süzdü. Sonrada ceketini çıkartırken içeri girdi ve ceketini kapının kenarına fırlatarak ayağıyla kapıyı kapattı.
Kadın içecek bir şeyler almak için mutfağa giderken Göktuğ oturma odasına geçti ve soyunmaya başladı, kazağını ve pantolonunu çıkartmıştı. Kadın odaya girdiğinde ise boxerini çıkartıyordu. Vücudu şekilliydi ve hafif kaslıydı. Herhangi bir dövmesi yoktu. Vücudu mayın tarlası gibi yaralarla kaplıydı. Farklı boyutlarda kesik yaraları, morluklar ve Göktuğ istemediği için kimsenin anmadığı...
... 23 kurşun yarası.
***
Yaklaşık olarak 1 buçuk saat aralıksız seviştikten sonra biraz dinlenmek için durdular ve Göktuğ pantolonuna yönelerek sigarasını çıkardı.
(Göktuğ)-İster misin?
Diyerek kadına bir sigara uzattı ancak kadın başını salladı ve istemediğini söyledi.
(Göktuğ)-Sen bilirsin.
Göktuğ bir dal sigara çıkardı ve ucunu yaktıktan sonra çıplak bir şekilde balkona çıktı. Kadında peşinden geldi. Göktuğ siyah gözlerini gökyüzüne dikti ve soğuk bakışlar eşliğinde gökyüzünü izlemeye başladı.
Kadın Göktuğ'a arkasından sarıldı ve boynunu öptü. Göktuğ ise sigarasının yarısını tek nefeste içine çekti ve çektiği tüm nefesi geri verdikten sonra...
(Göktuğ)-Senden başka kadınlarla birlikte olmam hakkında ne düşünüyorsun?
Oldukça sakin ve soğuk bir ses tonuna sahipti. Kadın bu soruyu hiç garipsememiş gibi cevapladı.
(Kadın)-Sevgili falan değiliz tatlım. O yüzden başka kadınlarla takılıp takılmaman önemli değil. Ayrıca benim evlenmek istemediğimi, evlensem bile çocuk sahibi olamayacağımı biliyorsun. Ve bende kendimi bir kadın olarak hissetmek istiyorum.
(Göktuğ)-Ve benden memnunsun.
(Kadın)-Elbette öyleyim. Seninle birlikteyken dertlerimden uzaklaşmak kolay oluyor. Kafamı dağıtabiliyorum. Ayrıca bana harika hissettiriyorsun. Seninle birlikte olunca gerçek bir kadın gibi hissediyorum. Fantezilerimi dile getirmekten hiç çekinmiyorum. Önceki partnerlerim gibi değilsin.
(Göktuğ)-Hah.
Göktuğ hafifçe kıkırdadı ve başını çevirerek kadını dudaklarından öptü.
(Göktuğ)-Ne de olsa seks bir ihtiyaç. Beni istediğin gibi kullanabilirsin. Bunda hiçbir sıkıntı yok.
Göktuğ böyle düşünüyordu çünkü kadın ihtiyaçlarını gidermek için kendisini kullanırken dolaylı olarak kendisi de kadını kullanıyordu. Genelde gecelik bile olsa birlikte zaman geçiriyorlardı ve kendilerini fazlasıyla tatmin ediyorlardı.
Göktuğ bunları söyledikten sonra sigarasını ağzına götürdü ancak kadın Göktuğ'un elini tuttu ve sigarasını elinden aldı. Dilini çıkardı ve Göktuğ'un baş parmağını diline yapıştırdı. Sonra da Göktuğ'un baş parmağını yalamaya başladı. Birkaç saniye yaladıktan sonra parmağı tamamen ağzına aldı ve birkaç saniye emdikten sonra parmağı hafifçe ısırarak gözlerini Göktuğ'un gözlerine odakladı.
(Göktuğ)-Emin misin?
Göktuğ'un sorusunun ardından kadın göz kırparak cevap verdi ve o anda Göktuğ kadına parmağını kadının ağzından çekerek yumuşak bir tokat attı ve kadını boğazından tutarak kendisine çekti.
***
Saat sabah 6 buçuk olduğunda alarmı çaldı ve alarmın çalmasıyla birlikte gözlerini açtı. Siyah gözleriyle birkaç saniye tavanı izledikten sonra kalktı ve yatakta oturmaya başladı. Kafasını hızlıca sağa sola sallayarak kendine gelmeye çalıştı ve yataktan kalktı.
Tuvalete gidip çişini yaptıktan sonra önce ellerini sonra da yüzünü yıkadı.
(Berke)-Akşam o kadar içmeyecektim. Kafam sikiliyor bu ne be!?
Kendine kızmakla meşgulken adımlarını mutfağa çevirdi ve tezgâhın üzerinde duran cezveye uzandı. İçine biraz su doldurduktan sonra kaynaması için ocağın üzerine koydu. Sonra da bir bardak çıkardı ve içine kahvesini koydu.
Suyun kaynamasını beklerken odasına geçip üstüne ince bir kazak ve altına şort giyerek yeniden mutfağa döndü. Su neredeyse kaynamak üzereydi. Mutfaktaki kapıyı açtı ve hava almak için balkona çıktı.
(Berke)-Haaa. Temiz hava gibisi yok.
Suyun iyice kaynadığından emin olana kadar balkonda hava almaya devam etti ve sonra da mutfağa dönerek suyu bardağa doldurdu. Tezgâhın en üst çekmecesini açtı ve içinde bir çay kaşığı alarak çekmeceyi kapattı.
Kahvesini karıştırdı ve kaşığı kenara bıraktı.
(Berke)-Telefonu nereye koymuştum? Oturma odası, evet.
Dedi ve oturma odasına gidip telefonunu alıp yeniden mutfağa geldi. Telefonu cebine attı. Bir eline kahveyi, diğer eline de sigarasını ve çakmağını alarak balkona çıktı. Sigara ve çakmağını masaya bıraktı. Kahvesinden bir yudum alıp sigarasının yanına koydu ve sandalyeye oturdu.
Telefonunu çıkardı ve sabah haberlerine bakmak için internete girdi.
(Berke)-Bir bakalım. Ünlü şarkıcı bilmem kim 21 milyon liraya ev almış. Bana ne bundan. Ünlü iş adamı yeni sevgilisiyle görüntülenmiş. Bu adamın kaç yeni sevgilisi var lan? 2 haftada 4 oldu bu herhalde. Neyse, geç. Yolcu otobüsü ile tır çarpıştı şans eseri ölü yok. 15 hafif yaralı var. İyi bari kimse ölmemiş. Offf. Sabah sabah bu ne ya? Yok mu güzel bir haber?
Berke kendi kendine söylendikten sonra telefonu masaya bıraktı ve kahvesinden bir yudum daha alıp sigarasına uzandı. Bir dal çıkardı ve yaktı. İçine çektikten sonra sigarayı tuttuğu elini balkondan aşağı sallamaya başladı.
Daha doğrusu sigaranın külünü balkondan aşağı atmak için bu hareketi yaptı. 7. katta oturuyordu ve şehrin büyük bir kısmını görebiliyordu. Uçtan uca şehri gözledi.
(Berke)-Bu saatlerdeki sessizlik en iyisi. Bazen gerçekten sessizlik gerekli olabiliyor.
Kahvesinden bir yudum daha aldı ve sigarasını bir kez daha ağzına götürdü.
(Berke)-Şu kahveyi içip spora gideyim bari.
Berke kahvesiyle birkaç saniye bakıştı ve bardağın yarısından biraz daha fazla olan kahvesini tek dikişte bitirip sigarasını küllüğe bastı ve odasına giderek spor çantasını hazırlamaya başladı. İçine spora giydiği siyah sporcu atletini, ayakkabısını ve şortunu koyduktan sonra yatağının karşısında duran masanın üstündeki deodoranta uzanıp onu da aldı.
Çantayı sırtına taktı ve mutfağa geçti. Buzdolabından bir şişe su aldı ve çantasının cebine yerleştirdi. Sonra da kapıya yöneldi.
(Berke)-Telefonu almadım amına koyayım.
Hemen geri döndü ve balkondaki masadan telefonu aldı. Sonra da yeniden kapıya yöneldi. Ayakkabılıktan giymek istediği ayakkabıyı aldı ve tam giyecekken...
(Berke)-Kulaklığı da unuttun geri zekalı.
Kendine kızarken odasına giderek kulak üstü kulaklığını da aldı ve boynuna yerleştirip yeniden kapıya yöneldi. Rahat bir yürüyüş ayakkabısı seçmişti. Spor salonu çok uzakta olmadığı için her zaman yürüyerek giderdi. Bunu da kardiyodan sayardı ve spor salonunda 10 dakika koşu yaparak ısınmakla uğraşmazdı.
Ayakkabısını bağladıktan sonra ayakkabılığın üstünden anahtarını aldı ve kapısını açtı. Evden çıktı ve tekrar kapıyı kilitledi.
(Berke)-Pekâlâ. 7 kat merdiven inme zamanı.
Berke daima tabana kuvveti seven birisi olmuştu. 7. katta yaşamasına rağmen bir gün bile asansörü kullanmamıştı. Marketten alışveriş yaptığında bile merdivenleri kullanırdı. Elindeki şeylerin ağırlığına aldırmadan hem de.
7 katı tempolu bir şekilde indikten sonra apartman kapısını açtı ve sağa dönerek spor salonuna doğru ilerlemeye başladı.
***
Spor salonuna 15 dakika sonra varmış ve 3 saat boyunca sporunu yaptıktan sonra yeniden eve dönmüştü. Toplamda 3 buçuk saatini dışarıda harcamıştı. Şu anda saat 10.15'ti ve Berke duşa girmeye hazırlanıyordu.
Küveti dolarken kendisi çantasını boşaltıyordu. Çokça terlediği için her şeyini çamaşır makinesine tıkıştırmıştı. Sadece çantasındakileri değil üstündekileri de makineye atmıştı. Sonra da makineyi çalıştırmıştı ve duşa girmişti.
Küvete girmeden önce kendisini bir güzel liflemiş ve iyice temizlediğinden emin olmuştu. Saçları kısa olduğu için çok az bir miktar şampuanla hızlıca saçlarını aradan çıkartmıştı. Yeni aldığını duş jelini ilk defa kullanmıştı ve kokusu oldukça hoşuna gitmişti.
Her tarafını iyice temizledikten sonra küvete girdi ve nefesini tutarak suyun altına daldı. 1 buçuk dakika boyunca suyun altında kaldıktan sonra yüzeye çıktı ve derin bir nefes aldı. Kafasını kaldırıp tavana bakmaya başladı.
(Berke)-Yine ona açılamadım.
Spor yaptığı için çok nadir içki içen birisiydi ve dün bütün gün sevdiği kızla takılmasına rağmen bir türlü cesaretini toplayamayıp açılamadığı için sinirleri bozulmuştu ve eve döndüğünde sarhoş olana kadar içmişti.
2 yıldır aynı kızı seviyordu. Aralarından su bile sızmıyordu ve kolay kolayda sızmayacak durumdaydı. Fakat kız kendisine daima "kanka" olarak sesleniyordu. O yüzden de Berke bir türlü kıza açılamıyordu. Çünkü açılsaydı olacak şey belliydi.
-Özür dilerim Berke ama, sen benim için çok değerli bir arkadaşsın.
Hatta belki de...
-Kusura bakma Berke ama ben başkasını seviyorum.
(Berke)-Arkadaşın olmak isteyen kim be? Ben yalnızca benim olmanı istiyorum. Bana âşık olmandan başka bir isteğim yok.
Ama yine de durumlar aşka evrilecek gibi görünmüyordu.
(Berke)-Offf offf. Çok canımı sıkıyor bu durum.
Her ne kadar canı sıkılıyor olsa da elinden bir şey gelmiyordu. Kızla dışarı çıktığı zamanlarda bir türlü ona açılacak kadar cesaret toplayamıyordu. Bu yüzden de dışarı çıktıklarında çok fazla aşk konusu açmamaya çalışıyordu. Çünkü konu ne zaman sevgiye gelse Berke'nin kafası karışıyordu.
Sevdiği kızın bir başkasından hoşlandığını duymak istemiyordu. Eğer bunu duyarsa yıkılırdı. Bunu düşünmek bile moralinin bozulmasına yetiyorken birde gerçek olursa ne hissedeceğini tahmin edemiyordu.
Uzun bir süre küvette düşünceleriyle savaştıktan sonra en sonunda küvetten çıktı ve bornozunu giyerek odasına geçti. Hızlıca kurulanıp üstünü giyindi ve telefonunu eline aldı.
(Berke)-Saat 11.18. İlk dersimin 1'de olduğunu düşünürsek daha çokça zamanım var.
Berke'nin evi okuduğu üniversiteye yürüyerek 15 dakika mesafedeydi bu yüzden de okula gitmek için acele etmesine gerek yoktu. Ama okuldan birkaç arkadaşıyla takılıp sohbet etmeyi sevdiğinden şimdi evden çıkacaktı. Okula vardığında arkadaşlarıyla sohbet etmesi için 15 dakikası olacaktı.
Muhtemelen dersten çıktıktan sonra bir kafeye falan giderlerdi ve 1 – 2 saat takılırlardı.
Ayakkabısını giydikten sonra evden çıktı ve kapıyı kilitleyip merdivenlere yöneldi. Apartmandan çıktıktan sonra da sola döndü ve okuluna doğru hareketlendi.
***
Okul çıkışında 4 kişi bir kafeye gitmişlerdi. Tek erkek kendisiydi. Kızlarla arası oldukça iyiydi. Ancak onun gönlü tam karşısında oturan kızda, Gözde'deydi. Gözde sarı saçlı mavi gözlü zayıf bir kızdı.
Berke'nin bütün odağı Gözde'deydi ancak aniden gelen bir sarsılmayla kendine geldi.
(Selin)-Sana diyorum Berke. Alooo.
Kendisini sarsan kişi yanında oturan Selin'di. Selin'de sarışındı ancak gözleri yeşile çalıyordu. Gözde'den çok az daha kalıplıydı ancak yine de oldukça zayıftı.
(Berke)-Ha? Aa, şey... dalmışım kusura bakma.
(Selin)-Aşık mısın oğlum? Son zamanlarda çok fazla dalıyorsun. Neyse, geçen gün yanında gördüğüm çocuktan bahsediyordum. Neydi adı...
(Berke)-Göktuğ mu?
(Selin)-Evet evet. Göktuğ.
Selin çocuğun adını söyleyince bile heyecanlanmıştı.
(Berke)-Ne olmuş ki Göktuğ'a?
(Selin)-Ohooo. Sen harbiden aşıksın lan. Dedim ya bana ayarlasana diye. Duymadın mı?
(Berke)-Olmaz.
(Selin)-Niye be? Kendine mi saklıyorsun?
Selin espriyle karışık şekilde böyle söylemişti. Berke'nin neden "olmaz" dediğini anlamamıştı. Alt tarafı kendisini Göktuğ'a övecek ve bir şans vermesini isteyecekti. Ama Berke reddederken düşünmemişti bile.
(Berke)-Seliiin.
(Selin)-Tamam tamam kızma hemen. Ama soruma cevap ver. Neden olmazmış?
(Berke)-Kimseyle duygusal bağı olsun istemiyor.
(Selin)-Alt tarafı birkaç hafta çıkacağız.
(Berke)-Buna zaman harcayacağını düşünmüyorum. Yani, ona gidip takılmak istediğini söylersen alacağın cevap muhtemelen "Küçük bir kızla uğraşmak istemiyorum" olacaktır.
Berke sakin bir dille olacağını tahmin ettiği şeyi dile getirmiş ve önünde duran kahvesinden bir yudum almıştı.
(Selin)-İyi de bu çocuk 21 yaşında dememiş miydin sen?
(Berke)-Evet.
(Selin)-E alt tarafı bizden 1 yaş büyük. Benden 1 yaş büyük diye neden bana kız çocuğu muamelesi yapacak ki? Çok saçma değil mi?
Selin gerçekten de bu durumu saçma bulmuştu. Övünmekten pek hoşlanmazdı ama gayet güzeldi. Eli yüzü düzgündü. İyi kalpli biriydi. Biriyle çıkmak için yeterince iyi özelliğe sahip olduğunu düşünüyordu.
(Berke)-Küçük kızdan kastı yaşla alakalı değil.
Berke dilinin ucuna gelenleri söyleyip söylememek konusunda emin olamadığından
(Berke)-Siktir etsene. Bak. Kaç yıldır arkadaşız o yüzden senden bir şey saklamayacağım. O yüzden beni iyi dinle ve kararını ona göre ver. Göktuğ hiç kimsenin ilkini almak istemediğini ve sadece kendisinden büyük kadınlarla birlikte olmayı sevdiğini söylemişti bana. Yani takıldığı herkes kendisinden daha büyük. Onu jigolo olmaktan ayıran tek şey yattığı kadınlardan para almıyor oluşu. Neredeyse her gün farklı kadınlarla birlikte olan birisiyle sevgili olmakta bir sorun görmüyorsan durma ve onunla konuş. Ama sana tavsiyem, Göktuğ'dan uzak durman. Seni üzmek istemiyorum Selin ama, sen o çocuğun dengi değilsin.
Berke elinden geldiğince Selin'i üzmemeye çalışmıştı. Onu bir arkadaş olarak sevdiği için üzülmesini istemiyordu ve Göktuğ onu durmadan üzecek kalitede birisiydi.
(Selin)-Anladım.
Selin'in morali bozulmuş gibiydi ancak elinden gelen bir şey yoktu. Birileriyle sevgili olmak istiyordu ancak böyle birisiyle değil. O sadece normal bir ilişki istiyordu.
(Berke)-Üzgünüm. Benimde elimden bir şey gelmez. Ayrıca, böyle birisi olmasaydı bile onunla iyi vakit geçirebileceğini sanmıyorum. Göktuğ her şeye karşı soğuk bir insan. Sanki 500 yaşına gelmiş ve yaşamla ilgili her şeyi görmüş birisi gibi. O yüzden üzülmene gerek yok. Çevrende ondan daha iyi tonla erkek var.
Berke şu anda söylediği şeyleri Göktuğ'un yüzüne de söyleyebilirdi ve hiç çekinmezdi. Zaten bunları Göktuğ'un yüzüne bile söylese alacağı en büyük tepki "Hmm. Öyle miymiş?" falan olurdu. Göktuğ gerçekten umursamaz birisiydi.
***
Berke diğerlerinden ayrıldıktan sonra eve gitmeden önce biraz daha dışarıda takılmak istiyordu. Şu anda saat 5 buçuktu ve Berke yalnız kalmıştı.
(Berke)-Göktuğ'u mu arasam, Azat'ı mı? Ya da Bilge. Yok yok. Bilge olmaz. Ders çalışıyordur o şimdi. Neyse, Azat'ı arayayım bari.
Berke telefonunu çıkardı hızlıca Azat'ı aradı. Telefon iki defa bile çalmadı ve açıldı.
-N'aber?
-Boş musun kanka?
-Boşum kanka, bir şey mi oldu?
-Boşsan bir şeyler yapalım diyecektim.
-Yemek yedin mi?
-Daha yemedim.
-Güzel. Yemeğe gitmeye ne dersin? Şöyle güzelinden bir kebap gömelim.
-Olur kanka da. Yanımda fazla para yok.
-Bırak şimdi parayı. Yeterince para kazanıyorum ben.
-Sana para kazandıran şey jigololuk farkındasın değil mi?
-Bu bir şeyi değiştirir mi? Sonuç olarak bir şekilde para kazanıyorum.
-Amaaan boş ver. Böyle bir konu için uzun uzadıya konuşmak istemiyorum.
-Değil mi değil mi? Ee, bugünde açılamadın sanırım Gözde'ye.
-Sen nereden biliyorsun lan?
-Karşıdaki kafeye bak.
-Karşı kafede mi?
Berke hemen bakışlarını tam karşısındaki kafeye çevirdi ve pencere kenarında elinde telefon tutan siyah saçlı bir çocuk gördü. Çocuğun siyah gözleri Göktuğ'un gözleri kadar olmasa da sakindi. Hafifçe gülümsüyordu ama yine de durgun bir yüze sahipti. Berke çocuğu gördükten sonra çocuk ona el salladı.
-Evet. Saatlerdir sizi izliyorum. Yanınızdaki diğer iki kız tuvalete gittiğinde açılmak için şansın vardı bence.
-Kapat telefonu. Yanına geliyorum.
-Gel haydi.
Berke telefonu kapatıp cebine attı ve karşıya geçmeye başladı. Azat'ta Göktuğ gibiydi. O da sürekli olarak farklı kadınlarla birlikte oluyordu. Aralarındaki tek fark Azat, bu ilişkilerden para alıyordu. Kısaca jigoloydu.
O da tıpkı Göktuğ gibi pek fazla şeye önem veren birisi değildi. Daima kafasına göre takılırdı. İstediği yere gider. İstediğini yer. İstediğini içerdi. Bir başkasının kendisine karışmasından nefret ederdi. Konuşma konusunda da açık sözlülük arasındaki ince çizgiyi bilir ancak bazen bile bile patavatsız bir konuşma sergileyerek üste çıkardı.
Azat, canı nasıl isterse öyle yaşayan biriydi.
(Berke)-Bugün bayağı mutlusun bakıyorum.
(Azat)-Ne alaka şimdi?
Berke fark ettiği ilk şeyi doğrudan dile getirmişti ve Azat'ı şaşırtmıştı.
(Berke)-Sende biliyorsun ki Göktuğ kadar soğuk birisin. Seni gülerken görmek zor.
(Azat)-O kadar da iç açıcı bir konuşma olmadı haberin olsun. Ama haklısın. Dün gece yanına gittiğim kadın yabancıydı. Normalde gecelik 1000 civarı bir şey alıyorum. Kadın çıkartıp 500 sterlin verdi.
(Berke)-Niye bu kadar mutlu olduğun belli oldu.
(Azat)-Normalde aldığım paranın 3 katını verdi kadın tabii mutlu olurum.
Berke suratında dalga geçen bir gülümsemeyle konuşurken Azat ciddi bir cevap vermişti. Ama Berke'nin dalga geçtiğinin farkındaydı. Normalde para aldığı zaman tepki vermezdi çünkü tepki vermesini gerektirecek bir şey yoktu. Kendisi işini yapıyordu ve bunun karşılığında para alıyordu. Bunda aşırı mutlu olunacak bir şey yoktu.
Ama aldığı normalin 3 katı olunca işler değişiyordu. Gecelik 1000 alırken bir anda 3000 alınca doğal olarak sevinmişti.
(Berke)-Güzel miydi bari?
(Azat)-31 yaşında bir İngiliz. Sence güzel miydi?
(Berke)-Sorumu geri alıyorum.
(Azat)-Bence de.
Azat soruya soruyla cevap vererek Berke'nin sorusunu yanıtlamıştı. Berke kadını hayal etmeye çalışmış ancak aklına direkt olarak Gözde gelmişti. Gözde'den başka birisini düşünemiyordu. Aklına doğrudan Gözde geldiği için derin bir nefes almıştı.
(Azat)-Önceki sefer reddetmiştin ama ben yine de söyleyeceğim. Sana birini ayarlamama ne dersin? Ya da tek gecelik bir şeyler?
(Berke)-Ve bende önceki seferle aynı cevabı vereceğim. İstemiyorum.
Azat 1 hafta kadar önce Berke'ye birilerini ayarlamayı teklif etmişti ancak Berke hiç düşünmeden reddetmişti. Gözde'den başka kimseyle birlikte olmak istemiyordu. Yaşayacağı her şeyi onunla yaşamak istiyordu.
(Azat)-Sen salaksın. Beni yanlış anlama ama, kendimi diğer erkeklerden soyutlayarak söylüyorum bunu, tüm erkeklerin aynı şekilde düşünmediğine eminim, ki sen zaten böyle düşünmüyorsun. Ama ben tek kadınla hayatın geçeceğine inanmıyorum. Doyumsuz biri gibi görünüp görünmemem umurumda bile değil. Ben yalnızca bir kadına bağlı kalarak hayatımı geçiremem. Yine de dediğim gibi. Bu benim kendi görüşüm. Her erkek böyle olacak diye bir şey yok.
Azat kendince haklı olduğunu düşünüyordu. Tüm hayatını tek bir kadına harcamak ona zaman kaybı gibi geliyordu. Sanki yapılan her şey boşa gidiyormuş ve unutulacakmış gibi hissediyordu. Ya da belki de daha önce hiç âşık olmadığından bu şekilde hissediyordu. Bunu bilmiyordu ama hiçbir zaman tek bir kadına bağlanmayı mantıklı bulmamıştı.
(Berke)-Doyumsuz birisi gibi görünmüyorsun kanka rahat ol. Ama ben bunu yapamam. Başka kadınlarla birlikte olursam ona olan hislerime ihanet edecekmişim gibi hissediyorum. Böyle bir duyguyla hayatımı sürdürmek istemiyorum.
(Azat)-Sen bilirsin. İlle de başka kadınlarla birlikte ol diye seni zorlayacak değilim.
Azat fazla üstelemedi. Zaten üstelese bile eline bir şey geçmeyecekti. Yalnızca Berke'yle uğraştığıyla kalacaktı. Bununda bir anlamı yoktu. Neden durup dururken, hem de saçma bir sebep yüzünden çocukla uğraşsındı ki? Hem bunu yapmanın bir mantığı yoktu hem de bunu yapamayacak kadar umursamazdı.
O sadece bir fikir ortaya atmıştı ve o fikri onaylamak ya da reddetmek Berke'nin elindeydi. Berke'de reddetmeyi seçmişti ve olay orada kapanmıştı.
(Berke)-Yine de beni düşündüğün için teşekkür ederim.
(Azat)-Seni düşündüğüm için söylememiştim ama, önemli değil.
O sırada Azat'ın önceden sipariş ettiği kahveler masaya geldi.
(Berke)-Ne ara sipariş verdin?
(Azat)-Sen gelirken. Soğutma da iç haydi.
Azat kahvesinden bir yudum aldıktan sonra Berke'nin sorusunu cevaplamıştı.