İçeriğe geç

𝐒𝐄𝐒𝐒𝐈𝐙 𝐀𝐃𝐈𝐌𝐋𝐀𝐑 ✧ 𝕭𝖆ş𝖑𝖆𝖓𝖌ı𝖈̧

Bölüm 1 · 8 dk okuma

𝐒𝐄𝐒𝐒𝐈𝐙 𝐀𝐃𝐈𝐌𝐋𝐀𝐑 ✧ 𝕭𝖆ş𝖑𝖆𝖓𝖌ı𝖈̧

Bölüm 1

BÖLÜM 1

Karanlık. Ama sıradan bir karanlık değil. Öyle bir karanlık ki gözlerini açıp açmadığını bile anlayamıyorsun. Bir süre öylece duruyorsun. Ya da durduğunu sanıyorsun. Çünkü altında bir zemin olup olmadığından bile emin değilsin. Tek duyduğun şey kendi nefesin. Neredesin? Bu sorunun cevabı yok. Zihnini zorluyorsun. Bir isim. Bir yüz. Bir ses. Herhangi bir şey.

Ama hiçbir şey gelmiyor. Boşluk. Sanki biri bütün anılarını alıp geriye sadece sis bırakmış gibi. Kaşlarını çatıyorsun. Bu mümkün mü? Bir insan hiçbir şey hatırlamaz mı? Aileni? Evini? Arkadaşlarını? Kendini? Kalbin biraz daha hızlı atmaya başlıyor. Panik yavaş yavaş içine sızıyor.

"Ben..."

Sesin boğuk çıkıyor. Uzun zamandır konuşmamış gibisin.

"Ben kimim?"

Cevap yok. Ve burada ne işin var? Gözlerini sıkıca kapatıyorsun. Hatırlamaya çalışıyorsun. Bir isim. Tek bir isim. Zihninin derinliklerinden bir şey yükseliyor. Bir kelime. Belirsiz. Uzak. Ama orada. Liora. Nefesin duruyor. Liora. Bu isim sana aitmiş gibi geliyor. Ama emin değilsin. Belki de başka birinin adı. Belki de sadece bir kelime. Ama şu an sahip olduğun tek şey bu.

"Liora..."

İsmi fısıldıyorsun. Boşluk sana geri fısıldıyor. Sonra... Bir ses duyuluyor. Çok uzaktan. Metal sürtünmesi gibi. Kaşlarını çatıyorsun. Ses tekrar geliyor. Bu kez daha yakın. Daha yüksek. Ve bir anda—

GÜMMM!

Bütün dünya sarsılıyor. Çığlık atıyorsun. Dengen bozuluyor. Elin bir duvara çarpıyor. Metal. Soğuk. Sert. Bulunduğun yer küçük. Kapalı. Tamamen metalden yapılmış. Bir kutu gibi. Bir kafes gibi. Kalbin göğsünü parçalayacakmış gibi atıyor.

"Neler oluyor?"

Bu kez sesin daha yüksek çıkıyor. Cevap yok. Ama bulunduğun şey hareket etmeye başlıyor. Yukarı. Yavaşça. Sonra daha hızlı. Daha hızlı. Miden bulanıyor. Dizlerinin bağı çözülüyor. Metal duvara tutunuyorsun. Ama işe yaramıyor. Sarsıntı giderek artıyor. Her şey sallanıyor. Nefes almak zorlaşıyor.

"Dur!"

Kimse seni duymuyor.

"Durun!"

Bir sarsıntı daha. Başın geriye savruluyor. Ve... Acı. Keskin bir acı. Dizlerin yere çarpıyor. Sesler uzaklaşıyor. Her şey bulanıklaşıyor. Son gördüğün şey tavandaki ince bir ışık çizgisi oluyor. Sonra karanlık tekrar seni yutuyor.

...

...

...

DING.

Bir ses. Uzaklardan gelen bir ses. Göz kapakların ağırlaşıyor. Başın zonkluyor. Sanki biri kafanın içine çekiçle vuruyormuş gibi. Sonra bir şey hissediyorsun. Işık. Gözlerini kapalı tutmana rağmen hissedebiliyorsun. Parlak. Rahatsız edici. Gerçek. Yavaşça gözlerini aralıyorsun. Ve ilk gördüğün şey... Gökyüzü oluyor. Kapılar açılırken Liora hâlâ yarı baygındı. Başını kaldıracak gücü bile zor buluyordu. Yukarıdan gelen sesler kulağına boğuk geliyordu.

"Sence nasıl biri?"

"Bilmiyorum."

"Yeni gelen işte."

Sonra başka bir ses duyuldu.

"Dur."

Sessizlik oldu. Liora gözlerini tam açamıyordu ama birinin elinde bir kâğıt olduğunu seçebildi. Sarışın çocuk kâğıdı aldı. Kaşlarını çattı. Bir kez okudu. Sonra tekrar. Yüzündeki ifade değişti.

"Ne yazıyor?" diye sordu biri.

Sarışın çocuk birkaç saniye cevap vermedi. Sanki yanlış okumuş olmayı umuyordu. Sonra yavaşça konuştu.

"...Newt için."

Bir anda herkes sustu.

"Ne?" dedi bir çocuk.

"Newt için mi?" diye sordu bir başkası.

"Şaka yapıyorsun."

Sarışın çocuk kâğıdı tekrar gösterdi. Bu kez herkes okuyabiliyordu. Kâğıtta yalnızca dört kelime yazıyordu.

Newt için küçük bir hediye.

Sessizlik çöktü. Ve tam o anda Liora gözlerini açtı. Tam o sırada gözlerin yavaş yavaş açılıyor. Her şey bulanık. Başının içi zonkluyor. Nefes alırken bile canın yanıyor. Bir süre olduğun yerde oturuyorsun. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorsun. Son hatırladığın şey... Asansör. Sarsıntı. Ve kafanı çarpman. Yavaşça başını kaldırıyorsun. Gözlerini kısmak zorunda kalıyorsun. Yukarıdan gelen güneş ışığı gözlerini yakıyor. Bir elini yüzüne siper edip doğruluyorsun. Bacakların hâlâ titriyor. Asansörden çıkıyorsun. Ve donup kalıyorsun. Çünkü karşında... İnsanlar var. Hayır. Birkaç kişi değil. Onlarca kişi. Onlarca erkek. Hepsi sana bakıyor. Bir anda bütün sesler kesiliyor. Kuş sesleri. Rüzgâr. Her şey. Sanki dünya durmuş gibi. Kimse konuşmuyor. Kimse hareket etmiyor. Sadece sana bakıyorlar. Şaşkınlıkla. Merakla. İnanamıyormuş gibi.

Liora: ...

Kalbin hızlanıyor. Bir adım geri atıyorsun. Kimse yaklaşmıyor. Bu daha da korkutucu.

Liora: Hayır.

Bir adım daha.

Liora: Hayır, hayır, hayır...

Bu doğru olamaz. Bu bir rüya olmalı. Kesinlikle bir rüya. Çünkü başka açıklaması yok. Arkanı dönüyorsun. Asansöre bakıyorsun. Geldiğin yere. Şu an hayatında gördüğün en güvenli yer gibi görünüyor.

Liora: BEN GERİ GİDİYORUM!

Ve koşmaya başlıyorsun.

Çocuklardan biri: Yeni gelen iki saniye bile dayanamadı!

Bir başkası: Rekor bu!

Umursamıyorsun. Koşmaya devam ediyorsun. Asansörün içine atlıyorsun. Bir saniye önce korkutucu görünen metal kutu şimdi dünyanın en güvenli yeri gibi geliyor. Ama içerisi boş. Hiçbir düğme yok. Hiçbir kontrol yok. Birkaç saniye etrafa bakıyorsun. Sonra tekrar. Sonra bir kez daha. Belki gözünden kaçmıştır. Belki vardır. Ama yok. Gerçekten yok.

Liora: Yok artık...

Duvara vuruyorsun. Tam o sırada biri kolundan tutuyor. Refleksle dönüp elini savuruyorsun. Çocuk son anda geri çekiliyor.

Liora: Bana dokunma!

Kalabalık biraz daha ciddileşiyor. Az önce gülenlerin bazıları susuyor. Öne sarışın bir çocuk çıkıyor. Sakin. Ama sert değil. Yüzünde garip bir sakinlik var. Sanki insanların paniklemesine alışkınmış gibi.

Çocuk: Sakin olur musun?

Liora'nın gözleri büyüyor.

Liora: Sakin mi olayım?!

Bir adım öne çıkıyorsun.

Liora: Etrafımda tanımadığım insanlar var!

Çocuk: Kimse sana zarar vermeyecek.

Liora: Bunu nereden biliyorsun?!

Çocuk: Çünkü burası böyle bir yer.

Bu cevap hiç yardımcı olmuyor. Aksine daha da sinir bozucu.

Liora: Sen kimsin?!

Bir an duruyor. Sonra nefes veriyor.

Çocuk: Newt.

Birkaç saniye yüzüne bakıyorsun. Bekliyorsun. Belki devam eder diye. Belki açıklama yapar diye. Ama yapmıyor.

Liora: ...

Liora: Tebrikler.

Newt: ...

Liora: Hiçbir şey açıklamadın.

Arkadan kahkahalar yükseliyor.

Minho: AHAHAHAAHAHAH!

Kahkahası bütün açıklıkta yankılanıyor. Yanındaki birkaç çocuk da gülmeye başlıyor. Newt ise gözlerini kapatıyor. Sanki sabrını toplamaya çalışıyormuş gibi. Hiçbir şey anlamıyorsun. Nerede olduğunu bilmiyorsun. Bu insanların kim olduğunu bilmiyorsun. Ve kimse doğru düzgün açıklama yapmıyor. Bu durum giderek daha sinir bozucu hâle geliyor. Kalabalığa bakıyorsun. Bir sürü yabancı yüz. Kimisi seni inceliyor. Kimisi merakla bakıyor. Kimisi eğleniyor. Ama hiçbiri tanıdık değil. Bir tane bile değil. Bu düşünce mideni sıkıştırıyor.

Liora: Sen de kimsin?

Kalabalığın arasından biraz önce gülen çocuk öne eğiliyor. Yüzündeki sırıtış daha da büyüyor.

Minho: Minho.

Liora: Sormadım.

Bir saniyelik sessizlik oluyor. Sonra kahkahalar yeniden yükseliyor. Minho eliyle kalbini tutuyor.

Minho: Ama cevap verdim.

Liora: Keşke vermeseydin.

Thomas başını eğip gülümsememeye çalışıyor. Newt iç çekiyor. Uzun. Sabırsız bir iç çekiş.

Newt: Harika...

Newt etrafa bakıyor. Sonra tekrar sana.

Newt: Daha beş dakika oldu.

Kaşlarını çatıyorsun. Beş dakika mı? Burada ne kadar süredir olduğunu bile bilmiyorsun. Sonra sana bakıyor. Bu kez sesi daha sakin. Daha ciddi.

Newt: Bak.

Bekliyorsun.

Newt: Şu an korkuyorsun.

Kalbin bir anlığına duruyor gibi oluyor. Çünkü haklı. Ama bunu söylemesine izin vermeye niyetin yok.

Liora: Korkmuyorum.

Minho yüzünü başka tarafa çeviriyor. Gülmemek için uğraşıyor. Newt kaşını kaldırıyor.

Newt: Asansöre geri kaçtın.

Hiç düşünmeden cevap veriyorsun.

Liora: Stratejik geri çekilme.

Yanındaki çocuklardan biri omzuna vuruyor. Kalabalıktan kahkaha yükseliyor. Bir diğeri gülmemeye çalışıyor. Newt gözlerini deviriyor. Bir an sessizlik oluyor. İlk kez etrafına bakacak fırsat buluyorsun. Gerçekten bakıyorsun. Ve gördüğün şeyler seni yeniden durduruyor. Dev duvarlar. Gökyüzüne kadar yükselen taş duvarlar. Kulübeler. Tarlalar. Ağaçlar. Toprak yollar. Garip bir düzen. Sanki küçük bir köy gibi. Ama aynı zamanda değil. Her şey yanlış hissettiriyor.

Liora: Ben neredeyim?

Newt: Glade.

Liora: Glade ne?

Newt etrafı işaret ediyor.

Newt: Burası.

Birkaç saniye bekliyorsun. Belki devam eder diye. Etmiyor.

Liora: Harika açıklama.

Newt iç çekiyor. Tekrar.

Newt: Uzun hikâye.

Kollarını bağlıyorsun.

Liora: Zamanım var.

Newt sana bakıyor. Yüzündeki ifade biraz değişiyor. Sanki söyleyeceği şeyi daha önce yüzlerce kez söylemiş gibi.

Newt: Buradan çıkış yok.

Bir an sessizlik oluyor.

Liora: Ne?

Newt bakışlarını kaçırmıyor.

Newt: Buradan çıkış yok.

Kalbin sıkışıyor. Etrafına bakıyorsun. Dev duvarlar. Kulübeler. Tarlalar. Her şey normal görünmeye çalışıyor. Ama bir şey eksik. Kapılar. Yollar. Çıkışlar. Bir insanın gidebileceği herhangi bir yer.

İstemsizce gülüyorsun. Sinirli bir gülüş.

Liora: Komikmiş.

Kimse gülmüyor. Bu daha da kötü.

Liora: Şaka yapıyorsun.

Newt cevap vermiyor.

Liora: Şaka yapıyorsun, değil mi?

Yine cevap vermiyor. Miden düğümleniyor.

Tam o sırada arkalardan bir ses duyuluyor.

Arkadaki bir çocuk: Ooo, kız mı gelmiş?

Bir anda birkaç kişi daha dönüp bakıyor. Bazıları yeni fark etmiş gibi. Bazıları hâlâ inanmakta zorlanıyor.

Başka biri: Bizi buraya salanlar sonunda acımış.

Bu kez birkaç kahkaha yükseliyor. Newt hafif sırıtıyor.

Bunu fark ediyorsun.

Liora: Burada tek kız ben miyim?

Bu soru çıkar çıkmaz birkaç kişi birbirine bakıyor. Sanki cevabı çok belliymiş gibi.

Bir çocuk: Evet. Uzun zaman sonra gördüğümüz tek kız ve en güzeli.

Bir anda bütün gözler yeniden sana dönüyor. Gerginleşiyorsun. Bu iltifat gibi söylenmişti. Ama nedense rahatlatıcı değildi. Tam tersine. Daha da garip hissettiriyordu. Çünkü herkes sana bakıyordu.

Başka biri: Kız mı gelmiş? Mutfakta bize yemek yapar artık.

Bir an sessizlik oluyor. Sonra birkaç kişi gülüyor.

Gözlerini deviriyorsun.

Liora: Ben hizmetçi değilim.

Bazıları kahkahayı basıyor.

Bir çocuk: İşte bu.

Bir diğeri: Şimdiden sevdim bunu.

Newt başını hafifçe yana eğiyor. Sanki eğlenmemeye çalışıyormuş gibi.

Tam o sırada Minho tekrar söze karışıyor.

Minho: Bu arada...

İçinden kötü bir his geçiyor. Minho ne zaman konuşsa başına kötü bir şey gelecekmiş gibi hissediyorsun.

Liora: Ne?

Minho yüzündeki sırıtışı gizlemeye bile çalışmıyor. Önce Newt'e bakıyor. Sonra sana. Sonra tekrar Newt'e.

Minho: Seni Newt için göndermişler.

Bir an ne dediğini anlamıyorsun.

Liora: Pardon?

Kalabalığın yarısı sırıtıyor. Diğer yarısı olacakları bekliyor. Newt yüzünü buruşturuyor. Sanki bu konuşmadan hoşlanmıyormuş gibi. Ama sonunda cevap veriyor.

Newt: Evet.

Birkaç saniye ona bakıyorsun.

Liora: Evet ne?

Newt cebindeki katlanmış kâğıdı çıkarıyor. Birkaç çocuk hemen yaklaşmaya çalışıyor. Çünkü belli ki bu konu herkesin ilgisini çekiyor.

Newt: Kâğıtta öyle yazıyordu.

Kaşların çatılıyor.

Newt kâğıda bakıyor. Sonra tekrar sana.

Newt: "Newt için küçük bir hediye."

Bir anda yüzündeki ifade değişiyor.

Liora: Ne?

Thomas başını iki yana sallıyor.

Thomas: Bu daha da ilginçleşti.

Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemiyorsun. Sonra sonunda ağzından tek kelime çıkıyor.

Liora: Hayır.

Newt kaşını kaldırıyor.

Newt: Ne hayırı?

Liora: Hayır.

Thomas yüzünü kapatıyor.

Liora: Hayır, hayır, hayır, hayır.

Newt istemsizce gülümsüyor.

Newt: Bu kadar kötü mü?

Ona dönüyorsun.

Liora: Seni tanımıyorum bile!

Bu kez kahkahalar her taraftan yükseliyor. Ama Liora etrafında kaçacak bir yer aramaya başlıyor...

Bölüm sonu

4 yorum