(Bu bölümü notlardan yapıştırdım hepsi birleşik geldi yapışık bir yer görürseniz sorun etmeyin) Kaneki, asansörün yarı açık kapısından giren loş ışıkla kalkan tozların arasından asansör kat göstergesindeki sürekli dönen yazıyı gördü, "ᛟᛇᛊᚳ ᚹᛊᚱᛇᛟᚻᛊᚳ ᚶᚣᛇᚣᛖ ᚣᚳᚣᚻᚽ". Makato'nun üstünden yavaşça kalktı. Üstünü başını silkeledi ve Suin'i uyandırmaya çalıştı. O anda Suin'in yukarı fırlatıp geri çekemediği kan Kaneki'nin üstüne boşaldı. Kan kokusu Kaneki'yi daha canlı hissettirdi. Her yeri kırmızıya boyandı bir anda. Ardından Suin'e baktı, kıpırdamadı bile. Suin'in tek bir uzvu bile bir milim haraket etmedi. Onu uyandırmaya çalıştı. Güçlüce sarstı onu. Suin'in belkide olan cansız bedeninden yine bir tepki gelmedi. Kaneki eğildi ve Suin'in nabzını dinledi. Nabzı atıyordu, nefesini dinledi. Ardından derin bir sessizlik ortama hakim oldu. Bir duman dahi Suin'in burnundan solunmadı. Ardından ayağı kalktı. Yarı açık kalmış asansörün kapısını zorlayarak tamamen açtı, ve diger üçünü asansörden dışarı taşıdı. Asansörün dışında bir oturma odasına benzer bir oda Kaneki'yi karşıladı. Oldukça eskimiş ve toz tutmuştu. Bütün her yer leş gibi kokuyordu. K: Kaç yıldır kullanmıyorsunuz burayı bu koku nedir? Diyerek eliyle burnunu kapattı. İçeride duvara asılı bir televizyon vardı, televizyonun karşısında eskimiş ve yırtılmış bir kanepe duruyordu. Ortadaki tozlu küçük ahşap sehpada ise boş bir tabak duruyordu. Lambanın ise gücü kalmamıştı, çok az bir ışık yayarak loş bir atmosfer yaratıyordu. Olduğu yeri daha çok araştırmak için etrafı gezmeye başladı. Sol tarafta bir kapıdan geçti. Mutfağa çıktı. Oldukça dardı, ışığa davrandı, davrandığı gibi ampul sürekli yanıp sönmeye başladı, en sonunda ise bir cızırtı ile tamamen kapandı. Hemen solunda buzdolabı onu karşıladı. Kaneki yavaşça buzdolabını açtı. Açtığı anda neredeyse bayıltıcı bir koku etrafı sardı. Yapışkan bir madde buzdolabı ile kapağı arasında bir köprü oluşturuyordu. Buzdolabının içinden böcekler ve haşereler sanki ömürlük hapisten kaçarmışçasına etrafa dağıldı, hemen buzdolabını kapattı Kaneki. Mutfağa son bir kez göz attıktan sonra mutfaktan çıktı. İçeri sürüklediklerine baktı. Enau sanki haraket eder gibi oldu. E: Iıııı Diye sızlanıyordu. Kaneki hemen Enau'nun yanına koştu ve kalkmasına yardım etti. Onu kanepeye oturttu. Enau acı içinde sağ kolunu hafifçe kavradı. Derin ve titrek nefesler veriyordu sürekli. Ağlamak üzereydi. Kafasını öne eğdi. K: İyi misin? E: Galiba bütün kolumu kırdım. K: Kırdın mı? Dedi Kaneki şaşkınlıkla. K: Hangisini? E: Sağ kolumu. Diyerek cevapladı. Kaneki nazikçe Enau'nun sağ kolunu tuttu ve havaya kaldırdı. Enau'nun nefesleri hızlandı. K: Neresi kırık hissediyor musun? E: Bütün kolum acıyor, omzumda dahil. K: Sağ kolunun üstüne mi düştün acaba? Görmedim. E: Yardım et Hiroshi, çok acıyor. Kaneki bir anlık duraksadı, Enau, Kaneki'yi hala Hiroshi sanıyordu. Kaneki, Enau'nun kolunu yavaşça indirdi. K: Biraz bekle hemen sabitleyebileceğimiz bir şey bulup geliyorum. Dedi Kaneki ve odayı araştırmaya başladı. Sağ sola baktı, hiç bir şey bulamadı. E: Hiroshi. Diyerek seslendi Enau. Hiroshi cevapsız kaldı, Kaneki aramaya devam etti. E: Hiro- Sesi yarıda kesildi Enau'nun. Kaneki hemen Enau'ya döndü, Hiroshi de onunla beraber gözlerini çevirdi. Enau sanki önüne doğru eğilmiş gibiydi. Hiroshi, Kaneki'den önce koştu. Hiroshi aslında uyanmıştı, bedenini geri almaya çalışıyordu. Hemen Enau'ya H: İyi misin? diye sordu Hiroshi. Enau yavaşça doğruldu. Ağlama sesleri Hiroshi'nin kulağına ilişti. En sonunda eğilme nedeninin ne olduğunu da gördü. Enau kan kusmuştu. Enau'nun kafası hala önüne eğikti. Gözünden düşman gözyaşlarını ve kan damlalarını gördü. Kaneki doğruldu. E: Yardım e... t. Enau'nun sesi cok kısık çıktı. K: Kolunu oldukça sabit tutmaya çalış. Hatta bir yere doğru sal kolunu ve kıpırdama. Dedi Kaneki. Enau sağ kolunun tüm acısıyla başını onaylarmışçasına salladı. Acıyı bastırmak için dişlerini sıkıyordu. Kaneki tekrar aramaya çıktı, bu sefer sol değil sağdaki kapıdan ilerledi. Bir tane yatak odasına çıktı, en uzak köşede geniş bir yatak, yatağın ayak ucunda ise dolap vardı. Kapının hemen yanında duran çalışma masası Kaneki'nin gözlerine ilişti. Üstünde üst üste Durmuş bir kaç kağıt vardı. Hepsinin üstünde birer tarih vardı. K: (Şuan daha önemli bir işin var) Dedi kendi kendine. Ardından dolabı açtı. Üst üste duran dağınık beyaz ve kirli gömleklerden birini kaptığı gibi Enau'nun yanına koşar adımlarla gitti. Ardından Hiroshi, Enau'ya seslendi. Enau hala dişlerini sıkıyordu. Hızlı ve titrek nefesleri Hiroshi'nin kulağına kadar gidiyordu. Enau, Hiroshi'ye baktı. K: Kolunu uzat. Dedi Kaneki. Enau yavaşça kırık kolunu Kaneki'ye doğru uzattı. Hiroshi ise kolu nazikçe tutup eline aldığı kırışık gömlekle Enau'nun kolunu sarmaladı ve omzuna sabitledi. K: Hala acıyor mu? Diye sordu Kaneki. Enau yavaşça ayağı kalktı. Hiroshi'ye baktı, ve ani bir haraketle kendini onun kollarına attı. Hiroshi ise onu kollarıyla sardı. H: Geçti, geçti. Yanındayım. Dedi Hiroshi. Kaneki ve Hiroshi'nin arasındaki beden savaşını Hiroshi kazanmış gibiydi. Enau'nun ağlama sesini duydu Hiroshi. H: Tamam, tamam. Geçti. Diyerek devam etti. Enau bir adım geri geldi. Gözyaşlarını sildi ve Hiroshi'ye baktı. Hiroshi'nin üstü Enau'nun kanlı ağzı ve gözyaşlarıyla kirlenmişti. H: Sorun yok. Dedi Hiroshi. E: Teşekkür ederim, cidden. H: Bu arada, saçlarının ucu mu mavileşmiş? Enau saçlarına baktı. E: Doğru diyorsun, hiç fark etmemişim. Kötü mü görünüyor. Hiroshi o anda duraksadı. Eliyle Enau'nun saçına dokundu. H: Gayet yakışmış. Diyerek karşılık verdi Hiroshi. E: Öyle mi? Diyerek gülmeye çalıştı Enau. Ağzına kan tadı geldi. H: Hadi gel diğerlerini de uyandıralım. E: Bu arada, biz nerdeyiz? H: Bende bilmiyorum ama sanki yıllardır kullanılmamış gibi. Diyerek Makato'nun yanına vardı Hiroshi. Makato sırt üstü yatıyordu. Onu güçlüce salladı. Makato herhangi bir yaşam belirtisi vermedi. H: Enau. E: Efendim? H: Onlara göz kulak olur musun bende o sırada etrafı araştırayım. E: Tabii keyfine bak. Dedi Enau, ve Makato'nun başına eğildi. Hiroshi ise ayağı kalktı. Tam gidecekken. H: Mavi sana çok yakışıyor. E: Anlamadım ne dedin? H: Boşver. Dedi Hiroshi ve oradan uzaklaştı. E: Teşekkür ederim. Dedi Enau sessizce. Hiroshi doğrudan odaya yöneldi. Etrafa bakındı. Ardından masanın üstündeki kağıtlara gözünü dikti. Bir şeyler yazıyordu ve hepsine bir tarih atılmıştı. Sanki, bir günlük gibi. Hiroshi dağılmış kağıtları aldı ve en üstteki kağıtta gözünü gezdirdi: 27 Ağustos 1978-- Buradan nefret ediyorum. Denek olarak kullanılan insanların ne kadar acı çektiğini bir ben, birde Tanrı biliyor. Buradaki düzeni bozmaya zaman arıyordum. Artık eminim, o gece bu gece. Uzun süredir odadaki pentagramımda kendimi geliştiriyorum. Üzgünüm kardeşim, istifa ediyorum. Artık birer yaverin yok. Artık hayatın boyunca seni takip edecek bir suikastçıya sahipsin. Suikastçın ---- H: Bu ne lan? Diye söylendi Hiroshi. Kağıtta yazan şeylerden hiç bir şey anlamıyordu. Altındaki kağıtlara baktı, laboratuvarın bir haritası ve bir kaç karalanmış kağıt vardı. Haritayı ve bu notu alıp cebine sıkıştırdı. O sırada masada bir şey farketti. Kağıtlar kapattığı için yeni görüyordu: Masanın her tarafına göz sembolleri karalanmıştı. Hiroshi o an dona kaldı, biraz daha masanın üstündeki gözlere baktıktan sonra masanın hemen yanındaki çekmeceye davrandı Hiroshi. Oradan da bir ton kağıt duruyordu. Yarısını aldı, yine kısa bir göz gezdirdi. Ardından kağıtları masaya gözleri kapatacak şekilde bırakıp odadan çıktı. H: Bu adam kafayı sıyırmış. Dedi kendi kendine. Ardından Enau'nun yanına döndü. H: Bir gelişme var mı? Diyerek Enau'nun yanına eğildi Hiroshi. Enau'nun gözleri korkunun birer yanılsamasıydı sanki. Çaresizliğin göz yaşları Enau'nun yanağından süzüldü. H: Ağlıyor musun sen? E: Hala nefes almıyor. Enau'nun sesi titriyordu. Kafasını Hiroshi'ye çevirdi. Göz göze geldiler. Ardından Enau tek koluyla Hiroshi'ye sarıldı. E: Eve gitmek istiyorum. Ev olmasa bile okula dönelim. Hiroshi'de Enau'ya iki koluyla sarıldı. H: Geri döneceğiz, er ya da geç burdan gideceğiz. Enau'nun kulağına fısıldadı. Ardından kafasını gömerek. H: Umarım. Dedi. Uzun ve çaresiz sarılmadan sonra ilk ayrılan Hiroshi oldu. H: Hadi sen git biraz soluklan. Ben bakarım. Diyerek Enau'nun omzuna hafifçe dokundu. Ardından Enau yere bakarak hafifçe kafasını salladı. Gözyaşlarını bilekleriyle silip ayağa doğruldu. Ardından Enau'da Hiroshi'nin girdiği odaya yere bakarak girdi. Halının kenarından taşmış kırmızı boya benzeri bir işaret farketti. Yavaşça halının altına elini daldırdı ve halıyı yatağa doğru fırlatarak altındaki şeyi gördü. Neredeyse bütün odayi neredeyse kapsayan kan kırmızısı oldukça detaylı bir pentagram vardı. Sanki her bir çizgi kanla atılmış gibiydi. Enau dona kaldı. Dudakları titremeye başladı. İçini büyük bir korku kapladı. Gözünü pentagramdan kaçırdı. Masaya doğru baktı ve kağıtları gördü. Yavaşça yakınlaştı ve en üstteki kağıdı alıp okumaya başladı: 13 Mart 1952--- Bugün yeni taşındığım bu şehirde bir iş buldum. Issız bir yerde olmasına rağmen parası oldukça tavlayıcı. Diğer iş verenlerin neredeyse 3 katı. Bu adam milyarder falan olmalı. Ailenin tek gelir kaynağı sen olunca böyle işler ne kadar tehlikeli olsada girmek zorunda kalıyorsun ki işimin ne olduğunu sorduğumda: gönüllü insanlar üstünde hastalıklara şifa üretiyoruz, dediler. O kadar kötü bir iş değil. Geçmiş yaşantımda ilişkilerimin çok iyi gittiğini söylemem, umarım burda birini bulurum. 26 yaşına basacağım yakında. Bulamazsam muhtemelen hayatım boyunca yanlız kalacağım. Bu işin tek sorunu gidiş geliş, yani yol sorunu. Neredeyse dağlık bir yerde neden böyle bir tesis kurarlar ki? Devlet sırrı saklamıyoruz burada. İka Nakamura ----- Enau odaya göz gezdirdi. Ardından az önce okuduğu kağıdın altındaki bir ton kağıt dikkatini çekti. İki tanesi dikkatini özellikle Enau'nun gözüne takıldı. Birinin üstünde en tepede "ÇIK KAFAMDAN" yazılıydı, fakat daha çok karalamaya benziyordu. Diğeri ise süslenmişti, konfeti ve balon resimleri vardı üstünde. İkisinide masanın üstüne bırakıp son bir kez pentagrama baktı. Tüyleri diken diken oldu ve odadan çıktı. Hiroshi hala Suin ve Makato'nun başında bekliyordu. Usulca Hiroshi'nin yanına yaklaştı, oldukça da sessizdi. E: Bir gelişme var mı? Hiroshi bir anda yerinde zıpladı. H: Manyak mısın öyle gelinir mi? E: Pardon korkutmak istememiştim. H: Hayır, hiç bir şey yok. Şimdi onlari koltuğa taşıyacağım. E: Yardım edeyim mi? H: Olmaz, kolun kırık. Daha kötü yapma kendini. Ben yaparım. Diyerek karşı çıktı Hiroshi, Enau bir kaç adım gerileri ve ardından Hiroshi Makato'yu kolundan tutarak sırtladı. Ardından Enau'nun kolunu sardığı kanepenin üstüne yatırdı. Cok beklemeden Suin'i de sırtına yükleyip onuda diğer koltuğa oturttu. Hiroshi nefes nefese kalmıştı. H: Benim için onların başında durabilir misin? Diye sordu Hiroshi. Enau hafifçe kafasını sallayarak onayladı. Ardından Hiroshi yavaşça tekrar aynı odaya girdi. Yerdeki kocaman pentagramı gördü. Bir adım geriledi. H: (Burda neler dönüyor amına koyayım?) Yavaşça odaya tekrar girdi. Gözüne Enau'nun masada bıraktığı karalanmış ve süslenmiş kağıt çekti. Önce süslenmiş kagıdı alıp onu okumaya başladı...
Bölüm 9
Unutulmuş Oda
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.