Hiroshi yavaşça gözlerini açtı, ağzı yeniden bağlanmıştı. Kamyonun açılmış kapısından içeri giren ışık gözlerini alıyordu. Omzunda bir el hissetti, onu sertçe çekti. Hiroshi anında yere kapaklandı. Hemen onu kollarından tutup ayağı kaldırdılar, Hiroshi'nin sersemliği devam ediyordu, daha kendine gelememişti. Bir otobanın ortasındaydılar. Lavanta moruna bürünmüş gökyüzünde, asılı duran kıpkırmızı güneş onları dikizliyor gibiydi. Burda kesinlikle bir şeyler tersti. Otobanın solunda büyük bir dağ, sağında ise bir orman bulunuyordu. Kamyondan diğerlerinide indirip ormana girdiler. Bir süre sonra önlerinde bir patika belirdi. Patikadan yol aldılar, ikişerli sıralar halinde ilerlediler. Etraflarında yabani hayvanlar dolanıyordu, fakat bunlarda bir değişiklik vardı. Mesela yaban domuzu, altı bacağı ve boynuzları vardı. Yılanların üçerli kafası ve kan kırmızısı gözleri. Kurtların ise dişleri bir vampir gibi uzamış, kuyruğu ise iki taneydi. Hiroshi hala kendine gelememişti. Bir kaç dakikalık gergin bir yürümeden sonra en öndeki Shougun bağırdı. Büyük bir ağacın önünde herkes durdu. Hiroshi ne dediğini yine anlamadı, kaba bir dille herkesi durdurdu öndeki. Ardından önüne dönüp ellerini havaya kaldırdı. ? : GOMMAGE. (Gomaj) Diye bağırdı ardından. Büyük ağaç yavaşça küçük kırmızı yapraklar halinde yok oldu, ve bir yol daha açıldı. Yoldan devam ettiler. Çok değil, bir veya iki dakikalık bir yürümenin ardından yüksekliği ağaçları geçmeyen, fakat geniş mi geniş bembeyaz bir bina çıktı karşılarına. Önündeki çift kapısının üstünde ise büyük ve küçük kristallerin yan yana dizilmesinden oluşmuş bir mızrak şekli vardı. Sırayla içeri girdiler. İçerideki yan yana dizilmiş bembeyaz ışıklar hepsinin gözünü aldı. Hiroshi'nin de kendine gelmesine sebep oldu. Bembeyaz duvarlar vardı. İçeri girdikleri anda biraz ilerleyip sola döndüler, önlerine 5 adet asansör çıktı. Gruplar halinde bölünüp asansörlere bindiler, asansörler ise genişti. O kadar genişti ki içeriye 20 kişi sığdı. Üst kata çıktılar. Asansörden indiklerinde önlerine alçak ama geniş bir koridor çıktı. Koridorun her iki tarafında da yan yana dizilmiş odalar vardı. Camlar ile içerisi izlenebiliyordu. Sırayla odalara yerleştirdiler. Önce hepsinin üstündeki kıyafetleri çıkartıp oldukça bol, boğazına kadar kapatan bembeyaz deli kıyafetine benzer bir şey giydirdiler. Hepsinin göğüsünde ve sırtında siyahla bir sayı yazıyordu. Hiroshi'nin ise 287 yazıyordu. Onunla ilgilenen Shougun ise bir kadındı, sırtından iki tane kol çıkıyordu. Yüzü ise, bir garipti. Ağzı kulaklarına kadar yarılmış gibiydi. Sipsivri dişleri onu korkutuyordu. Üstünde ise mavi bir gömlek ve siyah bir kot pantolon vardı. Kadın kıyafetleri giydirdikten sonra onu kollarından havaya kaldırdı. İçinden bir şeyler söyleniyor gibiydi. Koskocaman ağzı ile bunu gizlemek imkansızdı. Ardından Hiroshi'yi duvara yakınlaştırdıkça yakınlaştırdı. Tam o anda, kadın Hiroshi'nin kolunu kaldırdı, ve duvara yapıştırdı, fakat Hiroshi'nin kolları duvarın içine girdi. Sanki o duvar hiç varolmamış gibi Hiroshi'nin kollarını ve bacaklarını o duvarın içine hapsetti. Dışarıda sâdece belinin üstü gözüküyordu. Ardından kadın son bir şey söyledi. Hiroshi ne dediğini anlamadı, fakat o duvarda kilitlendi. Önce kurtulmaya çalıştı, fakat nafile. O kadar zorladı ki sanki kolları ve bacakları kopacak hale geldi. O anda durdu. Çaresizliği arşı âlâya çıkmıştı. Hem tanımadığı bir yerdeydi, dışarısı içeriden daha az güven veriyordu. Hem de tutsaktı. Kaçsa bile nereye kaçacaktı ki? Gidecek hiç bir yeri yoktu. Tek başınaydı.Ardından kadın odadan çıktı. Hiroshi kadının bir şeyler konuştuğunu duydu fakat yine anlamadı, tek anladığı sey o kadar anlaşılmaz kelimenin arasından "Shiukan" dı. Beyaz kapıyı Hiroshi'nin üstüne kapattı ve odadan çıktı. Çok geçmeden içeriye bir gaz salınmaya başladı. Hiroshi'nin göz kapakları tekrardan ağırlaştı. Bu sefer karşı bile koymaya çalışmadı. Çünkü son 24 saatde yaşananlar onu çok kötü sarstı. Yapayanlızdı, kimsesi kalmamıştı. En sonunda uykuya daldığında, Kaneki'nin yanındaydı. Bu sefer bembeyaz bir hiçliğin ortasında değildi, Kaneki tutsak da değildi. Aksine, kendisi tutsaktı. Tam az önce bulundukları otobanın ortasında yere zincirler ile bağlıydı. Tam önünde Kaneki ise ona bakıyordu. Hiroshi'nin gozlerindeki yorgunluk ve bıkkınlık Kaneki'ye bir avantaj sağlamıştı. Roller değişti. K: Çok fazla uyudun, sence de artık benim sıram değil mi? Dedi Kaneki. Ardından aynı o büyük ağacın yok olması gibi küçük sarı yapraklarla yok oldu. Hiroshi uzaktan bir kaç tırın yaklaştığını gördü. Zincirlerden çaresizce kurtulmaya çalıştı, fakat nafile. Kazıkla çakılmış gibiydi. Tır yaklaştıkça yaklaştı, Hiroshi daha çok kıvrandı. Tır yaklaştıkça süren kişiyi tanıyabildi: Onunla ilgilenen Shougun kadın. Kulaklarına kadar yarılmış ağzıyla korkunç bir gülümseme vardı yüzünde. Tam tır Hiroshi'ye çarpacaktı ki soğuk terler içinde uyandı. Basında yine o kadın, elinde mavi bir sıvıyla dolu bir şırınga vardı, ve tam Hiroshi'nin boynuna saplamıştı. Sıvıyı enjekte ettiği gibi Hiroshi irkildi. Ardından kadın konuştu. SK: Bir kaç dakikaya geleceğim. Bunu kaba bir ağızla söyledi. H: (Az önce o bizim dilimizle mi konuştu?) Diye içinden geçirirken duvarların içinden yükselen hafif bır kadın mırıltısı Hiroshi'nin dikkatini çekti. Sanki şarkı söylüyor gibiydi. Belli bir ritimde sürekli başa sarıyordu, ve değişik bir şekilde rahatlatıyordu. Shougun kadın odadan çıktı ve Hiroshi o mırıltıyla baş başa kaldı. Yaklaşık otuz dakikalık bir yanlızlıktan sonra içeriye yine o Shougun kadın girdi. Elinde kırmızı bir sıvıyla dolu bir şırınga vardı. Kadın tekrardan konuştu. SK: Sana soracağım soruları eksiksiz cevaplamanı istiyorum. Hiroshi çaresizce kafasını onaylarmış gibi salladı. Kadın elindeki şırıngayı kaldırdı ve Hiroshi'ye yaklaştı. Şırıngayı hızlıca sapladı ve şırıngayı enjekte etti. Ardından bir kaç adım gerileyerek sorusunu yöneltti: SK: İsmin nedir? H: Hiroshi. Dedi Hiroshi, sol gözü yanmaya başladı. SK: İlk sorum, bin eksi yedi. H: Efendim? Dedi Hiroshi, kulakları çınlamaya başladı. SK: Tekrar soruyorum, bin eksi yedi. H: Dokuz yüz doksan üç. Kulak çınlaması güçlendi. SK: Dokuz yüz doksan üç eksi yedi. H: Dokuz yüz seksen altı. Başı ağrımaya başladı, midesi bulandı. SK: Çok güzel. Peki dokuz yüz seksen altı eksi yedi? H: Dokuz yüz yetmiş dokuz. Sol gözü gittikçe yanmaya başladı. O kadar yanıyordu ki o boynuzun çıkmasına razıydı. SK: Dokuz yüz yetmiş dokuz eksi yedi. H: Dokuz yüz yetmiş iki. Bunu derken sesi titredi, sol gözünden kan ağlamaya başladı. SK: Dokuz yüz yetmiş iki eksi yedi. H: Dokuz yüz altmış beş. Kendi sesini Kaneki'ye benzetmeye başladı, ve sanki içinde bir yerlerde bir yılan dolaşıyor gibi hissetti. SK: Dokuz yüz altmış beş eksi yedi. H: Ne yapıyoruz burda? Matematik hocam falan mısın sen? Baş ağrısı şiddetlendi, gözü kopacak gibi oldu. Artık kulağının çınlamasından karşısındakini zar zor duyar hale geldi. SK: Cevapla, dokuz yüz altmış beş eksi yedi. H: Dokuz yüz elli se- Sözü yarıda kesildi. İçinde öyle bir acı hissetti ki, sanki kaburgaları kırılacak gibiydi. Ağzından kan öksürdü. Fakat sözüne devam etti. H: Dokuz yüz elli sekiz. Tam o anda karşısındaki kadını Enau gibi görmeye başladı. Sol gözünden de kan ağlamaya başladı. Gözleri kıpkırmızı oldu. SK: Dokuz yüz elli sekiz eksi yedi. Cevap veremedi. Kafasında Kaneki'nin sesi yankılandı. Bir şeyler anlatıyor gibiydi. K: (ÇEKİLSENE ULAN ŞURDAN, BAŞARISIZIN TEKİSİN) H: Dokuz yüz elli b- Kan kustu. Bembeyaz oda kırmızıya boyanmaya başladı. H: Beş. Sesi öyle bir titredi ki anlaşılmayacak hale geldi. Sesli nefes almaya başladı. Nefes alışı bile titrekti. SK: ĐØ₭ɄⱫ ɎɄ̈Ⱬ ɆⱠⱠł ฿Ɇ₴ Ɇ₭₴ł ɎɆĐł. Hiroshi, Enau'nun sesini anlayamaz hale geldi. SK: ꚍєҝядя ѕөяҵұөяҵӎ. Ԁөҝҵѯ ұҵѯ єꙇꙇї бєѕ єҝѕї ұєԁї. Hiroshi acı içinde kıvranırken sol gözü yuvasından çıktı, önce yere sarktı ve sallandı. Ardından boş göz yuvasından kafasının üstüne doğru kan kırmızısı bir boynuz şelale misali fışkıran kan ile yükselmeye başladı. O anda sallanan göz kan golünün üstüne düştü. Karşısında Enau dimdik ona bakıyordu ve gülümsüyordu. Acı içinde bağırıyordu Hiroshi. Yan odadan ise başka bir kadının bağırma sesleri geliyordu. İkiside acı içinde bütün her yeri inletiyorlardı. Yandaki kadının sesi acı dolu çığlıklardan kendini ağlama sesine bıraktı. Hiroshi'nin ise sesi boğazında düğümlendi. E: S̵̙͕̀̃ā̤̓̍͘ḳ̯͍̑ͦỉ͔͖̜͌ṇ̤͛̒̍ o̯̱̊͊͢l̙͖̑̾ͣ Hͥ̽ͣ̃̔ỉ͔͖̜͌r̴̨̦͕̝o̯̱̊͊͢s̠҉͍͊ͅj̪̟̮̔ͩỉ͔͖̜͌, bư̡͕̭̇r̴̨̦͕̝ḑ̴̞͛̒ā̤̓̍͘ ḳ̯͍̑ͦỉ͔͖̜͌ḿ̬̏ͤͅs̠҉͍͊ͅẹ̿͋̒̕ s̠҉͍͊ͅẹ̿͋̒̕ṇ̤͛̒̍ỉ͔͖̜͌ ḑ̴̞͛̒ư̡͕̭̇y҉̃̀̋̑ā̤̓̍͘ḿ̬̏ͤͅā̤̓̍͘z̼͙̓́ͭ Dedi "Enau". Ardından anlaşılmaz bir şeyler demeye devam etti. Ardından odadan çıktı. Fazla kan kaybetmekten başı dönmeye başladı. Artık hangi birine tepki vereceğini bilemiyordu, başının dönmesine mi? Boynuzuna mı? Kulak çınlamasına mı? Gözüne mi? Kaçırılmasına mı? En sonunda kafası öne düştü, fazla kan kaybından sıkıştığı duvarda bayılmıştı. Bir kaç saat sonra Shougun kadın içeri girdi. Hiroshi'nin tam göğsüne elini koydu, ardından bir kaç kelime fısıldadı:SK: Offensus. Hiroshi çarpılırmışçasına titredi. Vücuduna elektrik verilmişti. Ardından Hiroshi uyandı ve bir anda kendine geldi. Yavaş yavaş gözlerini açtı. Yerdeki kan gölünü gördü, ardından Shougun kadına baktı, tekrar yerdeki kan göletine kafasını çevirdi. H: Bu, benim kanım mı? Dedi kendi kendine. Shougun kadın sırtından çıkan iki koll omuzlarından Hiroshi'yi kavradı. Kocaman ağzı aralandı ve bir şeyler fısıldadı. Hiroshi yine ne dediğini anlamadı. Fakat sanki duvar güçsüzleşmiş gibiydi. Onu yavaşça serbest bıraktı. Hiroshi de Shougun kadının üstüne düştü. Kadın kalan iki koluyla Hiroshi'yi tuttu. Hiroshi sanki bitkin düşmüş gibiydi, hiç bir uzvunu haraket ettiremiyordu. Kadın onu sırtlayıp asansöre geri götürdü. O sırada yan odadan başka bir Shougun ile bir kadın çıktı. 1.50 boylarında siyah gözlüydü. Onu insandan çıkaran tek şey kafasindaki canlı yılanlardan oluşan saçlarıydı. Gözleri kızarmıştı, ve göz altları vardı. H: (Kendi ırklarına bile acı mı çektiriyorlar? Yoksa o da bizim gibi mi?) Diye düşündü Hiroshi. Yan yana ilerlemeye devam ettiler. Kadının saçındaki yılanlar Hiroshi'ye saldıracak gibi bakıyordu. Ardından kadın konuştu. ?: Sakin olun çocuklar, o dostumuz. Yılanlar birden sakinleşti. ?: İlk günün mü? SK: Sessizlik. Diye uyardı Shougun kadın. Hiroshi ona karşı çaresizce kafasını salladı. Hiroshi bir şey diyecekmiş gibi ağzını araladı, fakat kelimeler kursağında kaldı. Hala olayların etkisindeydi ve konuşamıyordu. Asansöre binip alt kata indiler, giriş katında altına. Kapı açıldığında içeride bir sürü iki kişilik masa sandalyeler vardı. Yarısı doluydu. Başka mahkumlar onlara bakan Shougun'lar ile birlikte yemek yiyorlardı. Shougun kadın Hiroshi'yi boş sandalyelerden birine oturttu. Ardından başka bir yere gitti. Bir kaç dakika sonra elinde bir yemek tepsisiylr geri geldi. Hiroshi ise çaresizce onu bekledi, ne kıpırdayabiliyordu, ne de başka bir şey. Shougun kadın, Hiroshi'nin tam karşısına oturdu ve tepsiyi tam Hiroshi'nin önüne koydu. Tepsinin içinde kusmuğa benzer bir şey vardı. Shougun kadın, Hiroshi'nin haraket edemediğini hatırlayınca kaşıkla ona kendi yedirdi. Dolu bir kaşık aldı ve Hiroshi'nin ağzına tıktı. Anında onu geri püskürttü. Ardından sırtından çıkan kollarla Hiroshi'nin kafasını tuttu, ağzını açtı ve baska bir dolu kaşığı Hiroshu'nin ağzına döktü. Çenesini kapatıp onu yutmasını bekledi. Tadı o kadar kötüydü ki yutamıyordu bile. Bir kaç dakika direnişten sonra yutmayı başardı. Böyle böyle yemeğin bitimine kadar devam etti. Ardından Shougun kadın Hiroshi'yu tekrar sırtlayıp onu kafesine geri götürdü, yine duvara yapıştırdı. Shougun kadın yine odadan çıktı ve Hiroshi tek başına kaldı. Bir kaç dakika bekledikten sonra tam kapı açıldı ve Shougun kadın içeriye giriyordu ki yan odadan bir ses duyuldu. ? : ART DU SANG. Ardından sesin geldiği odaya bir gürültü hakim oldu. Kapı sertçe açıldı ve mahkum kaçtı. Shougun kadın ile göz göze geldi. Fakat hızlıca bir kanın ona doğru fışkırmasıyla koridorun sonuna uçtu. Ardından başka biri belirdi. Aynı kız, yolda sohbet edemedikleri o mahkum.
Bölüm 7
Bin Eksi Yedi
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.