İçeriğe geç

Shouken: Guf'un Laneti

Bölüm 3 · 9 dk okuma

Shouken: Guf'un Laneti

Bölüm 3

Sesin Yankısı

Yaklaşık 35 dakika sonra Hiroshi'nin Annesi seslendi: H.A: Hiroshi, gel oğlum yemek hazır. H: Geliyorum. Diye bağırdı içeriye Hiroshi. Ardından telefonunu kapattı ve yatağından kalkıp odadan çıktı. Evin her tarafını saran bezelye ve pilav kokusu Hiroshi'ye eşlik ediyordu. Geniş koridorun sonundaki kapıdan girdi. İçeride kocaman bir televizyon, televizyonun önünde 1 kanepe ve 2 koltuk vardı. Odanın uzak köşesinde ise ahşap bir yemek masası ve 3 sandalye vardı. Masanın üstünde iki tane kapağı kapalı tencere duruyordu, üstlerinden duman tütüyordu. Hiroshi masaya oturdu. Arkasından annesi ve babası geldi, babası aynı Hiroshi gibi uzun boyluydu, beyaz saçlı yarı kel bir adamdı, çökmüş koyu kahverengi gözleri ve bembeyaz keçi sakalı vardı. H.B: Sen ne zaman geldin evlat, seni göremedim. H: Normalden biraz daha geç geldim bugün ya. H.B: Ondan diyorsun. Peki madem, yemekten sonra gidiyormuşsun arkadaşına. H: Evet, çok kalmayacağım. Ardından herkes masaya oturdu ve yemek kadar sıcak bir aile sohbeti başladı. Herkes yemeğini yedi, sofrada sohbet devam etti. H.B: Ee okulun ilk günü nasıldı? H: Güzeldi ya, uyudum daha çok. H.A: Bak bir daha uyu, bir notların düşük gelsin. Bak gör ne yapıyorum sana. H: Daha okulun ilk günü kimse ders işlemedi ki. H.B: Boşver sen anneni, lisedeyken bende öyleydim. H.A: Hatırlamaz mıyım? Her zilde gelsem uyuyordun. H.B: Bizim hocaları görecektin sen. Bazı hocalar vardı baya katıydı. Diyerek Hiroshi'nin omzunu silkti. H.A: Hadi ya, katı hocalar da uyumana izin veriyor muydu? H.B: Vermezse bile ben uyurdum. H.A: Tabii canım. H.B: Tabii tabii, daha neler neler oluyordu, ohoo. Dedi Hiroshi'nin babası. Yemeğinden bir kaşık aldı ve Hiroshi'ye döndü. H.B: Ee var mı birileri? H: Ben mi? H.B: Yok ben, tabii sen. Hiroshi biraz duraksadı, ardından, H: Yok ya, düşünmüyorum zaten. Hiroshi'nin annesi güldü, H.A: Yeme bizi o duraksama neydi? H: Bir şey yok ya. H.B: Sende ama yani, olmuyor böyle. Hiç gelmiyorlar mı? H: Kim gelsin ki? H.B: Sende düşürmeyi bilmiyorsun ya, bizim zamanımda elini sallasan ellisi. H.A: Hadi ordan! Lise 3'e kadar kimse gelmiyordu sana. H.B: Yinede gelen vardı ama. H.A: Ben senle konuşmasam sap kalacaktın yeme bizi. Hiroshi güldü. Ailecek sohbete devam ettiler. İşte bu tam bir mutlu aile tablosuydu. Herkes yemeğini yedi ve sofradan kalktı. Hiroshi annesine sofrayı kaldırmasında yardım ettikten sonra odasına girdi, ve altına bir eşofman geçirdi. Ardından evden çıktı, hava kararmıştı. Caddeye çıkıp okula gittiği otobüse bindi. Okula doğru yol aldı. H: (Ben neden onun yanına gidiyorum ki?) Dedi kendi kendine. Etrafta dağılmış dükkan ve restoranlar çalışıyor. Akşamın karanlığını hep birlikte aydınlatıyorlardı. Hiroshi insanların arasından sıyrılarak okula gitti. Merkezin aksine okul kapkaranlıktı. Okul bahçesinin demir kapısında bir süre durdu. H:(Ben bunu neden yapıyorum? Onun için mi? Sanmıyorum, büyük ihtimalle lekenin sırrını çözmek için) Diye geçirdi içinden. Ardından derin bir nefes alıp hızlı adımlarla okulun içine daldı. İçeriye ayın korkutucu bir hava katan ışığı süzülüyordu, kimsenin okulda olmayışıda fazladan bir gerilim havası katıyordu. Hemen merdivenlere yöneldi. En üst kata hızlı adımlarla çıkmaya başladı. Bir kat çıktıktan sonra koridorda bir şey farketti. Ayın içeriye vuran ışığıyla az bucuk görünen bir şey vardı. Hiroshi onu gördüğü anda donup kaldı. Nerden baksan 2 metreyi geçmiş uzun ve bir o kadarda ince bir şeydi. İnce kolları yere kadar uzanıyordu, parmakları yeni bilenmiş bir bıçak gibiydi ve kafası anormal şekilde kusurusuz bir daire şeklindeydi. H: Ananı sikeyim. Diye sövdü sessizce Hiroshi. Olabildiğince sessiz demesine rağmen bomboş okul koridorunda Hiroshi'nin sesi öyle bir yankılandı ki, ses uzun canavarın kulaklarına ulaştı. Yavaşça arkasını döndü canavar. Hiroshi canavarın yüzünü gördüğünde ayakları titremeye başladı. Yusyuvarlak kafasında sadece bir ağız vardı. Ağzı öyle bir büyüktü ki bütün yüzünü kaplıyordu. Kördü bu canavar gözleri yoktu. Ağzının icinde arka arkaya dizilmiş sonsuz keskin dişleri vardı. Canavar ses çıkardı. Öyle bir ses ki kulakları tırmalıyordu. O ince, tiz ve zombi gibi sesi bütün koridorda yankılandı. Hiroshi'nin aklı reflekslerine yenik düşüp üst kattaki Enau'ya söylediği boş odaya koştu. En üst kata çıkarken arkasından canavarın adım sesleri geliyordu. H: (Ben neden üst kata çıktım amına koyayım keşke dışarı kaçsaydım) Diye söylendi kendi kendine. En üst kata çıktığında sola döndü ve koridorun sonuna var gücüyle koştu. Koridorun sonundaki kızlar tuvaletinin yanindaki eskimiş kapıyı zorladı. Açılmadı. Canavarın adım sesleri iyice yaklaşıyordu. Daha çok zorladı. Kapı bir anda açıldı ve açılan kapkaranlık odanın içine düştü. Hemen hiç bir şey düşünmeyip kapıyı kapattı. Göz gözü görmüyordu. Nefes nefese kaldı. Hala eli ayağı titriyordu. Omzunda bir el hissetti. Refleksif olarak omzuna dokunan ele güçlü bir şekilde vurdu. Bir anda elin sahibinden bir ses çıktı. E: Aaağğ yavaş olsana be. Gizemli el Enau'nun eliydi. H: Sen miydin? Özür dilerim. Çok korktum. E: Acıdı ama öyle vurulur mu? H: Vallahi çok özür dilerim tamamen refleksif olarak vurdum. Hiroshi kapı deliğinden dışarı gözlemeye başladı. E: Tamam tamam sorun yok. Peki sen neden ge- Hiroshi elini Enau'nun anlına koydu. Enau hafifçe güldü. E: Ne yapıyorsun? H: Pardon, ağzını hedef almıştım, karanlık olunca bir tutturamadım. E: Noldu niye ağzımı hedef al- H: Şşşş. E: Bi sözümü kesmesen mi artık. Dedi Enau, Hiroshi sessizce kapının deliğinden dışarıyı izlemeye devam etti. E: Konuşacak mısın artık? Dışarıdan adım sesleri yankılanmaya başladı. Hiroshinin bacakları titremeye başladı. Enau kısık sesle Hiroshi'ye yaklaştı. E: O ses nerden geliyor? H: Bunu bilmene gerek yok. Şimdi yerine yat. E: Merak ettim sadece. H: İnan bana görsen uyuyamazsın. Bence uyuyabiliyorken uyu. Dedi Hiroshi, Enau oflayarak telefonunun fenerini açtı ve odanın uzak köşesindeki üst üste dizilmiş minderlerin bir tanesini yanına koydu ve arasına boşluk bıraktı. E: Buraya yatarsın sen. H: Uyuyacağımı sanmıyorum. E: Sen bilirsin Dedi Enau. Ardından kendi minderine kıvrıldı ve telefonunun fenerini kapattı. Hiroshi hala dışarıyı gözlyordu. Adım sesleri hızlandı, yaklaştıkça yaklaştı. En üst kata çıktığında adım sesleri yavaşladı. Hiroshi'nin saklandığı odaya yaklaştı. Ses yükseldikçe Hiroshi uzuvlarına emir vermez hale geldi. Kolları bacakları titriyordu korkudan. Canavar köşeyi döndüğü anda Hiroshi canavarın uzun ve ince bacaklarıyla göz göze geldi. İşte o an, Hiroshi olduğu yerde dondu kaldı. En ufak titreme bile göstermedi. Adeta buz kesmişti. Canavar odaya yaklaşıyordu. Hiroshi'nin nefesi kesildi. Canavar sesler çıkardı. Sesler Enau'yu rahatsız etmiş olacak ki yerinden zıpladı. Uzaklardan bir ses yükseldi. Bir erkek sesi. ? : MUSUKİ NEREYE KAYBOLDUN İKİ SANİYEDE? Canavar ses çıkardı. Ardından hızlıca arkasını döndü ve çekip gitti. Dışardan hala ses gelmeye devam ediyordu. Ufakta olsa konuşmaların yankısı Hiroshi'ye ulaşıyordu. ? : Seni kim görse zaten burda kalmaz. Camdan bir yerden atlamıştır gördüğün kişi. Canavar ses çıkardı. ? : Gördüğün herkese atlama öyle bir daha. İkimizden birine zarar gelsin istemeyiz. İkimizinde canı yanar. Musuki ses çıkardı. Hiroshi olduğu yerde dona kaldı. Enau'nun onun için ayırdığı mindere sessizce uzandı. E: H-Hiroshi. Hiroshi sessiz. E: Oda neydi? H: Bilmiyorum. Tek bildiğim güvende olmadığımız. Dedi Hiroshi. Ardından Enau'da kendi minderine uzandı. Bir süre sessizlik ortama hakim oldu. Hiroshi burda kendiyle baş baş başaydı. H: (Güvende değiliz, kesinlikle değiliz. Kaçmamız lazım. Öleceğiz. Hayır. Ölmek istemiyorum. Güvende değiliz. Güvende olmadığımız sürece, öleceğiz. Hayır, ölmeyeceğim. En azından bugün değil) Bu sessizliği Enau'nun titreyerek nefes alma sesi bozdu. Ardından Hiroshi'ye döndü. Titrek ve biraz da kısık bir sesle. E: Hiroshi, korkuyorum. O ses, o adımlar. Bilemiyorum. Sadece korkuyorum. H: Bende çok farklı sayılmam. E: Senin için sorun yoksa minderleri biraz yaklaştırabilir miyiz? Korkuyorum. H: Ne yapmak istiyorsan yapabilirsin. E: Yaklaştırıyorum o zaman. Hiroshi, Enau'nun dediğini yaptı. İki minderi birbirine yapıştırdı. Hiroshi, Enau'ya sırtını çevirdi ve uykuya dalmaya çalıştı. Gözlerini kapattı. Enau titreyerek kolunu Hiroshi'ye attı. Ona öyle bir sarıldı ki, sanki Hiroshi'den yardım istiyor gibiydi. Zamanla ikiside uykuya daldı. Hiroshi uyandığında Enau hala ona sımsıkı sarılıyordu, ve dışardan öğrenci sesleri geliyordu, demek ki okul başlamıştı bile. Hiroshi, Enau'ya döndü. Ona sımsıkı sarılmasının karşılığını ona karşı sarılarak verdi. Öyle bir sarıldı ki, sanki "Ben burdayım" dermişçesine, elini Enau'nun başına koydu. Ardından uyukladı. Tekrar uyandığında Enau yoktu. İki mindere tek başına yaylanmış uyuyordu. Sırtı biraz ağrıyordu. H: (Nerde lan bu kız?) Ayağı kalktı, ve dışarı Enau'yu aramaya çıktı. Okul bomboştu. H: İyi uyumuşum ha. Dedi kendi kendine. Ardından telefonunu cebinden çıkardı. H: Telefonla yatmışım bide ne malım bende. Diye söylendi. Saate bakmak için telefonu açtı, fakat gözüne başka bir şey takıldı: "Annem: 23 Cevapsız arama; Babam: 2 Cevapsız arama" H: Babam ağzıma vuracak. Dedi kendi kendine. Ardından babasını aradı. Bir süre çaldıktan sonra telefon açıldı. H.B: Oğlum kaç saat oldu nerdesin sen? H: Sınıftaki arkadaşlarımla geziyordum baba. H.B: Neden telefonu açmıyorsun? H: Sessizde kalmış telefon duymadım. H.B: Çabuk eve gel daha konuşcaklarımız var. H: Tamam geliyodum zaten, yoldayım Dedi Hiroshi, babası telefonu kapattı ve Hiroshi telefonu cebine koyduğu gibi merdivenlerden indi. Tam okul binasından çıkacaktı ki kapının önünde Enau'yu gördü. Dışarı bakıyordu. H:Enau? Diye seslendi. Enau arkasına döndü, yine mutasyona uğramıştı. Dünkü tuvalette bulunduğu hale geri donüşmüştü. H: Yine bir şey mi oldu? E: Bilmiyorum, sabah uyandığımda böyleydim. Çok da kurcalamadım. Sen nereye? H: Eve gitmem lazım. E: Geri gelcek misin? H: Duruma göre artık bilmiyorum. Hadi görüşürüz. Dedi Hiroshi ve aceleyle okuldan çıktı ve durağa koştu. Durakta bekledide bekledi, neredeyse yarım saat ne otobüs nede büyük bir araç geçti. Tam tekrar babasını arayacaktı ki otobüs gözüktü uzaklardan. Hemen bindi ve evin yolunu tuttu. O an sanki zaman yavaşladı, yolculuk ilerlemez hale geldi Hiroshi için. Otobüsten inip evine koştu, kapının önüne geldiğinde derin bir nefes aldı ve kapıyı çaldı. Açan olmadı. Kapıyı bu sefer dahada şiddetli çaldı. Yine cevap yoktu. H: Açın be artık. Dayağımı yiyip yatıcam. Cebinden telefonunu çıkardı ve babasını aradı, ulaşamadı; Annesini aradı, ulaşamadı. Annesi ve babası hakkında endişelenmeye başladı. Kaç kere çaldırdı telefonlarını. Uzun süre sonra, ümidi kesince üst komşusuna gitti. Onun da kapısını çaldı. Yine açan olmadı. Daichi'yi aradı, ulaşamadı. En son sokağa indi. Etrafına baktı. Kimsecikler yoktu. Ne bir insan, ne de araba. Sokakta gülüp eğlenen çocuklar bile sessizdi. Bütün mahalleye bir ölüm sessizliği hakimdi. H: Noluyor lan burada? Dedi kendi kendine. Doğup büyüdüğü bu mahallede, ilk defa yanlızlığı yaşadı. Ardından derinden bir nefes aldı. Ardından ellerini ağzına siper edip avazı çıktığı kadar bağırdı: H: AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAaaaaaaaaaaaaaaaaa? O kadar güçlü bagırdı ki sesi ölü sokaklarda yankılandı. Evi bildiği mahalle artık bir harabeydi. İçini bir anda korku kapladı, hiç olmadığı kadar güçlüydü. Olduğu yerde bir süre etrafa bakıp olanları idrak etmeye çalıştı. Yanlız kalmaktan korkuyor gibi durmuyordu, daha çok sevdiklerini kaybetmekten korkuyor gibiydi. Elini cebine sıkıştırdı ve eline gelen ilk şeyi çıkardı: Bir kaç bozuk para. Belkide son otobüs parası, belkide son gıda alabileceği tek para. Elindeki parayı saydı. H: Burdan binip okula gitmem için anca yeter. Dedi kendi kendine. Son sürat üst caddedeki durağa koştu. Tam durağa varacaktı ki duraksadı, arkasına baktı, boş mahallesine baktı. Ardından eline sıkıştırdığı paraya baktı. Bu para cebindeki son paraydı, belki bir otobüs parası, belki de karnını doyuracak bir para. Mahalleye son bir kez daha döndü. Uzun uzun etrafa baktı, boş sokaklar Hiroshi'nin içindeki nostaljik hissi öldürüyordu. O tekinlik içinde bir özlemden çok bir tırsma uyandırıyordu. Yine de eski anılarını hatırladı, ve çocukluğunu. Daichi ile geçirdiği vakti hatırladı. Sanki küçük bir şey hatırlar gibi oldu, ama hatırlamaya çalıştığı anda bir anda bir yanma hissetti. Tam boynunda, lekenin olduğu yerde. Sonrada kafasını çok kurcalamadan durağa gitti ve gelen ilk otobüse bindi. Doğup büyüdüğü mahalleden son kez ayrıldı ve okulun yolunu bir kez daha tuttu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.