İçeriğe geç

Shouken: Guf'un Laneti

Bölüm 10 · 9 dk okuma

Shouken: Guf'un Laneti

Bölüm 10

Ayın Çocukları

13 Şubat 1955---- Bugün terfi aldım. Hiç beklemediğim bir haberdi. Normal bir gün gibi gönüllü olanlar için uyku ilacı hazırlıyordum, yani Mor'u. Ta ki başkan laboratuvarıma gelip terfi aldığımı haber edene kadar. Nasıl mutlu oldum o anda. Sanki içimde kelebekler uçuşuyordu. Artık "Üst Düzey Uzman Doktor" olmuştum. Tam yazılışı biraz zor evet. Artık gönüllü olanlarla bizzat görüşecektim. Neden saklıyorlar ki gönüllü olanları? Onu almamış değilim. Öğle yemeğinde kutlama bile oldu, ve bana laboratuvarın en altında bulunan bir daire verdiler. Bildiğimiz daire gibi, kocaman bir oturma odası, mutfağı ve bana özel odası var. Bunu en yakın zamanda aileme bildireceğim. Fakat burdan çıkmama izin vermiyorlar. Hala neden onuda anlamadım. Üst Düzey Uzman Doktor İka Nakamura ------ H: (Gayet neşeli gibi, nasıl bu hale geldi?) Diyip pentagrama göz ucuyla baktı Hiroshi. Ardından hemen diğer nota geçti. Karamalar olan o nota, nottaki el yazısı bir anda kötüleşti, zar zor okunur olmuştu: 25 Haziran 1955---- ÇIK KAFAMDAN YANLIZ BIRAK BENİ DUYUYORUM YARDIM EDEMEM Bu işe başlarken ne düşündüm ki? Belki biraz para kaynağı, belki biraz ekmek parası. Yüce Tanrım, nasıl bir bataklığın içine düştüm? O sözde "gönüllü" deneklerin acı çığlıkları her gece kulağımda çınlıyor. Şimdi neden bu hapishaneden çıkmamı istemediklerini anladım. Dayanamıyorum. Bu kelimeleri yazıyorum çünkü kendi sesim onların arasında boğuluyor, burda sadece benim sesim var. Her o lanet koridordan geçtiğimde her masum insandan çıkan o ses kulaklarımı tırmalıyor. Terfi aldıktan kısa süre sonra gönüllülerin aslında kaçırıldığını öğrendim. Hatta yaşadığım bu evrenin lanetli olduğunu. Hatta onların canını en çok acıtanın ben olduğumu. Aslında onlar gönüllü değil. Gelecekteki kıyametin biyolojik habercisi. Patron onların bir intikam aracı olduğunu ve geçmişteki savaşın acısını onlardan çıkardığını söyledi, ve o geçmişteki savaşın bedelinin büyük olacağını. Kaybeden pehlivan güreşe doymazmış. KORKUYORUM Üst Düzey Uzman Doktor İka Nakamura-------- H: (Ne? Savaş mı? İntikam derken savaşın intikamını mı kastediyor. Yani cok sürmeden bir savaş mi çıkacak? İyi de kime karşı?) Hiroshi tüm bunlari düşünürken kendisini diğer notlara göz gezdirirken buldu. Arkasından Enau ona yaklaştı: E: Napıyorsun? H: Çok karmaşık şeyler dönüyor. E: Derken? H: Sonra anlatırım. Diğerleri iyi mi? E: Kız uyandı. Fakat son bir kaç dakikayı hatırlamıyor. Adı Suin'miş. H: Kaçarken tanışmıştık onunla. E: Benden habersiz mi birde? Diyip Hiroshi'nin koluna şakasına vurdu Enau. H: Vurmasana ya. E: Vurcam. H: Suin nasıl iyi mi bari? E: Çok iyi değil gibi. Bak istersen. H: Burda suda yoktu dimi. E: Yok baktım ben. Hiroshi, kağıtları masaya bırakıp Suin'in yanına gitti. Koltuğun üstünde olduğu yerde yere bakarak derin düşüncelere dalmış gibiydi. H: Suin. Diye seslendi Hiroshi. Suin boş gözlerle Hiroshi'ye döndü. S: Bir dakika, seni hatırlıyorum. H: Kimim ben? S: İsmini hatırlayacağım şimdi dur. H ile başlıyordu hatta. Sen benim yan odamdaydın. E: Noluyor burda? H: İsmimi hatırlamaya çalışıyor. E: Baya tanışmışsınız ya H: Makato hala aynı mı. Diyerek Enau'ya döndü Hiroshi. Enau hafif bir üzüntüyle kafasını sallayarak onayladı. H: Yapma ya. 3 kişi mi kaldık şimdi? Birde en bir şeyler bilen oydu. S: O mu? Onu ben kafeteryada görmüştüm, en çok sorun çıkaran oydu. Belli ki baya bir şey biliyor. Büyü yaptığını gördüm. H: Makato mu? S: Evet. O sırada Hiroshi ve Enau birbirlerine baktılar. S: Baya bir şey biliyor gibi, ben bir kaç şey biliyorum da, onun kadar biliyor muyum emin değilim. Hatta eğer yeterince dinlenirsem belki iyileştirebilirim. H: Çok iyi. E: Bizede öğretir misin? S: Olur, öğretirim. Ne zaman başlayalım? E: Bugün bile başlayabiliriz. S: Bugün başlayacaksak bir kaç şey bilmeniz gerekiyor. E: Neler bilmemiz gerekiyor? S: Siz gidin, bende çocuğun durumuna bakayım. Kendime gelmem uzun sürecek. Ardından Hiroshi kalktı, direkt olarak odaya doğru yöneldi. O sırada Suin avuç içine baktı. Gözlerini kapattı ve kafasını eğdi. S: Art du Sang: Reviens. (Röviğa) Bir anda ortamdaki bütün kanlar Suin'in acuvunu kapladı, sanki kaslı birinin eline benzer bir şekilde girmişti. Bütün evi rahatsız edici bir kan kokusu sarmıştı bir anda. Suin'in eli kanı yavaşça emmeye başladı. Ardından odanın kapısında Hiroshi belirdi. H: Sen mi bir şey yaptın? Hiroshi Suin'in elini gördüğü anda geri çekildi, odada yalnızdı. Pentagram Suin'in yaptığı şey yüzünden biraz silinmiş gibi görünüyordu. Sanki Suin onun üstünde kalan kanı. E: Oha~, çok iyisin nasıl yaptın onu? S: Büyü bu işte. Önce şu çocuğu kaldırmayı denicem, sonra size anlatırım. İsmi neydi onun bu arada? E: Baygın olan mı? Makato. S: Öğrendiğim iyi oldu. Şimdiden söyliyeyim. Bu canlandırma ayini gibi bir şey olacak. Yani bir kaç şey lazım bana, onlarıda ben hallederim. Siz keyfinize bakın. E: Bildiğimiz cadıların yaptığı ayin gibi bir şey mi? Şekiller falan çizip sunak mı adayacağız? S: O tarz bir şey olacak işte. Çokta küçük olmayan bi pentagram yeter bana. Birde canlancak kişiden örnek lazım. E: Odada kocaman bi şekil vardı senin dediğin şu p ile başlayan şeyden. S: O olur mu bilmiyorum, her pentagramın görevleri ayrı. Yine de bi bakalım. O çocuğun girdiği odada değil mi? E: Evet. Diyerek onayladı Enau ve ayağı kalktı, Suin'de onu takip ederek odaya girdiler. Suin yerdeki koskocaman pentagramı görünce olduğu yerde kaldı, yüzünde sanki şaşırmış gibi bir ifade vardı. O sırada Hiroshi notlara göz gezdiriyordu, gelenleri görünce hemen atıldı: H: Siz niye geldiniz? E: Makato'yu canlandıracağız. Şu yere çizilen şeyden lazımmış. H: Pentagram mı? Hayırdır hurra vurra diye ayin mi yapacaksınız? Enau önce güldü, ardından devam etti: E: Galiba evet, Suin dedi ama şuan kendisi başka dünyada galiba. Diyerek elini Suin'in gözünde şıklattı Enau. Suin bir anda irkildi. S: Bu şey her türlü şeyde işimize yarar. E: Hadi ya? Hiroshi yarı silik pentagrama baktı, ardından Suin'e döndü. H: Bu ne işimize yarayacak? Yarısı silindi zaten. S: Bu yarısı silinmiş hali mi? H: Evet. S: Oha. E: Makato'yu getireyim mi? S: Aynen sen getir onu. Diyerek cevapladı Suin. Enau oturma odasına gidip Makato'nun kollarından tuttu. Kaldırmaya çalıştı çok az kaldırabildi, ve az kalsın Makato yattığı kanepeden düşüyordu. Son anda tuttu ve yerde sürükleye sürükleye getird Makato'yu. S: Pentagramın tam ortasına yatır onu. Enau, Suin'in dediğini yaptı. Makato'nun kafasından tutup yavaşça yatırdıktan sonra pentagramın üstünden çekildi. S: Siz başka bir şeylerle ilgilenebilirsiniz. Bu uzun sürecek çünkü. H: Peki. Diyip Enau'nun kolunu tutup odadan dışarı çıktılar. İkiside Makato'yu yatırdıkları kanepeye oturdular. Bir sürelik sessizlikten sonra ilk Enau atıldı. E: Sen mutfağa baktın mı? H: Baktım, ve tam anlamıyla bok gibi kokuyor içerisi. E: Ne buldun ki? H: Bişey bulamadım, ama sence yıllardır kullanılmayan mutfak sence nasıl kokar? 2025 yılındayız. Notlar 1955 yılında yazılmış. E: Nerden baksan 70 yıldır kullanılmamış. H: Bir canlandır kafanda, nasıl kokar? Hatta canlandırma git bak. E: Yok yok, ben anlayacağımı anladım. Teşekkürler. Bütün mikroplar yuva bellemiştir orayı. Yemek artığı gördün mü? H: Dolabı açtım, içinden hamam böceği yuvası çıktı. E: Oha lan neymiş o öyle? H: Çok kötüydü hiç sorma. E: Buranın tuvaleti falan yok mu ya? H: Görmedim. E: Şişeye işiyormuş galiba burda kalan. Birlikte güldüler, kelimeler dakikalar arasında kayboldu. Birlikte bu rahatsız yerde bile rahatlayıp derin bir nefes almanın yolunu buldular. E: Harbiden saçını baban mı kesiyordu? H: Evet babam eskiden berberde çalışıyordu. Ordan kalma yeteneklerle bir şeyler yapıyordu. E: Baban baya yetenekliymiş, saçların cok guzel görünüyor. H: Bu dağınık haliyle mi? E: Evet, bu tarz şeyler hoşuma gidiyor. Tam sohbetlerinin ortasında odadan Suin'in konuşması duyuldu. Ne dediğini ikiside anlamadı. Suin bir kaç kelime daha konuştuktan sonra odadan ışıklar sıçramaya başladı. Hiroshi hemen odaya doğru baktı. H: Ayin başladı galiba. Işık bir anda şiddetlendi. Sanki Yüce bir varlık odaya iniyor gibiydi. Ardından Suin'in sesleri Hiroshi'nin kulaklarına ilişti: S: Ey Aysima, sen bu oğulun günahlarını affet, içindeki karanlığı ışığınla sök. Bu oğulun kalbine kan yükle, şüphesiz ki bu oğul senin kanını taşır. Şüphesiz ki bu oğul senin yaratığındır. Şüphesiz ki bu oğul senin insanındır. Hiroshi ayağı doğruldu. Enau'ya otur işareti yaptı ve yavaşça kapıya yaklaştı. İçeride Suin Makato'nun başına oturmuş kanlı ellerini goğe doğru yükseltip sözlerine devam ediyordu. S: Sen bu oğulu unutma, bu oğul ki neslini devam ettiren son evlatlarından... Pentagram tamamlanmıştı, yine kanla. Belli ki Suin, pentagramı tamamlamak için kendi kan büyüsünü kullanmıştı. Suin soz bir kaç söz daha söyledi. S: ...sen bu oğulu taşı, sen bu oğulu bağışla, bu oğul çünkü hayata gülecek, bu oğul çünkü seni takip edecek. Sözleri bittiği anda büyük bir rüzgar odanın içinden dışarıya doğru uçmaya başladı. Hiroshi kapının eşiğine tutundu. O kadar güçlüydü ki neredeyse uçacaktı, Hiroshi'nin elleri kayıp geriye doğru uçmasıyla kapının "BUM" diye kapanması bir oldu. Hiroshi sertçe duvara tosladı. Sırtı acıdı. Enau hemen Hiroshi'nin yanına yetişti. Ona destek olarak ordan kaldırıp kanepeye oturttu. E: Hiroshi, iyi misin? H:... E: Hiroshi cevap ver. H: S-sırtım. E: Evet, çok kötü çarptın. H:... Hiroshi'nin ağzından kan döküldü. Enau hemen elini Hiroshi'nin ağzının altına koydu, kanlar Enau'nun eline toplanıyordu. E: Bok vardı da gittin değil mi? Gel mutfağa ağzını yıkacağız. Enau kırık koluyla bir yandan Hiroshi'nin agzindan çıkan kanı tutuyordu, bir yandan da Hiroshi'yi destekliyordu. Birlikte Mutfağa kadar gittiler, iğrenç koku bir anda ikisinin burnuna ilişti, Enau'nun yüzü ekşidi. E: Harbiden bok gibi kokuyormuş. Dedi Enau kendi kendine. Hiroshi'de gülerek. H: Demiştim. Diye söylendi. O konuştukça ağzındaki kan dahada boşaldı. Enau'nun elinden taştı yere akmaya başladı. Hemen Hiroshi'yi lavabonun önüne getirdi. E: Hadi içindekini kus şuraya. Enau dediği anda Hiroshi ağzına toplanmış bütün kanı lavaboya kustu .E: Oha o kadar kötü müsün? H: Elin cok kirlenmesin diye ağzımda tuttum, başka yok merak etme. Dedi Hiroshi. Enau, Hiroshi'nin ensesine vurdu. E: Bu beni endişelendirdiğin içindi. Ardından bir kere daha vurdu. E: Bu da canım istedi diye. Manyak herif, az yerinde dursan olmuyor değil mi? H: Tamam tamam, özür dilerim. Benim bok yememdi bu. E: Tabii senin bok yemendi. Salak. Ardından Hiroshi topallayarak Enau ile birlikte oturma odasına döndüler. Aynı kanepeye oturdular. H: Sırtım düz otururken hala acıyor. Diyip Enau'dan ters tarafa doğru uzandı Hiroshi. E: Yatacaksan koltuğa geçeyim ben. H: Çok iyi olur. Sırtımı sabit tutmam lazım. Dedi Hiroshi. Enau diğer koltuğa geçti. Hiroshi önce sırt üstü yattı, sırtındaki acı şiddetlendi, ardından yüzüstü döndü ve öyle yatmaya başladı. H: Şuan öyle rahat geldi ki şu vaziyette uyuyabilirim. E: Hadi ya? Yastık da vereyim mi? H: Bulursan çok iyi olur. Enau o sırada başka yerlere daldı. Hiroshi ile başka bir şekilde tanışsalardı aralarındaki ilişki nasıl olurdu? Veya ikiside sadece insan, bir liseli. Hiç bunlara gerek kalmadan birlikte vakit geçirirlerdi. Enau bir anlığına dikkati dağıldı. Hiroshi'ye döndü. Gözleri çoktan gitmiş, kanepe uzun bir koşuşturmadan sonra öyle rahat gelmişti ki, oracıkta sızmıştı. Enau usulca ayağı kalktı, hiç ses seda çıkarmadan Hiroshi'nin başucuna geldi. Hiroshi'nin kafasını yavaşça yukarı kaldırdı ve oraya oturdu. Hiroshi'nin kafasınıda kucağına yatırdı. E: Bak, bir yastık buldum. Dedi kendi kendine.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.