Charlie! annecim hadi uyan. Yine annemin gereksiz seslenişleri. Daha güneş doğmamışken sıcacık yatağımdan zorla çıkarılmaya çalışıyorum. Geldim anne!. Belki çok zor bir hayat gibi geliyor bana zaten basit şeyleri abartan biriyim yani kişiliğim böyle. Hayatım daha fazla karmaşıklaşmasın diye kendime uygun bir iş arıyordum ve aslında buldum da. Tek sıkıntısı biraz erken başlamasıydı. Kahvaltımı yaptıktan sonra işin yoluna koyuldum. Esen soğuk bir rüzgar içime doluyor, bir an önce işe varmak istiyordum. İçimde kötü bir his vardı. His de denmez, sanki biri kulağıma fısıldıyordu.
?- *dur*
Yinede yoluma devam ettim. Kendime iş bulmak için o kadar yırtınmıştım ki bu işin bana uygun mu? değil mi? diye meraktan ölüyordum. İşe gidince ise... Bir gariplik fark ettim. Kendi köşemde işimi yapıyordum. Kimseyi görememiştim. Bu gerçekten ilginç bir durumdu. Soğuk hava tekrardan ciğerlerime dolmaya başladı. Köşedeki tablo bana bakarken tekrar o sesi duydum.
?-*hata yaptın*
Boş bir ses.Her halde kendi kendimi yiyordum. İşime devam ettim. Mola vermek için iş yeri kantininden bir kahve alayım dedim. Ancak kantinde de kimse yoktu
-Hey! kimse yokmu gerçekten?
Tam o anda... Yukarıdan kırmızı bir kan damladı sanki bir geçit açılmıştı. Yine o fısıltıyı duydum.
?-*hata yaptın*
Bir anda geçit beni içine çekti. Kantindeydim ama yerde ölü iş arkadaşlarım vardı. Sanaldan konuşma fırsatım olanları tanıyordum. Maise, Mell, ve Ryan.
Maise bana seslendi- Her şey senin elinde!
Hava çok ısınmıştı aşırı panik olmuştum. O an ölmek istedim. Her yerde ölüler yerde kanlar. İmkansız olaylardı. Aklım almıyordu yavaş yavaş kafayı yediğimi hissediyordum. Bunun bir kabus olduğunu ve bir an önce bitmesini istedim. İlk defa annemin beni uyandırmasını istedim. Çok vahşi bir ölüm distopyasının içindeydim derken karanlık iyice gösteriyordu kendini. Tablolar bana sırıtıyor, gözlerinden kan akarak çığlık atıyorlardı. Oracıkta yere oturdum. Uyanmak istiyordum. Korkuyordum. Karanlık beni iyice içine çekiyordu. Kendi çığlık sesimin kulağımda çınladığını duydum. Tekrar bana fısıldadı.
?-*yanındayım*
Peki ya sen kimsin aptal varlık! diye şiddetlice bağırdım.
?-*bilmiyorum* diyerek fısıldadı tekrar.
Belki sen beni bu durumdan kurtaracaksın ama yapmıyorsun. Beni niye bu durumdan kurtarmıyorsun! Derken karanlık beni içine aldı. Karanlık bir boşluktaydım. Kanlı bir gölün ortasındaydım. Gölün içinde içleri oyulan, kimisiyle heykel yapılan kemiklerle bakışıyordum. Bir ses yükseldi.
?- İşte buradasın!
Aniden yerimden fırladım. Kolyesinde insan kafa tasları olan, belinde parlayan kırmızı kılıcının görünüşü ile gerçekten korkunçtu. Bana aynen şunları söyledi.
?- Benim adım Renn. Tüm evrenlerin ve yaşayan her şeyden üstün tek varlığım. Sonunda sizin evreninize de ulaştım. Merak etme henüz kimseye zarar vermedim. Ama sende bir gariplik var. Nefret, Kin kendinden çıkmak isteği. Zaten bu hisler herkeste var ama sende farklı hissediliyor. Yoksa Medarda soyundan gelen bir büyücümüsün? *kahkaha* Hiç sanmıyorum. Medardaların soyunu zaten tükettim. Ancak gözüm üstünde olacak. Seni herkes gibi kan şelaleli, ölü beden manzaralı bir hücrede tutacağım. Gözüm hep üstünde olucak.
Bir kırmızı bir sis bulutu ile birden kayboldu. Üstünde dikenleri olan kan kokulu zincirler bedenimin içinden geçişini hissettim. Sonra ise zincirler etrafımı sardı ve beni içine aldılar. Bir anda kendimi bir yerde buldum. Hücreye benzemeyen, görünüş olarak lüks bir yerdeydim. Yukarıdan damlayan bir damla su neşemi yerine getirmişti. Burda daha ne kadar kalacağımdan hala bir haberim ancak bu işin uzun sürmeyeceğinden eminim. İçimde bir his vardı. Kendime fısıldıyordum. Zihnimin önünüze Renn'in kahkası canlandı. Bir dürtüyle Renn'i sanki tanıyormuş gibi hissettim ancak boş bir histi. Ne yapsam faydasızmış gibi hissettim. Hücrede tektim. Kimse yoktu. Oyma taşlara baktıkça Renn'e olan kin ve nefretim iyice körüklendi.
?- İşte buradayım önünde.
Sana neden güveniyim. Sen, sen misin? yoksa kendimle mi konuşuyorum?
?- Ben senim. Ben senin kendinliğinim.
Sesini daha net duyuyordum sanki gözüm açılmıştı. Kim olduğunu bilmesemde ona güvenmekten başka şansım kalmadı. Duvarlara baktıkça bir bulmacanın anahtarı gibi kafamda canlanan şeyler vardı. Hepsi Renn hakkındaydı. Kendim kendime: *Renn zayıf, farkına var, her şey önünde* diye fısıldıyordu. Eğer bu sözlere güvenirsem buranın çıkış yolu yakınımda bir yerde. Renn'i de yenebilirim sanırım. Ama çok riskli. Renn'in karşısına çıkıp: Hey ben burdayım, hadi savaşalım, diyemem. Bana güçlü bir plan lazımdı. Kendi kendime düşünmeye başladım. Düşününce karanlığın beni içine çekmeye başladığını fark ettim. Sadece "her şey önünde" sözüne güvenerek etrafı araştırmaya başladım. Onun kahkahası hala içimde çalkalanıyordu. Umursamamaya çalıştım ancak başaramadım. Anladığım bir şey vardı. Bulmaca hemen önümde.
Sadece Uyanmalıyım!