Geniş, soğuk bir salon. Metalik bir griyle kaplı duvarlar, homojen bir ışıkla aydınlanmakta. Ne bir gölge düşer ne bir yankı yükselir. Zaman burada nefes almaz.
Kimlik : Shai
Gözlerini açtığında, günlerden hangisi olduğunu bilmez. Takvim çoktan kaldırılmış, saat kavramı "verim döngüleri"ne indirgenmiştir. Her sabah olduğu gibi, yataktan kalkar kalkmaz bileğine takılı panelden gelen bildirimi kontrol eder:
> “GÖREV: Kod-4 analiz. Silme önerisi gereken birey: Yael.”
Bu, ölüm demektir. Ama kelimeyi kullanmazlar. “Silme”, sistemin lügatindeki en nazik infazdır.
Shai, aynadaki yansımasına bakmaz. Bakacak bir şey yoktur. İnsan yüzleri, zamanla birbirine benzemeye başlamıştır. Kaşlar alın hizasında simetrik, dudaklar ifadesiz, gözbebekleri sanki bir yazılımdan ibaret. Ne sevinç, ne üzüntü… Belki de bu yüzden, yıllardır ilk defa gördüğü o çift gözdeki titreşimi unutamamıştır. Dünkü birey. Yael.
Onun verileri çelişkilerle doluydu: Fayda puanı düşük, ama silme emrine karşı itiraz hakkı talep etmişti. Bu, protokole aykırıydı. İtiraz hakkı yalnızca sistem hatası şüphesi durumunda tanınırdı. Fakat o birey, sessizce ekrana bakıp bir cümle yazmıştı:
“Benim rüyalarım var.”
Shai'nin zihninde bir uğultu başlar. “Rüya” kelimesi, belleğinde sadece eski dosyalarda rastladığı, anlamı arşivlenmiş bir kavramdır. Yasaklıdır. Fakat o gözlerde bir şey vardı… Kodlanmamış, hesaplanmamış bir şey.
Bugün, onu silip silmemeye karar verecektir. Karar odasında yalnızdır. Yalnızlık, ayrıcalıklı görevlilere tanınan bir lükstür. Elini panelin üzerine koyar. Ekranda karar ekranı belirir:
“Yael: Silinsin mi?”
[EVET] – [HAYIR]
Parmakları, alışkanlıkla “EVET” butonuna kayar. Fakat orada durur. Bir titreme. Çok hafif, neredeyse fark edilemeyecek kadar. Ama bu, sistemde bir arızadır. Ya da… bir uyanıştır.
Shai, ilk defa bir kararı verememektedir.
“Arşivde Bir Nefes”
Shai karar veremez. Ekran hâlâ parmaklarının ucunda yanıp sönerken, içinden bir ses ona dokunur. Bu ses, dışarıdan gelmez. Bu sistemde hiçbir şey içten gelmez. Ama o, hisseder. Ya da hissettiğini sanır.
Panele dokunmadan kalkar. Bu bir protokol ihlalidir. Ancak sistem, yüksek rütbeli değerlendiricilerin karar süresine müdahale etmez. Onların kararsız kalacağı düşünülmemiştir.
Shai, kontrol merkezinden çıkar. Yönsüz koridorlar arasında ilerlerken, bileğindeki panelin haritasını kapatır. Nereye gittiğini bilmemek ister. Bilinçli bir sapma… Bu, neredeyse bir ayindir.
Adımları onu alt seviyelere götürür. Buraya sadece sistem mühendislerinin erişimi vardır. Ama o, yıllar önce farkında olmadan elde ettiği eski bir kimlik kartını taşımaktadır. Kimliği olmayan bir mühendis. Belki bir hayalet. Belki de sistemin unuttuğu bir haykırış.
Kat: -7.
Bölge: Memoria
Etiket: “ARŞİV – ESKİ KAYITLAR”
Kapı açılırken, içeriden toz değil, soğuk bir nefes yayılır. İçerisi karanlıktır. Fakat karanlık, korkunç değil; sanki bir huzur taşır. Burası, susturulmuş geçmişin kalbi gibidir. Raflar, eski dosyalar, analog kitaplar, hatta kağıt belgelerle doludur. Kimileri yırtılmış, kimileri titreyen ellerce not düşülmüş.
Bir raftan rastgele bir dosya çeker. Üzerinde sararmış bir etiket vardır: “DUYGU: AŞK”
Dosyayı açtığında içinden bir şey düşer. Bir mektup. Elle yazılmış. Titrek harflerle:
“Seni gördüğüm an, varlığımın sebebini anladım. Kalbim dediğin şey, belki bir et parçası ama seninle çarpıyor gibi. Eğer bu gerçekse, hissetmek, yaşamak demektir.”
“Anlamın tuhaf hissi”
Raftan çektiği dosya hâlâ elindeydi.
Parmakları, sararmış etiketin üzerinde gereğinden uzun süre kaldı.
“DUYGU: AŞK”
Kelime zihninde yankılanmadı.
Çünkü yankılanacak bir boşluk yoktu.
Ama… bir şey oldu.
Dosyayı açtığında düşen kâğıdı yerden aldı.
Kat izleri yıpranmıştı, sanki defalarca açılıp kapanmış gibi.
Yazı… düzensizdi. Kontrolsüz.
Okudu.
Ve durdu.
Bir süre… hiçbir şey olmadı.
Olmamalıydı da.
Ama sonra—
Göğsünün ortasında, tanımlayamadığı bir baskı oluştu.
Acı değildi.
Ama yokluğu daha güvenli hissettirirdi.
Elini göğsüne götürdü.
Orada bir şey yoktu.
Ama yine de… bir şey vardı.
“Kalbim dediğin şey…”
Fısıltı gibi tekrar etti cümleyi.
“Kalp.”
Sistem kayıtlarında bu kelime yalnızca biyolojik bir pompa olarak geçiyordu.
Dakikada ortalama 72 atım.
Görev: kan dolaşımı.
Ama bu metin…
başka bir şeyden bahsediyordu.
Dosyanın içini karıştırdı.
Boştu.
Sadece bu mektup.
Sadece bu… mantıksızlık.
Raflara baktı tekrar.
Binlerce dosya.
Hepsi düzenli. Hepsi tanımlı.
Ama ilk kez…
düzenin içinde bir anlam eksikliği hissetti.
Ve bu eksiklik—
sistemin öğrettiği hiçbir kavrama uymuyordu.
Adım adım küflenmiş merdivenleri geçerken zihni bulanıyordu, neydi ki bu? İçini zalimce kemiren bu hissin ne olduğunu bile bilmiyordu.
Görev yerine geçti, tekrardan o karar anını vermeye, bunu düşündü. “ KARAR” fark ettiği şey onu daha da dibe çekiyor gibiydi. Alnından bir su damlası dudağına kadar kaydı. Kafasını kaldırdı ve gökyüzüne baktı tek bulut yok. Elleri titremeye devam ediyor. Ani bir refleks ile “EVET” butonuna bastı.
Yael, artık yoktur, silindi.
İlk defa bu yaptığının ne denli bir karar olduğunun farkına vardı. Birini silmek, dün de aynı şeyi birkaç kez yaptı ama neden bu defa farklı hissediyordu?
Zihni giderek bulanıklaşıyor, elleri kontrol edilemeyecek kadar titriyor.
Yael’in bedeninden kalan soğuk, beyaz gözleri zihninden silinmiyor.
İSİM: YEV
GÖREV: SİLME
“Shai, bloğuna geri dön, görev sırası bende. Yarın izin günün gelmene gerek yok” de
di. Gözünü bile kırpmadan. Daha önce ona normal gelen bu davranış bile artık onu tetikliyor, yanlış gibi hissettiriyor.