Odanın içinde bir gerginlik hakimken cehennem ve cennet kokusunun nasıl olduğunu anlamakla meşguldüm. "Olması gerekeni yaptım." dedi Akın ve benim yanıma oturdu.
"Bizden izin aldın mı?" diye sordu adam. Akın ağız ucuyla gülüp "Alsam izin vermeyecektiniz." dedi ve devam etti. "Bende haber verdim." Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdığım sırada "Ciddiyet!" diyerek masaya vurdu.
"Kabullenin artık." dedi Akın. "Yardıma ihtiyacımız var."
"Bir insan mı bize yardım edecek?" Kadın gülünce "Bende aynısını dedim." deyip omuz silktim. "Ama asla dinlemedi beni, biraz da siz uğraşın." deyince kraliçe göz ucuyla bana baktı ve boğazını temizledi.
"Şu an ondan daha önemli meseleler var." deyince bir kırılmadım değil.
"Evet." dedi adam. "Bizi buraya toplama sebebin nedir?" deyince kraliçe "Bugün ikinci alarma geçtik." Bir anda odanın içi buz kesti sanki. Akın sertçe ayağa kalkıp odada bir ileri bir geri gitmeye başladığında devam etti.
"Çok yaklaştı. İblis insanların arasında." dedi kraliçe. "Bir an önce onu bulmalıyız."
"Aeron ve senin ihmalkarlığın yüzünden geldiğimiz hale bak." dedi kızıl saçlı kadın. "Unuttun mu?" dedi Akın. "Onun cehennemde saklandığını sen söylemiştin."
"Şimdi suçlu ben mi oldum yani?" diyerek güldü kadın. "Size onu cehennemden kaçırmayacağınıza dair o kadar güvenmiştim ki sorgulamadım bile!"
"O sikik dalgalanmalara bakmadığına bile eminim!" diyerek sesini yükseltti Akın. Onlar kendi aralarında tartışırken kapıya doğru gözüm kaydı. "Aklından bile geçirme küçük hanım." dedi birisi.
Sıçrayarak yanıma baktım. Tahmini on beş yaşlarında bir erkek çocuğuydu. "Aeron efendi size çok kızar."
"Küçük hanım mı?" diye sordum şaşkınlıkla. "Evet efendim. Aeron efendinin size böyle seslendiğini duydum. Bu sizin adınız, değil mi? Gerçekten çok garip...yüz milyonlarca insan ağırladık ama hiç ismi küçük hanım olan birine rastlamadım.. anlamı nedir acaba?" diye konuşmaya devam ederken kızgınca Akın'a baktım.
"Sanırım beş saniye sonra bayılacağım." diye haber verdim. "Tamam efendi- ne! Hayır." Çok geçti. Kendimi sandalyeden aşağı doğru atarken çocuk yakaladı. "Efendi Aeron, küçük hanım bayıldı."
Seslerin kesildiğini duydum. Saniyeler içinde Akın beni sandalyeye bıraktı ve yanağımı okşayarak "Ne oldu?" diye sordu. "Bilmiyorum, bir anda bayıldı." dedi çocuk.
Gözümü aniden açınca Akın'ın yakınında olan suratıyla göz göze geldim. Akın, "Hassiktir." diyerek geri çekildi. "Saçma tartışmamız bittiyse konuya dönelim." dedim ve arkama yaslandım.
Akın birkaç saniye bana bakıp gözlerini devirdi. Herkes benim iyi olduğumu anlayınca arkalarına yaslandı. Kızıl saçlı kadın ise "Seni hiç sevmedim." dedi. Samimyetsizce güldüm. "Siz kimsiniz ki?" Akın öksürerek sesimi bastırmaya çalışsa da kadın duymuştu.
Kahkaha attı. "Bana ne dediğini duydun mu?" Yanındaki adama baktı. "Duydun değil mi?" Adam, kadının kolunu sıvazladı. "Şimdi değil A'albiel." Kaşlarımı çattım.
"A'albiel mi? O nasıl bir isim ya?" Az önce yanımda duran çocuk "Bende aynısını sana sormuştum." dedi memnuniyetsizlik içinde.
"Yeter!" diye bağırdı bir anda adam ve elini masaya vurdu. "Daha fazla liyakatsızlığın lüzumu yok. Sende ortamın huzurunu bozacaksan dışarı çık." deyip beni işaret edince arkama yaslandım.
Sanırım bu adamdan ciddi anlamda korkuyorlardı ya da saygı duyuyorlardı çünkü herkes ölüm sessizliğine gömülmüştü. Adam, "Michael." dedi kendini göstererek. "Ve yardımcım, A'albiel."
Şaşkınlık içinde yutkundum.
Benim az önce saygısızlık yaptığım kişiler bir baş melek ve onun yardımcısı mıydı? Kendi hayatımda çok iyi bir insan olduğum söylenemezdi ama elimden geldiği kadar insanlara yardım eder, sokak hayvanlarını beslerdim. Hırslarım uğruna birçok yanlış yapmış olsam da kötü biri değildim ama sanırım bundan sonra bunun bir önemi kalmayacaktı çünkü cennetin meslekleri tam karşımdaydı.
Hem karşımda, hem karşımdalar.