İçeriğe geç

Şeytanın Bacağını Kıracak

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Şeytanın Bacağını Kıracak

Bölüm 2

E...

Gece, kasabanın karanlık köşelerine sinmiş bir sessizlikle bezeli, ancak Selçuk ve Ebru’nun kalplerinde bir fırtınaya yol açacak kadar gürültülüydü. Kütüphanenin içerisi, toz ve unutulmuş hikâyelerin kokusuyla doluydu.

Selçuk, Ebru’nun elini sıkıca tutarak, gölgelerin arasında kaybolmaya hazır bir yürekle ilerledi. Yüzlerce yıl öncesine ait sırların arasında kaybolmuş gibi hissediyorlardı. “Bu eski günlük, Ebru’nun ailesinin geçmişine dair bizlere çok şey anlatabilir…” dedi Selçuk, sesi titreyerek. “Ama kimse doğruyu söylemiyor gibi. Sanki her şey bir yalanın üzerine inşa edilmiş.” Ebru, gözlerini bir an için kapatıp derin bir nefes aldı. “Geçmiş, bizi kovalıyor. Korkuyorum Selçuk… bu sırlar bizi daha derinlere çekerken, kalbimizdeki aşkı nasıl koruyabileceğiz?”

Tam o anda, kütüphanenin kapısı yeniden gürültüyle açıldı. İçeri giren adam, yüzü gölgelerle kaplıydı. Ebru, geriye doğru bir adım attı, Selçuk ise koruyucu bir tavırla Ebru’nun önüne geçti. “İçeri giremezsin!” dedi Selçuk, sesindeki cesareti bir maskenin arkasına gizlercesine. “Biz burada yalnızca bilgi arıyoruz. Seninle bir işimiz yok.”

Adam, gözlerini parıldatırken, bir gülümseme belirdi. “Bilgi mi? Bu kasabada bilgi, her zaman bedel ödetir. Bazı sırlar, ortaya çıkmamalıdır.” Ebru, kalbinin hızlandığını hissederek derin bir nefes aldı. “Sen kimsin?” diye sordu. “Ne istiyorsun?” “Ben, geçmişin bekçisiyim. Ve şimdi, Ebru’nun ailesinin karanlık geçmişi, sadece Ebru ve Selçuk için değil, tüm kasaba için bir tehlike arz ediyor.”

Selçuk, adamın söylediklerinin ağırlığını hissetti. Kalp atışları arasında bir soğuk rüzgar gibi esen korku, Ebru’nun elini daha sıkı tutmasına sebep oldu. “Bize ne yapmayı planlıyorsun?” diye sordu Selçuk, cesaretini bir kenara iterek. “Saklanma! Eğer bir şey biliyorsan, söyle!” Adam, gülümsemeye devam etti. “Saklanmak istemem. Ama bazı gerçekler, kabullenilmesi zor olanlardır. Ebru, senin ailen kaybolan gençlerin peşinde, ve bu sırların ortaya çıkması, sadece seni değil, kasabanın tümünü tehlikeye atıyor.” Bu sözler, Ebru’nun kalbinde bir şeylerin kırılmasına neden oldu. “Neden ben? Neden benim ailem?” “Çünkü geçmiş her zaman bir bedel ister, Ebru. Ve senin ailen, bu bedeli ödemeye hazır mı?”

Selçuk, Ebru’nun yüzüne bakarak, onun korkusunu hissetti. “Biz buradayız. Korkmuyoruz. Eğer bir şey varsa, onu çözmeye kararlıyız!” dedi. Ama bu cesur sözler, gerçekte ne kadar cesaret barındırıyordu? Adam, bir an sessiz kaldı. “O zaman, sakıncalı sırların derinliklerine inmeye hazır olun. Çünkü bu, sadece bir başlangıç.” Ebru ve Selçuk, birbirlerine bakarak kalplerindeki korkuyu yenmeye çalıştılar, ama bu, karanlık bir kabusun eşiğindeydiler. Her yeni sır, onları daha derin bir tehlikeye sokarken, aşklarının sınırlarını zorlayacak bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyorlardı. Birbirlerine güvenmekten başka çareleri yoktu. Kütüphaneden çıkarken, Selçuk’un aklında yalnızca bir düşünce vardı: “Eğer sırlar peşimizdeyse, onları kırmak için savaşmalıyız. Aşkımız için…”

Bölüm sonu

4 yorum