Mervik: Kankaaaaaaaa,
Mervik: Acilen dışarı çıkmamız gerekiyor.
Siz: Salak uyuyordum.
Siz: 10 kez neden arıyorsun?
Mervik: Bakman için.
Mervik: Boşver şimdi aramamı kalk hazırlan.
Siz: Bir yere mi gidiyorduk?
Mervik: Evet evet hadi acele et.
Siz: Peki ben bunu neden yeni öğreniyorum ?
Siz: Uf Merve uf.
Mervik: Uflama bana hadi kalk giyin 10 dakikaya oradayım.
Siz: Abartma yarım saat sonra gelirsin.
Mervik: Tamam hadi git.
Siz: Tamam biraz sakin ol gidiyorum.
Telefonu masanın üzerine bırakıp yatakta yüz üstü döndüm. Duvarla biraz bakışıp kendime gelmeye çalıştım. Daha uykumu bile alamamıştım üç saatlik uykuyla bir gün nasıl ayakta kalacaktım.
Kıza yarım saat sonra gel diyip hala yatıyordum. Zor olsada yataktan kalktım. Yatağı toplamayı sonraya bırakıp hızlıca elimi yüzümü yıkadım.
Dolabıma kısa bir göz gezdirip bu havada giyebileceğim en uygun şeyi seçmeyi çalıştım. Mavi crop ve siyah bol pantalon bence ideal seçimdi. Hızlıca üstümdekileri çıkarıp yatağın üzerine bıraktıklarım ile değiştirdim.
Aynanın karşısında bir süre kendimi inceledim, her zaman olduğu gibi yine harika olmuştum. Makyaj masanın üzerinde duran malzemeler ile saat arasında bir süre bakışıp durdum 5 dakika içinde makyaj yapabilir miydim? Hiç sanmıyordum. Bu yüzden sadece göz altlarıma kapatıcı, kirpiklerime de hafif bir rimel dokundurttum.
Fazla vaktim olsaydı kesinlikle daha çok şey sürerdim ama şu an vaktim kısıtlıydı. Çalan zil sesi ile elimde kalan rimeli de yerine koyup, masanın üzerindeki telefonuma uzandım.
Gözlerim bildirim paneline düştü ama bir tane bile bildirim yoktu. O son mesajından sonra bir şey yazmamıştım görüldü olarak kalmıştı. Sanırım o da benden adım gelmediği için artık pes etmişti. Artık yazmıyordu.
Üç gündür yazıp yazmamak arasında gidip gelsem de yazmayacaktım.
Hiçbir suçum olmadığı halde bir sürü laf yiyordum. Sanki gel ben yaz bana dedim.
Ayrıca cidden tanımadığım birine nasıl bir samimiyet gösterebilirdim ki sadece mesajlaşarak. Bu erkekleri anlamak gerçekten çok zordu.
Dış kapının açılma sesi geldi kulaklarıma babaannem benden önce davranıp kapıyı açmıştı. Onları daha fazla bekletmeyip ben de odadan çıktım.
"Kız bedriye teyze senin bu torun var ya, az fena değil ha." Merve hiç öyle olmadı direkt biri ile konuşuyor deseydin gülüm.
"Kız sarı çiyan torunuma neler diyorsun sen ama şaşırmamak lazım üzüm üzüme baka baka kararır." Babaannemin Merve'ye söylediği sarı çiyan lafı ile gülüşümü daha fazla bastıramayıp kahkaha attım.
"Ayıp oluyor ama bedriye teyze." Babaannemi daha fazla sinirlendirmek için ismini uzun şekilde söylüyordu. Bu kız tam bir deliydi.
"Kız hala bedriye diyor bedik diyeceksin bedik, bedik teyze."
"Ee ama ismin bedriye neden bedik diyelim." Babaannemin elinin terliğine gittiğini görünce Merve'nin gözleri hafif açılmış ve beni beklemeden merdivenlerden inmeye başlamıştı.
"Kızım bu deli kıza da sahip çık ne yapacağı belli olmaz." Kafamı hafifçe salladım. Merve babaannem ile uğraşmayı çok seviyordu normalde aramızdaki en aklı başında kişi oydu. Genelde o bize sahip çıkardı.
"Kanka hadi gel ağaç oldum burada." Merve'nin merdivenlerin başından gelen sesi ile onu daha fazla bekletmeyip hızlıca ayakkabılarımı giyip aşağıya indim.
Nereye gideceğimizi bile bilmiyordum umarım sevmediğim bir ortama sokmuyordur. Kapıdan çıktığımız an kolumdan tutup hızlıca yürütmeye başladı.
"Acelemiz mi var neden bu kadar hızlı gidiyoruz?" Önce etrafa kısaca baktı sonra bana da çevreyi işaret etti. "Kimse görmeden gitmek için." Bu kızın bazen cidden aklı gidiyordu. "Şu an daha fazla dikkat çektiğimizin farkındasındır umarım."
Bu söylediğimden sonra bir anda durdu.
O durunca mecbur ben de durmak zorunda kaldım. Kolundan çıkıp etrafa yeniden baktı.
"Doğru söylüyorsun." Eliyle ilk önce saçını düzeltti, sanki bozulmuş gibi daha sonra elindeki çantasını düzeltip yavaşça yürümeye başladı. Bu kıza her geçen gün daha da şaşırıyordum. Ben de gerisinde kalmamak için arkasından yürümeye başladım.
"Hâlâ nereye gideceğimizi söylemedin." Gözlerini suçlu bir çocuk gibi yere eğip, masum yapmaya çalıştığı bakışları ile yeniden bana çevirdi. Kesin yine sevmeyeceğim bir şeyler oluyordu.
"Şimdi şöyleki." Bir cümleye böyle başladıysa iyi bir şey söyleme ihtimali yoktu. "Lafı gevelemeden direkt söylesene." Sesim biraz yüksek çıkmıştı.
"Ben Umut ile buluşacaktım ama onunla tek buluşmaya utandığım için seni araya kattım yanımda arkadaşımı getireceğim diye." Hiç susmadan her şeyi bir anda söyleyince nefessiz kaldı. Bunda bir şey yoktu neden bu kadar stresli davranıyordu.
"Ee ben buna bir şey söylemezdim zaten neden bu kadar gerildin balım." Bana yandan bir bakış atıp kafasını sağa çevirip ağzının içinde bir şeyler geveledi.
"Duyamadım." Bir andan ona soru sorup bir andan da geldiğimiz kafeye bakıyordum. Kafede olan bakışlarını bana çevirdi daha sonra tekrar kafeye baktı.
"Bak sen şu Allah'ın sen tek kalma diye bir arkadaşını getirdi." Benim bir şey söylememi beklemede hızlıca elimi tutup içeriye çekti. Ben daha dediğini anlamaya fırsatım olmadan hızlıca davranmıştı. İçeriye girdiğimizde direkt gözüme çarpan Umut'un bize salladığı eliydi. Göze çarpmayacak gibi de değildi zaten.
Merve'nin masaya ilerlemesi ile adımlarım onu takip etti. Umut'un kalkıp Merve'ye sarılması ile duraksadım. Merve sarıldıktan sonra ben de elini sıktım. Umut'un yanındaki ismini hala öğrenemediğimiz kişininde elini sıkıp yerimize oturduk.
Merve'nin Umut'un yanına oturması ile ben de mecburen Umut'un arkadaşının yanına geçmiştim. Şimdi karşımda Umut ve Merve oturuyordu yanımdaysa o. Umut ve Merve karşımızda sarılarak otururken biz öylece mal gibi duruyorduk. Arkadaşını tanıtmayı düşünmüyor muydu? Merve'nin Umut'a, arkadaşını göstermesiyle olayı çakmıştı sonunda eniştemiz.
"Emir kardeşim, bu sevgilim Merve bu da onun arkadaşı Ahu." Emir'in bakışları önce Merve'ye sonra bana döndü. Ben de kısa bir süre ona inceleyip önüme geri döndüm. Sarı saçları ve mavi gözleriyle hoş duruyordu. Ama sarışın hiçbir zaman tercihim olmazdı kumral varken.
"Memnun oldum." Bizde.
"Hadi okey atalım." Merve'nin ortaya attığı fikir ile herkes kabul etmişti. Ben burada oynayacağımızı düşünmüştüm ama onlar kafenin alt kısmına doğru ilerlemişlerdi. Ben de el mecbur onları takip ettim.
Her yerde okey masaları vardı. Ben sanırım çok geri kalmıştım.Yine duvar kenarında bir masaya oturmuştuk. Çift çift oynayacaktık, ben Merve ile olmak istemiştim ama o benim yerime manitasını seçmişti. Bu yüzden ben ve Emir karşılıklı, Merve ve Umut karşılıklı oturmuştu.
Taşları dağıtma işi Umut'a düşmüştü. Bana verilen taşların hepsini ilk önce tek tek açtım. Çok fazla okey oynayan biri değildim sadece bildiğim kadarı ile dizmiştim.
Merve'nin 101 oynadığımızı bana sonradan söylemişti. Ortadaki sayıları topladım, toplam 24 ediyordu. İki tane 12 vardı bir tane daha olsaydı açabiliyordum. Eller değişiyordu ama sadece 30'a kadar çıkabilmiştim. Ortadaki taşlarda azalıyordu şimdiye kadar Umut ve Emir açmıştı. Ben ve Merve öylece bekliyorduk. Bacağımda hissettiğim dokunuş ile hızlıca karşıya baktım. Ağzını oynatarak hangi sayıya ihtiyacım olduğunu soruyordu. Gözleri dudaklarıma odaklanmıştı. Mavi 12ye ihtiyacım olduğunu söyleyince gözlerini bir kez kapatıp açtı.
"Eşimizin perine bakabiliyor muyuz ?" Umut'a dönerek sorduğu soru ile duraksadım. Eşim mi?
"Sen bakarsan ben de bakarım ?" Onu onaylayıp olduğu yerde ayağa kalkıp benim önüme uzandı perime yukarıdan bakıp inceledi. Oradan nasıl görebiliyordu? Eli ile taşları birbirine yapıştırdı. Bir anda ne olduğunu anlamadan bileğinden çıkarttığı taşı da oraya koymuştu. İşe yaramayan taşlardan bir tanesini de bileğine geri saklamıştı. Bunu o kadar kısa sürede yapmıştı ki biraz şok olmuştum. Böyle şeyler yapmak oyun kuralları dahilinde miydi?
Umut ve Merve hiçbir şeyin farkında değildi. Umut'ta Merve'ye yardımcı olduktan sonra tur yeniden devam etti sıra bana geldiğinde Merve'nin attığı taşı alıp onu da üçledim. Taşları masaya düzgünce dizdim, işlek taşları da yerlerine koydum. Böylece perimde sadece bir taş kalmıştı. Onu da yan tarafa atıp bitirdim.
Herkesin perindeki sayıları toplaması ile çok büyük gurur ile sıfır demiştim. Merve bir süre şaşkınca yüzüme bakmıştı. Emir'in elini uzatması ile mal gibi gözükmemek için karşılık verip yavaşça eline vurmuştum. Böyle bir süre oynamaya devam etmiştik. Sonuç olarak ben ve Emir ezici bir farkla yenmiştik.
"Siz iyi ikili oldunuz ha." Merve'nin bir anda söyledikleri ile bakışlarımı ona çevirdim. Bu bakışları tanıyordum. Ben ve Emir'i yakıştırmıştı.
"Haklı bizden de iyisiniz siz." Umut'ta sevgilisini onaylamıştı. İkisi kol kola olduğu için Merve, Umutun söylediğinden sonra koluna sırnaşmıştı.
Kafeden çıkalı on dakika anca olmuştu, biraz uzaklara gidiyorduk tanıdık görmemek için.
Umut ve Merve kol kola gidiyorlardı. Ben onların hemen yanındaydım Emir'de onların diğer tarafındaydı. Umut ve Merve'nin söylediklerinden sonra göz ucuyla ona baktım.
Karşıya odaklanmış yüzünde hafif bir sırıtma vardı. Sanki ona baktığımı hissetmiş gibi bakışlarını bana çevirdi, ondan önce davranıp saçımı düzeltiyormuş gibi yapmıştım. Saçımı düzelttikten sonra yeniden ona baktım. Beni yakalayamamıştı, ama ben onun bakışlarını yakalamıştım.
⭐️
