Yatakhanenin kapıları gıcırtıyla açıldığında, Eylül odanın karanlığına adım attı. On altı yaşında, koyu kahverengi saçlarıyla ve gözlerindeki ateşle hemen dikkat çeken bir genç kızdı. Kollarında, dışarıdan gelen soğuk rüzgârın etkisiyle titreyen bir palto vardı; ama içindeki öfke, onu sıcak tutuyordu. O, buraya zorla gönderilmişti ve bu yeni hayatın başlangıcında bir şeyden emindi: Özlem, onun en büyük düşmanıydı. Özlem, aynı yaştaydı ama onun dünyası tamamen farklıydı. Sarı saçları, parlayan yeşil gözleri ve sonsuz bir gülümsemeyle, etrafındaki herkesin dikkatini çekiyordu. O, sosyal medyanın kraliçesi, herkesin sevgilisi, Eylül’ün tam zıttıydı. İkisi de birbirlerinden nefret ediyorlardı; Eylül’ün Özlem’e karşı beslediği kin, sanki derin bir yara gibiydi. Ama hayat, ikisini aynı yatakhanede, aynı odada yaşamaya mecbur kıldı. İlk gün, Eylüllerinin soğuk bakışları ve Özlem’in umursamaz tavırları odanın havasını gerilim dolu bir arena haline getirmişti. Her an, birbirlerine sataşmak için fırsat kolluyorlardı. Birbirlerinin sırlarını ortaya çıkarmak, en küçük hatalarından yararlanmak için can atıyorlardı. Ama zamanla, bu nefretin altında yatan gerçek duygular su yüzüne çıkmaya başladı. Bir akşam, yatağının başucunda beliren bir not, Eylülü derinden sarstı. “Senin yüzünden buradayım. Ama bir gün, bunu sana ödetmek zorundayım.” Sadece bir kağıt parçasıydı ama içinde yılların nefreti saklıydı. Eylülü, intikam planları yapmaya zorladı. Ancak, her planında, Özlem’in gülümsemesi ve içindeki bir şeyin onunla daha fazla zaman geçirmesine engel olduğunu hissetti. Günler geçtikçe, iki genç kız arasındaki düşmanlık yavaş yavaş yerini karmaşık bir dostluğa bırakmaya başladı. Özlem, derinlerde bir yerlerde yalnız olduğunu hissettirerek Eylülü’nün kalbini çalmaya başlıyordu. Eylülü ise intikam almak isterken, Özlem’in gülümsemesiyle karışık hisler yaşamaya başlamıştı. İçindeki öfke ve tutku birbirine karıştıkça, ikisi de kendilerini beklenmedik bir durumun içinde buldular. Aşk mı, nefret mi, yoksa ikisinin birleşimi mi? Bir gün, Eylülü, Özlem’in gözyaşları arasında bir sır öğrendi: Onun da hayatı, dışarıdan gördüğü kadar mükemmel değildi. Özlem’in ailesindeki sorunlar, onun gülümsemesinin ardında saklıydı. Eylülü, bu sırra aşina olunca, içindeki nefretin yerini merhamet ve anlayış aldı. İkisi de birbirlerinin yaralarını sarmaya çalıştıkça, geçmişteki düşmanlıklarının nasıl olduğunu sorgulamaya başladılar. Ama intikam planları hâlâ Eylülü’nün aklında dolanıyordu. Özlem’e karşı hissettiği karmaşık duygular, onun için bir savaş alanıydı. Eylülü, bir yandan arkadaşlık kurmaya çalışırken, diğer yandan intikamını almak için bir yol bulmak zorundaydı. Bir gece, Eylülü, Özlem’in odasına gizlice girdi. Kalbinde hem dostluk hem de intikam arzusu ile doluydu. O an, ikisi arasında bir karar vermek zorunda kaldı: Nefret mi, aşk mı? İkisinin de ortasında, bir seçim yapması gerekiyordu. Göz göze geldiklerinde, Eylülü, nefreti bir kenara bırakmaya karar verdi. “Artık seni sevmek zorundayım,” dedi. Özlem’in gözleri parladı. O an, ikisi de geçmişin yükünden kurtulmuş ve yeni bir sayfa açmışlardı. Ama hayat, her zaman planlandığı gibi gitmezdi. Eylülü, geçmişteki intikam planlarını unutmuştu ama bir gün, eski bir dost ortaya çıktı ve her şeyin yeniden altüst olmasına neden olacaktı. Özlem’in sırları, Eylülü’nün kalbini yeniden test edecekti. Şimdi, ikisinin de aşkı ve dostluğu, geçmişin acılarıyla yüzleşmeye hazır mıydı?
Bölüm 1
Sevmek sevilmek midir?
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.