Güneyden gelen tatlı meltem tenimi okşayıp geçiyor. Hava çok rahatlatıcı, ılık ve güneşli. İşte bu yüzden baharı seviyorum, bu güzel hava ile beraber gelen çiçeklerin ve yeşilin güzel tonlarının arasında dolanmak kadar güzel bir şey yok. Elimde olsa tüm mevsim burada yatar kalkarım. Ancak babam üstüme çok titriyor, hasta olmamı istemez. Bu yüzden sadece eğitimimden arta kalan zamanda buraya geliyorum.
Yerden topladığım çeşit çeşit çiçeklerden taç yaptım. Bu çiçeklerin, en çok da karahindibanın kokusu hoşuma gidiyor. Sabah özenle giydiğim beyaz elbisemin cebine, topladığım papatyaları koyuyorum. Eve gittiğimde kaynatacağım.
Bu güzel bahar havasının tadını biraz daha çıkartmak istiyorum. Daha yarım saatim var, eve dönmek için. Sakince arkaya doğru bıraktım kendimi. Sırtım yumuşak ve yeşilin en güzel tonuna bürünmüş çimlerle buluştuğunda iç çektim. Gökyüzünün rengi çok güzeldi, dolaşan birkaç bulut ise onun beyaz süsüydü. Huzurlu ama yalnız hisler doldu içime, her zamanki gibi. Huzurlu ama yalnız... Ben yalnız bir kızım. Ne bir sevgilim ne de bir arkadaşım var. Annemi tanımadım, babam buranın derebeyi. Her zaman babamla beraber konuşur, dertleşir, eğlenirim. Fakat bir aydır eve pek uğramıyor. Eve devamlı gelen bir tek kuralcı eğitmenlerim var. Onları seviyorum, onlar sayesinde birçok şeyi öğrendim. Okuma yazma biliyorum, enstrüman çalabiliyorum, resim yapabiliyorum... Hatta babam istediğimi yapabilmem için bana bir kütüphane yaptırdı. Oturduğumuz ev çok büyük, bu yüzden rahatça dilediğim gibi kullanabiliyorum. Bunlar çok güzel... Ancak bir arkadaşın nasıl hissettirdiğini merak ederim. Diğer kişilerle nasıl konuşmam gerektiğini ya da nasıl onlarla arkadaş olunduğunu bilmiyorum. Babam, geçen sene 18 yaşımı doldurduğumda eğer bir erkekle evlenmek istersem o kişinin beni koruyup kollayabilmesi gerektiğini söyler. Beni güvenebileceği kişiye emanet etmek istiyor. Fakat ben kimseyle konuşmuyorum ki! Birçok kitap okudum aşk hakkında. Bir erkek ve bir kadının ilişkisi havalı gözüküyor, romantik ve güzel hisler uyandırıyor insanda. Ancak ben kendimi bir erkeğin yanında hayal ettiğimde pek bir şey hissedemiyorum. Bu beni ömrüm boyunca aşk gibi bir duygudan uzak kalacağım düşüncesiyle üzüyor. Lakin ben ümitliyim, daha önce bir erkekle konuşmadım ya da el ele tutuşmadım. Belki de bu yüzdendir diye düşünüyorum.
Ben tatlı tatlı düşüncelerimde dolanırken dönüş vaktim geldi. Edebiyat eğitimi saatim geldi. Neyse ki evim çok yakın ve daha 10 dakikam var. Yavaşça ilerleyebilirim. Etrafıma bakarak yürümeye başladım. Elbisemdeki yeşil lekelere bakıp gülümsedim. Eve vardığımda değiştirmem gerekli. Bakışlarımı etrafıma çevirdim. Birisi daha var... Fakat buralara kimseler gelmez ki! İlgiyle kırlarda dolaşan uzaktaki kişiye baktım. Anladığım kadarıyla eski elbise giymiş bir kızdı. Yolumuz birleşiyordu, metreler ötedeki kız artık daha net duruyordu. Yaklaşık aynı yaşlarda gibi duruyorduk. Biraz daha yaklaşıp yanımdan geçtiğinde gözleri dikkatimi çekmişti. Anlatmam gerekirse, mavinin en güzel tonlarındandı. Gökyüzünü andırıyordu, izlemeye hayran olduğum bu gökyüzünün bir parçasına sahipti sanki gözleri. Eski elbisesine tezat bakımlı kıvırcık ve kısa saçları, gözleriyle sıradışı bir uyum içerisindeydi. Bu kadar güzel bir kızı ilk defa gördüm. Benim üstümdeki elbise yeniydi, tenim beyazdı, gözlerim kahveydi, saçlarım kumraldı... Ama onun kirli gözüken çilli ve esmer teni, giyilmekten yıpranmış elbisesine rağmen bana güzel gelmişti. Hissettiğim hafif kıskançlık ve şaşkınlıkla gülümsedim. Yolumda keyifle yürürken bu kırların sadece bana ait olmadığı gerçeğiyle sevindim. Yalnız olmadığımı hissederek...
