Sonbahar rüzgârı okulun geniş bahçesindeki kurumuş yaprakları savururken, İrem çantasının askılarını biraz daha sıkı kavradı. Açık lise sınavlarının ardından, uzun zamandır hayalini kurduğu bu yeni ortamın kapısından içeri adım atmak hem heyecan verici hem de ürkütücüydü. Koridorlar, fısıltıyla konuşan ve öbek öbek toplanmış öğrencilerle doluydu. İrem, adımlarını hızlandırıp sınıfını aramaya koyuldu.
Tam köşeyi dönerken, bir anlık dikkatsizlikle sert bir şeye çarptı. Elindeki defterler büyük bir gürültüyle yere saçıldı.
"Önüne baksana biraz! Kör müsün?"
Duyduğu sert ve alaycı sesle başını kaldırdı İrem. Karşısında, okulun herkes tarafından çekinilen ismi Burak duruyordu. Sırtını duvara yaslamış, kollarını göğsünde birleştirmiş, gözlerinde küçümser bir ifadeyle ona bakıyordu.
"Asıl sen yolun ortasında dikilmeyi bıraksan fena olmaz," dedi İrem, sesinin titrememesine özen göstererek. Yere dökülen defterlerini toplamak için eğildi.
Burak şaşırmıştı. Genelde okulda kimse ona bu tonda cevap vermeye cesaret edemezdi. Yüzünde beliren alaycı gülümsemeyle yere eğilip İrem’in uzanmak üzere olduğu defteri ondan önce kapıverdi.
"Yeni kız bayağı cesur çıktı," dedi defteri parmaklarının arasında sallayarak. "Ama burada kuralları sen koymuyorsun."
"Defterimi geri ver!" İrem öfkeyle ayağa kalktı. Burak’ın bu kibirli tavrı, daha ilk dakikadan ondan nefret etmesine yetmişti. Defteri hızla Burak’ın elinden çekip aldı ve tek bir söz bile söylemeden arkasını dönüp sınıfa doğru yürüdü.
Burak ise arkasından bakakalmıştı. Yüzündeki sırıtış kaybolmuş, yerini garip bir merak hissine bırakmıştı.
İlerleyen haftalarda bu gerilim hiç azalmadı. Burak, okulun zorbası olmanın verdiği alışkanlıkla her fırsatta İrem’le uğraşıyor, derslerde sataşıyor, kantin sırasında yolunu kesiyordu. İrem ise ona asla boyun eğmiyor, her defasında aynı sertlikle karşılık veriyordu. İkisi de birbirinden ölesiye nefret ettiğine emindi. Ya da öyle sanıyorlardı.
Her şeyi değiştiren an, yağmurlu bir ekim öğleden sonrasında yaşandı. Okul çıkışı kütüphanede fazla kalan İrem, fırtına yüzünden okulun bahçesinde mahsur kalmıştı. Şemsiyesini evde unuttuğu için çaresizce merdivenlerin altında yağmurun dinmesini bekliyordu.
O sırada bahçeden geçen Burak, çatı katının altındaki büzülmüş silueti fark etti. Yanına kadar yürüyüp cebinden çıkardığı yedek şemsiyeyi hiçbir şey söylemeden İrem’e doğru uzattı.
İrem şaşkınlıkla şemsiyeye, sonra da Burak’ın gözlerine baktı. "İstemez, senden bir şey almam."
Burak derin bir nefes alıp şemsiyeyi İrem’in eline tutuşturdu. "Gurur yapmayı bırak da al işte. Hastalanmanı istemiyorum."
Sesi ilk defa o alaycı ve sert tonda değildi. Aksine, oldukça yumuşak ve samimiydi. İrem, Burak’ın gözlerinde ilk kez o koruyucu ve içten bakışı gördü. O an, arkasında duran sert duvarların aslında sadece bir maske olduğunu anladı.
O günden sonra aralarındaki çekişme, yerini bakışmalara ve kaçamak tebessümlere bıraktı. Nefretle başlayan her atışma, zamanla birbirlerini anlama çabasına dönüştü. Burak, İrem’in yanında kimseye göstermediği o ince ve merhametli tarafını ortaya çıkarırken; İrem de Burak’ın varlığında kendini hiç olmadığı kadar güvende hissettiğini fark etti. Nefretin yangını sönmüş, yerini sessiz ama güçlü bir aşka bırakmıştı.