2000 / Burdur
Derler ki diyarın birinde bir sevda yatarmış gizlice. Bir kelebeğin kanadında gecenin ayazında. Usul usul yayılırmış sokaklara, kervan geçmez yollara. Destan olurmuş dillere, küçük çocuklara masal olurmuş. Olurmuş da yüreğin birine konamazmış. İçeri girmek için çırpınır, can çekişirmiş. Çünkü biliyormuş. O yüreğe giremezse yok olur gidermiş.
Destanlara yuvaydı Seyribağ. Sokaklarında gizli kalmış hikâyelerle doluydu. İmkânsızlar mümkün kılınırdı. En güzel sevdaların dostuydu Seyribağ, âşıkların yoldaşıydı. Burada hüzün de neşe de birdi.
Büyüleyiciydi Seyribağ. Burada bir gül solarsa, bin papatya açardı.
Umut ölmezdi, filiz gibi yeşerirdi.
Seyribağ'da bahar ayıydı. Güneş en tepede salınırken en güzel çiçekleri görücüye çıkartıyordu. Ağaçlarda açan çiçeklerin misk kokusu rüzgarda dolaşıp köyün dört bir yanına savruluyordu. Küçük çocuklar sokaklarda koşturup gönüllerince oyunlar oynuyorlardı. Teyzeler kapılara dökülmüş gelen geçene bakıyor, kendi aralarında yine birilerini çekiştiriyorlardı. Genç kızlar kıkırdayarak dolaşıyor, oğlanları peşlerine takıyordu. Bahar tam anlamıyla gelmişti. Seyribağ'da her şey aynıydı. Tek bir şey hariç.
"Doğan abi mahpustan çıkmış!"
Çocukların gür seslerinden dökülenler adım seslerine karışıp sokaklarda yankılandı. Çocuklar şen sesleriyle sokakları arşınladılar.
"Duyduk duymadık demeyin. Af çıkmış, af! Doğan abi mahpustan çıkmış, köye geliyormuş!"
Duymayan kalmamıştı elbet. Bir kişi hariç... Aklı bir karış havada olan genç kız sevdiğinden gelen mektuba öylesine kaptırmıştı ki kendisini çıkarana aşk olsun. Hepi topu birkaç kelimeydi yazılanlar, ona göreyse dize dize şiirdi.
Her zamanki yerimizde seni bekliyorum.
Genç kız penceresinin altında bulduğu kâğıdı göğsüne bastırdı. O kâğıtta sevdiğin sevdası vardı. Düşünmeden katlayıp göğsüne sıkıştırdı.
"Ana!" Penceresinin önünden kalkıp duvarda asılı aynanın önüne geçti. Saçlarına çeki düzen verip aptallığına gülümsedi. Odasından çıktıktan sonra bir kez daha bağırdı anasına. "Ben kızların yanına gidiyorum. Duydun mu beni?"
"Duydum, duydum!" Anasının sesi diğer odadan öfkeli bir şekilde duyulmuştu. Genç kız aldırış bile etmedi. "Anca gez zaten. Hiç anana yardım etme."
"Gelince yaparım." Dedi ayakkabılarını giyerken. "Haydi, ben kaçtım."
"Kaç sen kaç, elbet bir yakalayan bulur seni."
Genç kız anasının fısıltıyla söylediklerini duymamıştı elbette. Yüzünde gülümsemesi, yüreğinde heyecanıyla sokakları arşınlamaya koyulmuştu. Adımlarını hızla atıyordu ki sevdiğine bir an önce yetişebilsin. O zaman onunla daha çok vakit geçirebilirdi. Fakat unuttuğu bir şey vardı, acele işe şeytan karışırdı. Eh karışmıştı ta... Köşeyi döndüğü sırada birine çarpmıştı. Genç kız çarpılmanın etkisiyle geriye doğru savruluyordu ki omuzlarını tutan iki iri el onu olduğu yere sabitledi.
Sersemliği kafasından attıktan sonra onu tutan ellerin sahibine baktı genç kız. Karşısındaki adamı görür görmez şaşkınlıkla araladı gözlerini.
"Doğan abi?"
Karşısında köyün delikanlılarından biri duruyordu. Doğan sessiz bir adamdı, efendiliği onun yerine konuşurdu. Adaletliydi, mertti. Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmazdı. Aksine onun izinden gitmek isteyenler kapısını arşınlardı. Yiğitliği küçük çocukların dilindeydi, ben büyüyünce Doğan abi gibi olacağım derdi çocuklar. Beş vakit namazını bile kılardı da kimse ardından bir şey diyemezdi.
"Esma."
"Sen ne zaman çıktın mahpustan?" diye sordu genç kız. Sorduğu gibi pişman oldu. Ayıp etmişti ama karşısındaki adam bunu aldırmıyor gibiydi.
"Bugün çıktım." Demişti.
Elinde ki bavuldan anlaşılıyordu zaten.
Doğan üç sene evvel mahallesinde kötülüğüyle nam salan bir adamın hamile karısını sokak ortasında dövdüğüne şahit olmuştu. Şahit olmakla kalmayıp adamla kavgaya tutuşunca adamın belinden çıkardığı silahla adamı öldürmüştü. Kaza kurşunu Doğan'ın üç yılına mal olmuştu. Kadın şikâyetçi olmasa bile adamın ailesi şikâyetçi olmuştu ve o da doğrudan cezaevine gönderilmişti.
"Çok geçmiş olsun Doğan abi." Dedi, genç kız gülümseyerek. "Desene Medine teyzenin bayram günü bugün. En sevdiğin yemekleri yapmıştır bile."
"Yapmıştır." Demişti tebessüm ederek.
Esma, Doğan'ın gülümsediğini nadir görürdü. Yaşıtları gibi kahvelerde oturup okey oynarken kahkaha atmazdı. O sadece tebessüm ederdi.
Doğan köyün en yakışıklı adamlarından biriydi. Çatık kara kaş, şekilli burun, ince dudaklar, keskin çene hattı, sinek kaydı tıraşı... Tüm genç kızların evlenmeden önce gizli sevdasıydı Doğan. Uzun boyuyla dik omuzlarıyla tam bir babayiğitti. Esma adamın simsiyah saçlarına, açık kahveden yeşile çalan gözlerine baktı. Çok yakışıklı diye düşündü içinden. Zaman ondan bir şey götürmemişti.
Doğan çok yakışıklı olabilirdi belki ama Esma'nın Selim'i bir başkaydı. Kirli sarı saçları, ela gözleri. Azıcık sakalları bile vardı. Selim köseydi ama sakal bırakmaya çalışması Esma'yı hep güldürürdü. Boşuna gönül vermemişti ona.
"Nasılsın Esma?"
Genç kız aklındakilerden hızlı kurtularak karşısındaki adama baktı. "İyiyim Doğan abi. Her şey aynı burada. Sen nasılsın?"
"İyi Allah'a şükür." Kızın aklının başka bir yerde olduğunu anlamıştı adam. "Sen bir yere mi gidiyordun?" diye sordu.
"Kızlarla buluşacaktık. Beni bekliyorlar." Diyerek anasına söylediği yalanı ona da söyledi Esma.
"Tutmayım ben seni o vakit."
"Görüşürüz Doğan abi."
Esma yoluna devam etti, arkasında onu izleyen adamı fark etmeden.
Esma Selim'i küçüklüğünden beri bilir tanırdı. Genç kızken üzerindeki bakışlarını fark etmesi zaman almamıştı. Bir sabah vakti bulmuştu penceresinin kenarına iliştirilen mektubu. Ondan kelli de bir hülyaya dalıp gitmişti. Mektuplar çoğalırken Esma'nın gönlündeki sevda büyümüş, taşmıştı.
,Selim mektuplarında Esma'ya olan sevdasından bahsederken Esma o mektupları okuyabilmek için geceden uyuyamaz ertesi sabah da anacığından azarı işitirdi.
Esma'nın Selim'e olan sevdası gece gibiydi. Parlak yıldızlar da heyecanını taşırdı.
Düşüne düşüne varmıştı sevdasının yanına. Burası köyden az uzakta, ağaçlık bir tepeydi. Evvelden beri de burası âşıkların mesken yeriydi.
Esma utana sıkıla, biraz da heyecanla attı adımlarını. Selim bir ağaca yaslanmış onu bekliyordu. Geldiğini görünce doğrulmuş ve ona doğru yürümüştü.
"Nerede kaldın be güzelim? Ağaç olduk burada."
Selim ellerini tutmak için uzandı ama Esma çekinerek geriye kaçtı. Selim bunu hep yapardı, sevdiğinin elini tutmak için yanıp tutuşurdu ama Esma evlenmelerini beklemek isterdi. Evlendiği adamın elini tutmak istiyordu.
"Doğan abi çıktı önüme, onunla biraz konuştuk. O yüzden geç kaldım. Çok beklettim mi seni?"
Selim gülümsedi. "Yeni gelmiştim." Dedi kızın pişman olmuş ifadesine karşılık. "Doğan abi mahpustan çıkmış mı?"
Esma başını salladı. Onun yanındayken dili lal olurdu. Utanır kaldırdı.
"Niye çağırdın beni buraya?" diye sordu başını kaldırarak.
"Yüzüne göreyim diye."
"Gördün işte, ben gidiyorum." Dedi, hafif kırılmış bir ifadeyle. Selim onu durdurmak için dirseğinden yakaladı.
"Dur be kızım, nereye gidiyorsun? Daha yeni geldin."
Esma öfkelendi. Böyle herkesten gizli gizli buluşmalarından sıkılmıştı artık. Sevdiği adamla dünya evine girip mutlu olmak istiyordu. Hem bu buluşmalar da bir yere varmıyordu. Selim onu buraya çağırıyor, birbirine bakıp duruyorlardı. Hiçbir şey olmuyordu.
"Ne zaman istemeye geleceksin beni Selim? Kaçır diyorum olmaz diyorsun, yakında görücülerim çıkarsa görürsün o zaman!"
"Başlarım şimdi... Kimmiş o görücüler?"
"Bilmem artık." Dedi Esma cilveyle. Kıskanması hoşuna gitmişti elbet.
"Kızım elim sıkışık biliyorsun. Şu yazı bir atlatalım gelip konuşacağım babanla. Herkese bu kız benim diyeceğim. Gör bak o zaman kim yanaşıyormuş yamacına. Düğünü bir dahaki yaza hallettik mi bitti gitti."
Selim'in ailesi zengin değildi. Babası kahvehane işletiyordu ve Selim de onun yanında çalışıyordu.
Esma ne zaman evlenme konusunu açsa Selim hep aynı şeyleri söylerdi. Elinin dar olduğunu, bollaşınca gelip babasıyla konuşacağını, evlenip mutlu olacaklarını söylerdi. Bunlar Esma'nın en güzel hayalleriydi fakat bir hayal olarak kalması onu çok üzüyordu. Yine de Selim'in sözlerine bir kez daha inandı.
"Kandırmıyorsun beni değil mi?"
"Kuran çarpsın kızım. İnanmıyor musun bana?"
"İnanıyorum." Dedi utanarak. İnanıyordu, en çok da ona. "Ben gideyim artık."
"Akşam düğüne gelecek misin?"
Başını salladı Esma. "Kızlarla geleceğiz." Dedi.
"Orada görürüm seni o zaman." Dedi Selim. Esma'yı bir kez daha utandırdı.
Genç kız yüreğinde heyecan ve huşuyla sevdiğinin yanından ayrıldı. Selim'i çok seviyor ve inanıyordu. Fakat bir yandan da korkuyordu işte. Yaşı yirmiyi geçmişti. Daha önce gelen iki görücüyü zor yollamıştı evden. Anasına uyduracağı yalan kalmamıştı, babası kızının iyi bir evlilik yapmasını dört gözle bekliyordu. Onları daha nasıl bekleteceğini bilmiyordu. Selim'in sevdası yüreğinde olduğu sürece bulurdu bir çaresini. Rabbi onu yarı yolda bırakmazdı.
Esma yürüye yürüye arkadaşı Zahide'nin evine gelmişti. Beş arkadaşlardı. Hepsi de çocukluğundan beri tanırdı birbirini, kardeş gibi büyümüşlerdi. Esma hiçbirini ayırmazdı ama Gülşah'ı bir farklı severdi. Gülşah onun hem komşusu hem sırdaşıydı. Selim'i bile ilk ona söylemişti. İyi gününde değil zorunda yanında olurdu. En yakın arkadaşıydı onun.
Zahidelerin bahçesinden içeri girdiğinde kızları bir arada toplanmış gördü. Yine kanaviçe yapıp dedikodu ediyorlardı.
"Geliyor bizim güllü." Dedi Sibel. Aralarında en neşelileri oydu.
Arkadaşlarıyla alay etmeden asla geri durmazdı ama en çok da o severdi arkadaşlarını. Onlar için her şeyi yapardı. "Nasıl geçti kız, anlat çabuk."
"Ne dedi kız abim, çatlatmasana." Bu konuşan Selim'in kız kardeşiydi. Sanem, en masum olanlarıydı. Aralarında yaşı küçük olan da oydu.
Esma salına salına arkadaşlarının yanına oturdu. Gülşah gülümsedi. "Anlaşıldı, bir şeyler olmuş." Dedi, kızı omuzuyla dürterek.
"Yaz geçsin babanla konuşacağım dedi."
"Kusura bakma da nah konuşur." Dedi Sibel. Elindeki iğne ipliği kenara bırakarak arkadaşına baktı. "Bu zamana kadar konuşmamış da şimdi mi konuşacakmış."
"Niye öyle dedin kız Sibel? Abimi ezdirmem ha."
"Aman abin batsın." Dedi omuz silkerek. "Benim gül gibi bacımı oyalamaya utanmıyor mu acaba?"
"Ne oyalaması kız?" Esma kaşlarını çatarak arkadaşına baktı. Kalbi sıkışmıştı adeta.
"Bu kaçıncı oldu babanla konuşacağım demesi? Siz evlenene kadar Deli Bekir kendine bir kız bulur, evlenir de çoluk çocuğa karışır haberin olsun. Aç gözünü güzel bacım, aç."
"Vallahi Sibel haklı." Dedi Gülşah yandan Esma'ya bakarak. Esma en çok ona şaşırmıştı. Gülşah da mı öyle düşünüyordu?
"Sen ne diyorsun Zahide?" diye sordu Esma, ondan destek almak ister gibi, son dalına tutundu.
Zahide içlerinde en sessiz olanıydı. Onun zarifliği güzelliğinden, sessizliğinden gelirdi. Seyribağ'ın en güzel kızıydı o, güzelliği nam salmıştı. Ta civar köylerden gelirdi görücüler, Zahide kimseye dönüp bakmazdı bile. Gönlünün dolu mu boş mu olduğunu kimse bilemezdi.
Zahide elindeki işini bırakıp başını kaldırarak arkadaşına döndü. "Sibel haklı gibi." Dedi, arkadaşını kırmamak için devam etti. "Yine de onu da anlamak lazım. Elim darda diyorsa öyledir, bollaşınca gelir ister seni."
"Hay sen çok yaşa Zahide, emi." Dedi Sanem. "Abim geçen gün anama evlenmekten bahsettiydi. Seni oyalıyorsa ne diye anama öyle desin ki, değil mi?"
"Ben bilmem." Dedi Sibel. O da Zahide'nin lafına giderdi.
Kızlar sessizleşti, ellerinde uğraşlarını yapmaya geri döndüler. Fakat Esma'nın yüreği sıkılmıştı bir kere. Selim onu oyalıyor muydu yoksa? Sevdiği adama güveniyordu, o öyle bir şey yapmazdı. Yine de yanındaki Gülşah'a döndü ve bakışlarıyla sordu. O yalan söylemezdi. Neyse onu söylerdi ve şimdi de aynısı yapıyordu. Bakışlarıyla bilmediğini söylüyordu.
Esma inanmıyordu. Selim'in ona olan sevgisine güveniyordu ve Selim onu yarı yolda bırakacak bir adam değildi. Hem bunu neden yapsındı ki, bir kere olsun elini bile tutmamıştı. Hevesini alacak olsaydı yıllar evvel yapardı.
"Neyse siz onu boş verin de, Doğan abi çıkmış mahpustan. Çocuklar bağırıyorlardı az önce." Dedi Sibel.
Esma onaylar gibi mırıltı çıkardı. "Gelirken gördüm ben de."
"Af çıkmış diyorlar." Dedi Sanem de. Çocukların bağırtılarını o da duymuştu. "Medine teyze bayram ediyor kesin."
"Kurtulmuş sonunda." Dedi Zahide. Az ve öz konuştuğundan hepsi ona döndü. "Bile bile başı yandı, üç yıl hapiste yattı. Kolay mı?"
"O da adam öldürmeseymiş canım," Gülşah omuzlarını silkti. "Bize ne?"
Düşündü Esma. Doğan'ı küçüklüğünden beri bilir tanırdı. Kimseye bir kötülüğü olmamış, bir karıncayı bile incitmemişti. Bazen onu sokak kedilerini beslerken görürdü, bazen de namaz için camiye giderken... Doğan iyi bir adamdı. Zaten iyiliği yüzünden başına gelmişti ne geldiyse. Esma Gülşah gibi düşünmüyordu. Doğan'ın mahpustan çıkmasına sevinmişti.
"Haydi kalkalım kızlar. Neriman'ın yanına gidelim, bakalım bir eksik gedik var mı? Ayıp olmasın şimdi." Dedi Sibel. Kızlar da kanaviçelerini bırakıp ayaklandılar ve yola çıktılar.
Akşam köyde Neriman'ın düğünü vardı. Burada düğünler bir farklı olurdu. Genç kızlar, oğlanlar düğün sahibine her işinde yardım eder, yanında olurdu. Dört bir elden çabucak bitirirlerdi hazırlıkları. Akşam da çalgıyla çengiyle oynar yorgunluklarını atarlardı.
Esma akşama kadar düğün evinde kalıp arkadaşlarıyla beraber hazırlıklara yardım etmişti. Eve dönüp giyindikten sonra da anası babası ile tekrardan düğün evine gitmişti.
"Ben kızların yanına gidiyorum." Dedi Esma. Anası kadınların yanına babası da erkeklerin tarafına gidip oturmuştu.
Esma yüzünde gülleriyle arkadaşlarının yanına gitti, Gülşah'ın yanındaki boş sandalyeye oturdu. Sibel diğer tarafında oturuyordu. Dirseğiyle onu dürttü. "Bu ne süs kız, Allah nazarlardan korusun."
"Âmin." Dedi Esma gülerek.
Düğüne gelmeden önce sandıktan anacığının onun için diktiği mavi fistanını giymiş, açık kahve saçlarını tarayıp salık bırakmıştı. Yeşil gözlerine karaları çekmiş yanaklarına da allık sürmüştü. Çıkmadan önce aynadan kendine bir bakmıştı da pek bir güzel olmuştu. Artık gerisini Selim düşünsündü.
Bakışları onu aradı. Köyün diğer delikanlıların yanında bulmuştu onu. Arkadaşlarıyla konuşuyor gülüşüyordu. Israrla ona baktı ama o başını çevirip göz ucuyla bile bakmamıştı. Geldiğini görmemiş olsa gerekti. Yine de üzülmüştü.
Arkadaşına döndü Esma. "Sessizsin." Dedi kulağına eğilerek.
Gülşah omuzlarını silkerek cevap vermişti. "Keyfim yok pek."
Esma biricik arkadaşının koluna girerek ona sarıldı, başını omuzuna yasladı. O an bir çift gözle buluştu yeşilleri. Doğan uzaktan ona bakıyordu. Gülümsedi Esma, sonra da bakışlarını çekti. Hissettiği şey neydi bilmiyordu ama bir kez daha dönüp baktığında o bir çift gözü olduğu yerde beklerken buldu.
Bu sefer hızla kaçırdı gözlerini. Başka bir şey düşündü. Selim'i düşündü. Tekrardan onu buldu gözleri. Bu sefer bakıyordu işte. Narin bir gülümseme sundu sevdiğine. O da arsız bakışlarıyla izliyordu onu.
Neriman'ın annesi kızları oyuna kaldırıyordu. Sibel de arkadaşlarının kolundan tutup kaldırdı hepsini. Gülşah durmuştu yerinde sadece. Esma'nın ısrarlarına bile cevap vermemişti.
Esma arkadaşının bir derdi olduğunu anlamıştı anlamasına da yarın ona sorarım diye üzerinde durmamıştı. Düğüne gelmişlerdi, o da oynamak istiyordu. Arkadaşlarıyla düşman çatlatır gibi oyun oynamıştı. Hele de Selim'in onu izlediğini bildiğinden daha bir cilveyle kıvırmıştı. Kaçamak bakışlarıyla da kontrol etmişti bakıp bakmadığını. Oyun bittiğinde evin arkasını işaret etmiş ve ayaklanmıştı.
Korktu Esma. Bu kadar insanın içinde ne demeye çağırmıştı onu? Yürek mi yemişti? Esma hayatta gidemezdi yanına, hem de anası babası buradayken.
"Ben kalkayım artık." Dedi Gülşah. Esma'nın odağı ona döndü. "Başım da ağrıyor, yarın görüşürüz kızlar."
"Yarın gelirim yanına, dikkat et." Dedi Esma. Diğer kızlar da iyi akşamlar dilemiş arkadaşlarını göndermişlerdi.
Esma hala huzursuzdu. Onun bu hali Sibel'in gözlerinden kaçmamıştı tabii.
"Ne oldu kız? Yüzün kireç gibi oldu birden?" Zahide de fark etmişti. Cevap bekleyen gözlerle ona bakıyorlardı.
"Selim beni arkaya çağırdı. Anamlar da burada, korkuyorum gitmeye."
"Gitme o zaman." Dedi Sibel.
"Git kız, niye gitmiyorsun? Kötü bir şey yapacak adam mı benim abim?"
"Doğru." Deyiverdi Esma. Zahide'den de cevap bekledi.
"Sen bilirsin Esma." Demişti o da.
Bilirdi ama bilemiyordu işte. Anası babası buradaydı, gören olurda kulaklarına giderse diye korkuyordu. Diğer yandan da Selim'in onu niye çağırdığını deli gibi merak ediyordu. Sabahtan beri de özlemişti onu. Gitse ne olurdu ki? Hem her yer karanlıktı, biri onları görse bile tanıyamazdı herhalde.
"Ben gideceğim galiba, o tarafa doğru gelen olursa haber edin ha." Dedi yerinden kalkarken. Heyecandan kalbi yerinden fırlayacakmış gibi hissediyordu. Kızlarla vedalaştıktan sonra karanlığa doğru yürüdü.
Attığı her adımda göğsü yerinden çıktı, heyecanı havaya karışıp onu üşüttü. Kollarını birbirine sarıp hızlandırdı adımlarını. Evin arkasında bir ahır vardı. Selim orada olmalı diye düşündü içinden. Yaklaştıkça bir hoş oluyordu içi. Ona olan özlemiyle yanıp tutuşuyordu.
Ahırın aralık kapısından içeriye adımını attığında ufak ufak nidalar doluştu kulağına. Ne olduğunu anlamaya çalışamadan onları görmüştü. Bir kadına uygusuz bir vaziyette sarılmış olan sevdiği adamı... Geldiğini fark edince öylece donup kalmıştı. Yüzünü kadının boynundan kaldırarak geriye çekilmişti. İşte o sıra kadın arasını dönmüş ve yüzünü göstermişti.
"Gülşah."
Esma kalbinin parçalanma sesinin kulaklarında yankılandığı duymuştu. Her bir zerresi acıyla haykırıyordu. İhanet bedenine ağır gelmişti.
Bölüm Sonu!
Bölüm, karakterler ve kurgu hakkındaki yorumlarınızı buraya alabilirim. Sohbet etmiş oluruz.
Satır aralarına yorumlarını bırakmayı ve oylarınızı kullanmayı unutmayın lütfen. Yeni bölümde görüşmek üzere.
