Salı günüydü. Gökyüzü sanki benim için yas tutuyor, gri bulutlar üzerimize ağır bir yorgan gibi seriliyordu. Etrafımdaki kalabalığın uğultusu uzak bir uğultudan ibaretti. Gözlerim, uykusuzluktan ve dinmek bilmeyen gözyaşlarından kan çanağına dönmüştü; bakışlarımı zemindeki çatlaklardan ayıramıyordum. Ecrin, Melis ve Sude yanımdaydı. Sesleri birer fısıltı gibi kulağıma çalınıyor, beni sükunete davet ediyorlardı. Fakat içimdeki fırtına dinmek bilmezken nasıl sakin kalabilirdim?
O gitmişti. Hayatım boyunca özlemini çektiğim, bir kez olsun "baba" diyebilmek için dualar ettiğim adam, tam da ona kavuştuğum gün ellerimin arasından kayıp gitmişti. Kader, benimle en acı oyununu oynamıştı; onu bulduğum ve geleceğe dair hayaller kurmaya başladığım o an, ayrılık saati gelip çatmıştı. Salı günleri bir karabasan gibi çökmüştü hayatıma. Her hafta aynı gün ya bir sevdiğimi kaybediyor ya da kötü bir haberle sarsılıyordum. Bu uğursuz döngü beni artık nefessiz bırakıyordu.
Çevredeki komşuların acıyan bakışlarını üzerimde hissediyor ama başımı kaldıracak gücü kendimde bulamıyordum. Utanç, kederden daha ağır basıyordu o an. Bir el omuzuma dokundu, bir başsağlığı fısıltısı havada asılı kaldı. Bilmiyorlardı ki... Ben birini kaybetmemiştim. Ben, henüz bulduğum bir hayali yitirmiştim.
Zihnim beni alıp o tozlu, eski bir hatıraya götürdü. Üç yaşındaydım. Doğum günümdü. Babamla olan, zihnime mühürlediğim o tek ve biricik anı...
23 Mayıs 1998, Cumartesi
Mutfaktan gelen o şekerli koku hala burnumdaydı. Heyecanla babamın eteğine yapışmış, çocuksu bir merakla sormuştum:
"Baba, çikolatalı aldın değil mi pastayı?"
Babam, yorgun ama şefkat dolu gözlerle bana baktı. Bu saate rağmen bir pasta bulmuş olmanın gururuyla gülümsedi. "Evet güzel kızım," dedi sesi kadife gibi yumuşaktı. "Sen çikolatalı seviyorsun diye, her yeri dolaştım ve o en güzel pastayı buldum."
"Canım babam benim!" diyerek boynuna atıldım. O an dünyanın en mutlu çocuğuydum. Mumlar yakıldı, titrek ışıklar odayı aydınlattı. "Hadi bakalım, tut dileğini ve üfle," dediğinde gözlerimi sımsıkı kapattım. Tek bir dileğim vardı: Hep böyle kalmak. Pastayı üflediğimde babamın yüzündeki o eşsiz gülümseme, zihnimdeki tek fotoğraf karesi olarak kaldı.
Sonra o kaçınılmaz soruyu sordum: "Baba, annem ne zaman gelecek?"
Babamın yüzündeki gülümseme bir an için donar gibi oldu ama sesindeki sükuneti bozmadı. "Gelecek babacığım, işleri var biraz. İşlerini bitirir bitirmez yanında olacak."
"Ama hiç gelmiyor," diye direttim.
"Gelecek... O da seni çok özlemiş ama dediğim gibi, işleri varmış kızım."
Uykunun tatlı ağırlığı üzerime çökerken babam beni yatağıma yatırdı. En sevdiğim mavi-beyaz ayıcığıma sıkıca sarıldım. Tam bilincim kapanmak üzereyken telefonun keskin sesi sessizliği böldü. Babam telefonu açtı ama tek kelime etmedi. Odada yankılanan, karşı taraftaki bir kadının hiddetli ve şiddetli sesiydi. Öfke, telefonun ahizesinden taşıyıp odayı soğutuyordu. Babam telefonu kapattığında sesi artık şefkatli değil, derin bir keder ve sinirle titriyordu.
"Kızım!" dedi. Gözlerimi açtığımda onu çantamı hazırlarken gördüm. Telaşla kıyafetlerimi dolduruyordu. "Ne oldu baba, nereye gidiyoruz?" diye sordum, kalbim küt küt atıyordu. Cevap vermedi. Sadece çantamı topladı ve yanıma gelip boyuna indi. Elleri ellerimi tuttu.
"Gitme zamanı geldi kızım," dedi. Sesi bir veda gibiydi. "Sen çok güçlüsün ve ben seni çok seviyorum, bunu sakın unutma olur mu?"
Kafamı salladım. İçimden defalarca "Ben de seni çok seviyorum baba" dedim ama kelimeler boğazıma düğümlendi, dışarı çıkamadı. Babam bir an duraksadı, sanki bir karardan vazgeçer gibi beni tekrar yatağa yatırdı, üstümü örttü ve çantamı bir kenara bıraktı. O gece uyuduğumda, bunun son görüşümüz olduğunu bilmiyordum.
Sabah uyandığımda evde sadece sessizlik vardı. "Baba!" diye bağırdım, odaları gezdim. Ama her yer boştu. Korku damarlarımda akarken geceye kadar pencerenin önünde bekledim. Gelmedi. Sonunda çaresizce komşumuz Emine teyzenin kapısını çaldım. Kapıyı açtığında gözlerindeki o şaşkınlık ve acıma dolu ifadeyi asla unutmadım: "Neden teksin sen?"
O günden sonra hayatımın en uzun bekleyişi başlamıştı. Babam hiç gelmedi ve ben o günden sonra çocukluğumu Emine teyzelerin o dar koridorlarında bıraktım.




