İçeriğe geç

Seul’de Sana Rastladım

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Seul’de Sana Rastladım

Bölüm 4

BÖLÜM 4 – Uzakta Bir Ev

BÖLÜM 4 – Uzakta Bir Ev

Yağmur gece boyunca dinmemişti.

Ela, Min Jun’un siyah ceketini dikkatlice sandalyenin üzerine bıraktı. Kumaştan yayılan hafif odunsu parfüm kokusu odanın içine sinmişti.

“Sabah geri veririm.”

Kendi kendine konuşurken başını iki yana salladı.

“Neden kokusunu fark ediyorum ki?”

Telefonu tam o anda çaldı.

Ekranda tek bir isim vardı.

Anne ❤️

Ela’nın yüzündeki bütün gerginlik kayboldu.

— Anne!

— Güzel kızım… Nasılsın? Sesini duymayı o kadar özledim ki…

Ela’nın gözleri doldu.

— Ben de sizi çok özledim.

Kamerayı açtı.

Ekranda annesi Zeynep Hanım mutfaktaydı. Üzerinde un lekeli önlüğü vardı.

— Yine poğaça mı yapıyorsun?

— Sen olmayınca kim yiyecek bilmiyorum ama yapıyorum işte.

İkisi de güldü.

Bir anda ekrana orta yaşlı, güler yüzlü bir adam eğildi.

— Benim kızım!

— Baba!

Murat Bey kameraya yaklaşınca görüntü sallandı.

— Oralar nasıl? Aç kalmıyorsun değil mi?

— Baba, burası Kore. Aç kalmıyorum.

— Soğukmuş oralar. Ceketini giy.

Ela gülmeye başladı.

— Tamam.

Babası hâlâ onu ilkokuldaki küçük kızı gibi görüyordu.

— Derslerin nasıl?

— İyi gidiyor.

Ela, Min Jun’dan bahsetmek istemedi.

Daha ikinci günden ailesini endişelendirmeye niyeti yoktu.

— Arkadaş edindin mi?

— Bir oda arkadaşım var. Adı Yuna.

Annesi rahat bir nefes aldı.

— Çok sevindim.

Yalnız kalmandan korkuyordum.

Ela bir an duraksadı.

Yalnız değildi.

Ama hayatına giren kişinin onu neden bu kadar düşündürdüğünü kendisi bile anlamıyordu.

⸻

Ertesi sabah…

Kampüs her zamanki gibi kalabalıktı.

Ela, Min Jun’un ceketini katlayıp çantasına koydu.

Koridorun sonunda onu gördü.

Siyah takım elbisesi, boynundaki ejderha dövmesi ve kendinden emin yürüyüşüyle herkes dönüp ona bakıyordu.

Yanından geçen öğrenciler saygıyla selam veriyordu.

Min Jun ise kimseyi umursamıyordu.

Ela derin bir nefes aldı.

— Hey!

Min Jun durdu.

Ela yanına gelip ceketi uzattı.

— Dün verdiğin için teşekkür ederim.

Min Jun cekete baktı.

— Yıkamışsın.

— Kirlenmişti.

— Gerek yoktu.

— Ben öyle uygun gördüm.

Min Jun ceketi aldı.

Parmakları bir anlığına Ela’nın parmaklarına değdi.

İkisi de aynı anda ellerini çekti.

Kısa bir sessizlik oldu.

— Teşekkür ederim.

Bu kez şaşıran Ela oldu.

— Sen… teşekkür mü ettin?

Min Jun hafifçe kaşını kaldırdı.

— Edebim var.

Ela istemsizce güldü.

— Demek varmış.

Min Jun ilk kez birkaç saniye boyunca onun gülüşünü izledi.

Turuncu saçlarının arasından süzülen güneş ışığı, ela gözlerini olduğundan daha parlak gösteriyordu.

Bir anlığına etraftaki kalabalık yok olmuş gibiydi.

Ta ki…

— Min Jun!

Uzaktan gelen kadın sesi ikisini de kendine getirdi.

Uzun siyah saçlı, kusursuz makyajlı bir kız yanlarına geldi.

Üzerindeki pahalı kıyafetler ve kendinden emin tavrı dikkat çekiyordu.

Ela onları tanımıyordu.

Kız hiç Ela’ya bakmadan Min Jun’un koluna girdi.

— Dün neden davete gelmedin?

Min Jun kolunu yavaşça çekti.

— Yoğundum.

— Benimle iki dakika bile konuşamayacak kadar mı?

Ela ortamın kendisini ilgilendirmediğini düşünüp uzaklaşmak istedi.

Tam arkasını dönerken kız bu kez ona baktı.

Baştan aşağı süzdü.

— Sen yabancı öğrencisin, değil mi?

— Evet.

— Min Jun’la fazla vakit geçirmeni tavsiye etmem.

Ela’nın kaşları çatıldı.

— Nedenmiş?

— Çünkü onun dünyası sana göre değil.

Ela gülümsedi.

— Merak etme.

Ben de onun dünyasına girmek istemiyorum.

Bunu söyleyip yürüyüp gitti.

Kızın yüzündeki gülümseme silinmişti.

Min Jun ise Ela’nın arkasından bakıyordu.

Kız, Min Jun’a döndü.

— Ne buluyorsun onda?

Min Jun’un cevabı kısa oldu.

— Hiçbir şey.

Ama bunu söylerken bile gözleri hâlâ Ela’nın uzaklaşan siluetindeydi.

⸻

Aynı saatlerde…

Şehrin en lüks semtlerinden birindeki Han Malikânesi…

Min Jun’un annesi, çalışma odasında önüne bırakılan dosyayı açtı.

Dosyanın kapağında tek bir isim yazıyordu.

Ela Yılmaz

Kadın yavaşça ilk sayfayı çevirdi.

“Doğum yeri: Türkiye.”

“Baba: Murat Yılmaz.”

“Anne: Zeynep Yılmaz.”

“Burslu öğrenci.”

Annesi dosyayı sessizce kapattı.

— Demek öyle…

Yanındaki sekreter merakla bekliyordu.

— Hanımefendi?

Kadın pencereye doğru yürüdü.

— Oğlumun çevresine kimlerin girdiğini bilmek zorundayım.

— Sadece proje arkadaşı olabilir.

Kadın başını iki yana salladı.

— Hayır…

Bir annenin sezgileri kolay kolay yanılmaz.

O kızın gelişi tesadüf değil.

Belki bugün değil…

Belki yarın değil…

Ama bir gün oğlumun hayatını değiştirecek.

Ve buna izin vermeyeceğim.

Dışarıda yağmur yeniden başlamıştı.

Ela ise bütün bunlardan habersiz, kampüs bahçesinde yürürken Türkiye’deki ailesine mesaj atıyordu.

“Merak etmeyin. Burada her şey yolunda.”

Oysa hiçbir şey yolunda değildi.

Çünkü görünmeyen bir savaş çoktan başlamıştı…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.