BÖLÜM 25 – Fark Etmeden
Salı – Saat 08.00
Seul Üniversitesi…
Ela sabah alarmı üç kez ertelediği için yurttan koşarak çıkmıştı.
Üzerinde açık kahverengi bol paça pantolon, beyaz gömlek ve ince bej bir hırka vardı. Turuncu saçlarını aceleyle topuz yapmış, kahvaltı etmeye bile vakit bulamamıştı.
Tam fakülte binasına girecekken biri önüne geçti.
Min Jun…
Bugün açık mavi gömlek giymiş, kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Koyu lacivert pantolonu ve beyaz spor ayakkabılarıyla her zamankinden daha rahat görünüyordu.
Ela nefes nefese gülümsedi.
— Günaydın.
Min Jun birkaç saniye onu baştan aşağı süzdü.
— Koşarak mı geldin?
— Biraz…
— Biraz değil.
Geç kalıyordun.
Ela omuz silkti.
— Alarmı duymamışım.
Tam geçecekken Min Jun elindeki kâğıt poşeti ona uzattı.
— Al.
Ela şaşkınlıkla poşete baktı.
İçinden sıcak bir sandviç ve buzlu kahve çıktı.
— Bu…
— Kahvaltı etmemişsin.
Ela’nın gözleri büyüdü.
— Nereden anladın?
— Midenden gelen sesi duydum.
Ela birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra istemsizce güldü.
— Çok utanç verici.
Min Jun’un dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
— Bir daha aç gelme.
Ela poşeti alırken parmakları yine onun eline değdi.
Bu kez ikisi de ellerini hemen çekmedi.
Sadece bir an…
Sonra Ela sessizce,
— Teşekkür ederim.
dedi.
⸻
Atölyede herkes sergi için çalışıyordu.
Profesör Han öğrencilerin masalarını dolaşıyordu.
Ela, sandviçten son lokmasını alırken Yuna yanına eğildi.
— Bunu sen mi aldın?
Ela başını salladı.
— Hayır.
— Kim aldı?
Ela cevap vermedi.
Yuna yavaşça Min Jun’a baktı.
Sonra tekrar Ela’ya döndü.
— Yok artık…
Ela hemen fısıldadı.
— Sessiz ol.
Yuna gülmemek için dudaklarını ısırdı.
⸻
Öğle arasında Daniel, Ela’nın yanına geldi.
Elinde iki kahve vardı.
— Bugün boş musun?
Yeni açılan bir kafeye gitmeyi düşünüyordum.
Ela tam cevap verecekken Ji Hoon uzaktan her şeyi görüyordu.
Hemen Min Jun’un yanına gitti.
— Sakın dönüp bakma.
Min Jun dosyasını kapatmadan cevap verdi.
— Neye?
— Daniel, Ela’yı kahveye davet ediyor.
Min Jun istemsizce başını kaldırdı.
Daniel gülümsüyordu.
Ela ise ne diyeceğini düşünüyordu.
Ji Hoon sinsice sırıtıyordu.
— Hâlâ kıskanmıyorum diyecek misin?
Min Jun hiçbir şey söylemedi.
Sadece birkaç saniye onları izledi.
Sonra dosyasını kapatıp ayağa kalktı.
Ji Hoon arkasından seslendi.
— Nereye gidiyorsun?
— Ela’yı almaya.
— Neden?
— Proje çalışacağız.
Ji Hoon kahkaha attı.
— Tabii…
Kesin proje.
⸻
Min Jun sakin adımlarla yanlarına geldi.
Daniel gülümseyerek selam verdi.
— Merhaba.
Min Jun başını salladı.
Sonra Ela’ya döndü.
— Profesör Han bizi bekliyor.
Ela şaşkınlıkla sordu.
— Şimdi mi?
— Evet.
Daniel hafifçe geri çekildi.
— O zaman başka zaman.
Ela istemeden başını salladı.
— Tamam…
Daniel uzaklaşınca Ela kollarını bağladı.
— Profesör gerçekten bizi mi bekliyor?
Min Jun birkaç saniye sustu.
Sonra suçüstü yakalanmış gibi boğazını temizledi.
— Hayır.
Ela gözlerini kocaman açtı.
— Yani yalan söyledin?
— Evet.
— Neden?
Min Jun bakışlarını kaçırdı.
— Çünkü onunla gitmeni istemedim.
Ela’nın kalbi bir an duracak gibi oldu.
— Sebebi?
Uzun bir sessizlik…
Sonra Min Jun omuz silkti.
— Kahvesi kötüymüş.
Ela iki saniye durdu.
Ardından kahkahasını tutamadı.
— Bu, hayatımda duyduğum en kötü bahane!
Min Jun da istemeden güldü.
Gerçekten güldü.
Öyle içten güldü ki Ela birkaç saniye ona bakakaldı.
— Ne?
diye sordu Min Jun.
Ela başını hafifçe iki yana salladı.
— Hiç…
İlk defa seni böyle gördüm.
Min Jun’un gülümsemesi yavaşça kayboldu.
Ama gözleri hâlâ sıcaktı.
⸻
Ders çıkışında birlikte kampüsten yürüyerek çıktılar.
Hava serinlemişti.
Rüzgâr Ela’nın topuzunu dağıtmış, birkaç tutam saç yüzüne düşmüştü.
Min Jun yürürken bir an durdu.
— Bekle.
Ela döndü.
— Ne oldu?
Min Jun sessizce elini uzatıp saçına takılmış küçük sarı yaprağı aldı.
— Şimdi oldu.
Ela’nın yanakları kızardı.
İkisi de birkaç saniye birbirine baktı.
Tam o sırada uzaktan telefon kamerasının sesi duyuldu.
“Çıt.”
Bu kez ikisi de aynı anda o tarafa döndü.
Ama kalabalığın içinde fotoğrafı çeken kişiyi seçemediler.
Min Jun’un yüzü yeniden ciddileşti.
Ela ise ilk kez hiç düşünmeden onun koluna hafifçe dokundu.
— Boş ver…
Şu anı mahvetmeyelim.
Min Jun, Ela’nın eline baktı.
Sonra gözlerinin içine…
Ve ilk kez, onu korumak istemesinin tek sebebinin tehlike olmadığını kendine itiraf etmeye başladı.