İçeriğe geç

Seul’de Sana Rastladım

Bölüm 20 · 3 dk okuma

Seul’de Sana Rastladım

Bölüm 20

BÖLÜM 20 – Yağmurdan Önce

BÖLÜM 20 – Yağmurdan Önce

Sabah saat 08.10

Han Üniversitesi…

Seul, sonbaharın en güzel sabahlarından birini yaşıyordu. Kampüsün iki yanını süsleyen ağaçların yaprakları sarı ve turuncunun her tonuna bürünmüştü. Hafif rüzgâr, taş yollara düşen yaprakları savuruyordu.

Ela, açık mavi mom jean pantolonunun üzerine beyaz basic tişört, krem rengi ince bir hırka giymişti. Turuncuya çalan saçlarını yarım toplamış, omzuna kahverengi bez çantasını asmıştı.

Kampüs kapısından girerken derin bir nefes aldı.

Bugün kendine söz vermişti.

Min Jun’u düşünmeyecekti.

Tam o sırada koridorun diğer ucunda onu gördü.

Min Jun bugün her zamankinden farklı görünüyordu.

Beyaz keten gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmış, bej kumaş pantolon giymişti. Boynundaki ejderha dövmesi gömleğinin açık yakasından hafifçe görünüyordu. Elinde kahvesiyle arkadaşlarıyla konuşuyordu.

Ji Hoon, Ela’yı görünce koluyla Min Jun’a hafifçe vurdu.

— Bak, Türk kız geldi.

Min Jun istemsizce başını kaldırdı.

Bakışları Ela’yla buluştu.

Sadece birkaç saniye…

Sonra ikisi de aynı anda başka tarafa baktı.

Ji Hoon gülümseyerek,

— Bu sessizlik var ya… Bir gün ikinizi öldürecek.

Min Jun kahvesinden bir yudum aldı.

— Çok konuşuyorsun.

⸻

Moda Tasarımı Atölyesi

Profesör Han elindeki dosyaları masaya bıraktı.

— Üniversitenin sonbahar tasarım sergisine üç hafta kaldı.

Bu sergiye birçok moda markasının temsilcisi katılacak.

Sınıfta heyecanlı sesler yükseldi.

— Bugünkü göreviniz ilham panosu hazırlamak. Bunun için kampüsün dışına çıkabilirsiniz. Akşam beşe kadar vaktiniz var.

Her zamanki gibi partnerler birlikte çalışacak.

Ela çantasını omzuna taktı.

— Bu kez nereye gidiyoruz?

Min Jun kısa bir süre düşündü.

— Han Nehri’ne değil.

Orası çok kalabalık.

— Peki?

— Bukchon Hanok Köyü.

Eski evler… Geleneksel dokular…

Tasarım için daha iyi ilham verir.

Ela istemsizce gülümsedi.

— İlk kez önerini beğendim.

Min Jun kaşını kaldırdı.

— İlk kez mi?

— Belki ikinci.

İkisi de hafifçe gülümsedi.

⸻

Yaklaşık kırk dakika sonra dar taş sokakları, ahşap evleri ve geleneksel çatılarıyla ünlü Bukchon Hanok Köyü’ne vardılar.

Ela her detayı hayranlıkla inceliyordu.

Eski bir evin ahşap kapısını gösterdi.

— Şuna baksana.

Desenleri inanılmaz.

Min Jun telefonuyla kapının fotoğrafını çekti.

— Kumaş desenine dönüştürülebilir.

Ela şaşkınlıkla ona baktı.

— Sen gerçekten bu işe tutkuyla bağlısın.

Min Jun ilk kez düşünmeden cevap verdi.

— Şirket benim için sadece iş.

Tasarım ise…

Biraz nefes almak gibi.

Ela bu cümleyi duyunca sustu.

İlk kez Min Jun’un kurduğu duvarların arkasındaki insanı görüyordu.

⸻

Öğle saatine doğru küçük bir geleneksel kafeye girdiler.

Pencereden sonbahar manzarası görünüyordu.

Garson iki sıcak çay getirdi.

Ela fincanını eline alırken gülümsedi.

— Sana bir şey soracağım.

— Sor.

— Çocukken nasıldın?

Min Jun birkaç saniye düşündü.

— Konuşkandım.

Ela şaşkınlıkla kahkaha attı.

— İnanmam.

— Kimse inanmıyor.

— Sonra ne oldu?

Min Jun pencereden dışarı baktı.

Uzun süre cevap vermedi.

Sonunda sessizce konuştu.

— Büyüdüm.

Ela, bu cevabın arkasında anlatılmayan büyük bir hikâye olduğunu hissetti.

Ama üstelemedi.

⸻

Kafeden çıktıklarında hava aniden bozdu.

İnce yağmur damlaları düşmeye başladı.

Ela gökyüzüne baktı.

— Sanırım koşmamız gerekecek.

Tam o sırada şiddetli bir rüzgâr esti.

Ela’nın elindeki ilham panosu yere düştü.

Sayfalar sokağa dağıldı.

— Ah, hayır!

Rüzgâr gittikçe şiddetleniyordu.

Ela sayfaları toplamaya çalışırken bir tanesi yolun ortasına kadar sürüklendi.

Tam almak için eğileceği sırada bir bisiklet hızla sokağa girdi.

— Ela!

Min Jun refleksle onun bileğinden tutup kendine çekti.

Bisiklet son anda yanlarından geçti.

Ela şaşkınlıkla nefes aldı.

Kalbi göğsünden çıkacak gibiydi.

Min Jun hâlâ bileğini bırakmamıştı.

— İyi misin?

Ela yavaşça başını salladı.

— Evet…

İkisi de o an birbirlerine ne kadar yakın olduklarını fark etti.

Min Jun hemen elini geri çekti.

— Özür dilerim.

— Hayır…

Teşekkür ederim.

Kısa ama içten bir sessizlik oluştu.

⸻

Dönüş yolunda Ji Hoon’dan Min Jun’a bir mesaj geldi.

“Akşam sekizde evde ol. Teyzen yine aile yemeği ayarlamış. Soo Ah da gelecekmiş.”

Min Jun telefonunu kilitledi.

Ela merakla sordu.

— Kötü bir haber mi?

Min Jun derin bir nefes verdi.

— Ailem…

Bazen bana nefes alacak yer bırakmıyor.

Ela ilk kez ona acıyarak baktı.

Zengin olmak…

Her zaman özgür olmak demek değildi.

Tam o sırada, birkaç metre ötede park etmiş siyah bir aracın içindeki biri objektifini onlara çevirdi.

Deklanşör sesi duyuldu.

Min Jun ve Ela bunu fark etmedi.

Fotoğrafı çeken kişi telefonunu kulağına götürdü.

— Hanımefendi…

İkisi yine birlikte.

Karşı taraftan gelen kadın sesi sakindi.

— Takip etmeye devam edin.

Henüz zamanı gelmedi…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.