İçeriğe geç

Seul’de Sana Rastladım

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Seul’de Sana Rastladım

Bölüm 2

BÖLÜM 2 – Aynı Tarafın Düşmanları

BÖLÜM 2 – Aynı Tarafın Düşmanları

Sabahın ilk ışıkları Seul’ün gökdelenlerinin arasından yavaşça yükselirken, kampüs şimdiden hareketlenmeye başlamıştı.

Ela, yurt odasının penceresini açıp derin bir nefes aldı. Hava serindi. Dün yaşadığı olay hâlâ aklındaydı.

Boynunda ejderha dövmesi olan o çocuk…

Kibirli.

Soğuk.

Ve sinir bozucu derecede yakışıklı…

“Bir daha karşılaşmayız umarım.” diye mırıldandı kendi kendine.

Dolabından beyaz oversize gömleğini, siyah pileli eteğini ve beyaz spor ayakkabılarını çıkardı. Turuncuya çalan uzun saçlarını yarım topladıktan sonra aynaya baktı.

Büyük ela gözleri uykusuz görünüyordu.

“Bugün güzel geçecek.”

Kendi kendini motive etmeye çalışıyordu.

⸻

Moda Tasarımı Fakültesi…

Koridorlar farklı ülkelerden gelen öğrencilerle doluydu.

Ela, telefonundaki ders programına baka baka amfiyi buldu.

Kapıyı açtığında içeride neredeyse herkes yerini almıştı.

En arka sıraya oturdu.

Tam çantasından defterini çıkarıyordu ki…

Kapı tekrar açıldı.

Bir anda sınıf sessizliğe gömüldü.

İçeri siyah gömlekli biri girdi.

Min Jun.

Her zamanki gibi ifadesizdi.

Siyah saçları alnına hafifçe düşüyordu.

Boynunun sol tarafından başlayıp köprücük kemiğine kadar uzanan siyah ejderha dövmesi gömleğinin yakasından belirgin şekilde görünüyordu.

Kollarını sıvadığında bileklerinde de ince dövmeler seçiliyordu.

Onu gören birkaç kız kendi arasında fısıldaşmaya başladı.

“Yine çok yakışıklı.”

“Bugün bana bakar mı acaba?”

Ela duyduklarına istemsizce gözlerini devirdi.

“Abartıyorlar…”

Tam bunu düşünürken Min Jun’un bakışları onun üzerinde durdu.

Bir saniye…

İki saniye…

Ne selam verdi ne de başka bir şey söyledi.

Sadece baktı.

Ela da gözlerini kaçırmadı.

Sonunda Min Jun başını çevirip en ön sıraya geçti.

“Ne kadar ukala…”

⸻

Profesör Han sınıfa girdi.

— Günaydın.

Herkes ayağa kalktı.

— Bu dönem sizin için oldukça yoğun geçecek. Final notunuzun büyük kısmını dönem projesi belirleyecek.

Sınıfta uğultular yükseldi.

Profesör devam etti.

— Ve projeler iki kişilik olacak.

Ela’nın içinden tek bir cümle geçti.

“Yeter ki o çocuk olmasın…”

Profesör elindeki listeyi açtı.

İsimleri tek tek okumaya başladı.

Sınıf yavaş yavaş eşleşirken sıra son isimlere geldi.

— Ela Yılmaz…

Ela ayağa kalktı.

Profesör gözlüğünü düzeltti.

— Partnerin…

Kısa bir sessizlik oldu.

— Min Jun.

Sanki zaman durmuştu.

Sınıftan aynı anda şaşkınlık sesleri yükseldi.

— Ciddi olamaz…

— Daha dün kavga etmişlerdi.

— Profesör bilerek yaptı galiba.

Ela’nın ağzı açık kalmıştı.

— Hocam… Partner değişikliği yapabiliyor muyuz?

Tam o anda başka bir ses duyuldu.

— Ben de değiştirmek istiyorum.

Bu Min Jun’du.

Profesör ikisine de baktı.

Sonra kesin bir ses tonuyla konuştu.

— Hayır.

İkiniz birlikte çalışacaksınız.

Tartışma istemiyorum.

Ela derin bir nefes verdi.

“Harika…”

Min Jun ise hiçbir şey söylemeden yerine oturdu.

⸻

Ders bitince herkes dışarı çıktı.

Ela hızlı adımlarla koridora yöneldi.

Arkasından gelen ayak seslerini duyunca dönmedi bile.

— Ela.

İlk kez adını onun ağzından duyuyordu.

İstemsizce durdu.

Arkasını döndüğünde Min Jun tam karşısındaydı.

Yakından bakınca çok daha uzundu.

Ela’nın üzerine gölge gibi düşüyordu.

— Ne var?

— Projeyi uzatmayı sevmem.

— Ben de.

— Bugün saat dörtte kütüphanede ol.

Ela kaşını kaldırdı.

— Bu bir davet mi?

— Hayır.

— Emir mi?

Min Jun’un yüzü değişmedi.

— İstediğin gibi yorumla.

Ela hafifçe gülümsedi.

— Kusura bakma ama ben kimsenin emirlerini yerine getirmem.

Bunu söyledikten sonra yürümeye başladı.

Min Jun arkasından seslendi.

— Gelmezsen proje uzar.

Ela durmadan cevap verdi.

— O zaman uzasın.

İlk kez biri Min Jun’un sözünü bu kadar rahat reddediyordu.

Bu his…

Onun alışık olduğu bir şey değildi.

⸻

Öğle arasında Ela kampüs kafesinde Yuna ile buluştu.

Yuna tepsiyi masaya bırakırken heyecanla sordu.

— Gerçekten Min Jun’la mı eş oldunuz?

— Maalesef.

Yuna başını iki yana salladı.

— Çok şanslısın.

Ela kahvesinden bir yudum aldı.

— Buna şans mı diyorsun?

— Kampüsteki kızların yarısı onunla konuşabilmek için her şeyi yapar.

Ela güldü.

— Ben ise mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyorum.

Tam o sırada kafenin kapısı açıldı.

İçeri Min Jun girdi.

Yanında dört erkek vardı.

Hepsi siyah giyinmişti.

Kampüsteki herkes istemsizce yol verdi.

Bazıları başıyla selam verdi.

Min Jun ise kimseye bakmadan siparişini verdi.

Yuna sessizce fısıldadı.

— Gördün mü?

— Ne var?

— Herkes ondan çekinir.

— Neden?

— Babası Kore’nin en büyük şirketlerinden birinin sahibi.

Ailesi çok katı.

Kimse onlarla sorun yaşamak istemez.

Ela istemeden Min Jun’a baktı.

O sırada Min Jun da gözlerini kaldırdı.

Bakışları yine buluştu.

Ela hemen başını çevirdi.

Kalbi neden bir anlığına hızlanmıştı?

Sinirden…

Kesinlikle sadece sinirdendi.

Fakat Min Jun, kahvesini alırken göz ucuyla hâlâ onu izliyordu.

İçinden geçen tek düşünce şuydu:

“Bu kız diğerleri gibi değil… Ve bu hiç hoşuma gitmiyor.”

Ama fark etmediği bir şey vardı.

Hoşuna gitmediğini düşündüğü bu kız, zihninden bir türlü çıkmıyordu…

Bölüm sonu

1 yorum

  • Kibirli mi bayılırım bayılırım sjsjsjsjs

    1Yanıt