BÖLÜM 14 – İlk Şüphe
Gece boyunca şiddetli yağmur yağmıştı.
Ela, alarm çalmadan uyandı.
Pencerenin önüne gidip kampüsü izledi. Yağmur damlaları camdan aşağı süzülürken aklına dün gece Min Jun’un annesiyle yaşadığı tartışma geldi.
“Beni gerçekten takip ettiriyor olabilir mi?”
Bu düşünceyi hemen kafasından attı.
Kimseyi tanımıyordu.
Kim neden onunla uğraşsındı?
Telefonu titredi.
Baba ❤️
Gülümsedi.
— Günaydın baba.
— Günaydın güzel kızım. Kahvaltı yaptın mı?
Ela istemsizce güldü.
— Daha yeni uyandım.
— Bak yine geç kalacaksın. Annen olsaydı şimdi çoktan masayı hazırlamıştı.
Tam o sırada annesi telefona uzandı.
— Kızımı yine mi sıkıştırıyorsun?
— Ben sadece…
— Tamam tamam, bırak da kızımız rahat nefes alsın.
Ela ikisini izlerken gözleri doldu.
Onları bu kadar özleyeceğini hiç düşünmemişti.
Telefon kapanmadan önce annesi gülümseyerek söyledi.
— Kendine dikkat et. İçimize bugün garip bir his doğdu.
Ela’nın içi ürperdi.
— Merak etmeyin. Ben iyiyim.
Ama bunu söylerken kendisi bile buna tam inanmıyordu.
⸻
Üniversiteye vardığında koridor her zamankinden daha sakindi.
Atölyeye girer girmez Profesör Han onları karşıladı.
— Bugün tasarımlarınızı jüriye sunmadan önce prova yapacağız.
Partnerler sırayla çıkacak.
Ela dosyalarını masaya bırakırken Min Jun yanına geldi.
— Uyuyabildin mi?
Ela şaşkınlıkla baktı.
— Biraz.
— Gözlerinin altı morarmış.
Ela gülümsemeye çalıştı.
— Demek dikkat ediyorsun.
Min Jun cevap vermedi.
Dosyaları alıp incelemeye başladı.
Sanki konuyu değiştirmek istemişti.
⸻
Sunum provası beklediklerinden iyi geçti.
Profesör Han memnun görünüyordu.
— Tasarımınız güçlü.
Ama ikiniz de birbirinizi dinlemeyi öğrenmelisiniz.
İyi bir ekip olmak sadece yetenekle olmaz.
Ela ile Min Jun aynı anda birbirine baktı.
Sonra ikisi de gülmemek için başını çevirdi.
Bu, birlikte ilk kez aynı şeye tepki verdikleri andı.
⸻
Öğle arasında Ji Hoon yanlarına geldi.
Her zamanki enerjisiyle sandalyeyi çekip oturdu.
— Sonunda sizi birlikte yakaladım.
Ela gülümseyerek elini uzattı.
— Sanırım doğru düzgün tanışamadık.
Ben Ela.
Ji Hoon tokalaştı.
— Ji Hoon. Min Jun’un çocukluğundan beri çektiği çileyim.
Ela istemeden güldü.
Min Jun gözlerini devirdi.
— Abartma.
— Abartmıyorum.
Sen çocukken de böyle somurtuyordun.
Ela kahkahasını tutamadı.
— Demek küçükken de suratsızmış.
Ji Hoon başını salladı.
— Hem de nasıl.
Min Jun derin bir nefes verdi.
— İkiniz çok iyi anlaşacaksınız galiba.
İlk kez sesinde hafif bir kıskançlık vardı.
Ji Hoon bunu fark etti ama belli etmedi.
⸻
Kafeden çıktıklarında Ela telefonunu masada unuttuğunu fark etti.
Telaşla geri döndü.
Telefonu aldığı sırada yan masadaki iki öğrencinin konuşmasını duydu.
— Han ailesi yine birini araştırıyormuş.
— Kimi?
— Min Jun’un yanında dolaşan yabancı kız var ya…
Ela’nın adını söylemediler.
Ama içini kötü bir his kapladı.
Sessizce kafeden çıktı.
Koridorda Min Jun onu bekliyordu.
— Neden geç kaldın?
Ela birkaç saniye sustu.
— Sana bir şey soracağım.
— Sor.
— Ailen…
İnsanları araştırır mı?
Min Jun’un yüzündeki ifade bir anda değişti.
— Bunu sana kim söyledi?
— Kimse söylemedi.
Sadece…
Bir şeyler duydum.
Min Jun bakışlarını kaçırdı.
İlk kez cevap vermekte zorlanıyordu.
— Eğer annem seni araştırıyorsa…
Bunu ben istemedim.
Ela sessiz kaldı.
Bu cümle ona yalan gibi gelmemişti.
Ama yine de içindeki huzursuzluk büyüyordu.
⸻
Aynı saatlerde…
Han Malikânesi.
Seo Jin çalışma odasında yeni gelen raporu inceliyordu.
Sekreter dosyayı masaya bıraktı.
— Türkiye’deki bilgiler doğrulandı.
Kadın dosyayı açtı.
İçinde Ela’nın çocukluk fotoğrafları, okul başarı belgeleri ve ailesine ait bilgiler vardı.
Sayfaları yavaşça çevirdi.
Bir fotoğrafta küçük Ela, annesinin pastanesinde önlüğüyle kurabiye süslüyordu.
Kadın fotoğrafa birkaç saniye baktı.
Sonra dosyayı kapattı.
— Masum görünüyor.
Sekreter sessizce bekledi.
— Ama masum olması, oğlumdan uzak durması gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.
Tam o sırada telefonu çaldı.
Arayan Soo Ah’tı.
— Teyze… Min Jun bu hafta sonu aile yemeğine gelecek mi?
Seo Jin hafifçe gülümsedi.
— Gelecek.
Ve bu yemek, bazı şeyleri değiştirecek.
Telefon kapandı.
Kadın pencereye yöneldi.
Dışarıda yağmur yeniden başlamıştı.
O ise ilk hamlesini yapmaya hazırdı.
Fakat bilmediği bir şey vardı…
Koridorun sonunda, Seo Jin ile sekreterinin konuşmasının son cümlesini duyan biri sessizce geri çekiliyordu.
O kişi…
Min Jun’du.
Ve annesinin düşündüğünden çok daha fazlasını öğrenmişti.
Min Jun ağır adımlarla malikâneden uzaklaştı.
Yağmur yüzüne çarpıyordu ama bunu umursamıyordu.
Aklında tek bir şey vardı.
Ela.
Annesinin söyledikleri kulaklarında yankılanıyordu.
“Uzak durmalı.”
Dişlerini sıktı.
— Buna sen karar veremezsin…
İlk kez annesine karşı bu kadar net bir öfke hissediyordu.
Telefonunu çıkardı.
Ela’nın adını ekranda gördü.
Bir an aramak istedi.
Ama durdu.
Eğer gerçekten onu korumak istiyorsa…
Belki de uzak durmalıydı.
Ama kalbi buna izin vermiyordu.
Yağmur altında gözlerini kapattı.
Ve ilk kez, doğru olanla istediği şey arasında sıkışıp kaldı.