
Grup projesinden sonraki günler, Lina’nın zihninde Umut’la ilgili anılar sürekli dönüp durdu. Notu bulduğu andaki kalp atışları, birlikte yaptıkları kısa yürüyüş, onun sakin ses tonu… Sanki sıradan olaylar değildi, içini uzun süre meşgul eden küçük ayrıntılardı.
O hafta okul yoğun geçse de, ders çıkışlarında Umut’la birkaç kez karşılaşmışlardı. Selamlaşıp kısa sohbetler etmek doğal bir hâl almıştı artık. Lina, her defasında göz göze gelmeye çalışırken içine dolan heyecanı gizlemeye uğraşıyor, Umut’un fark edip etmediğini merak ediyordu.
Bir akşamüstü, gün batımına yakın kütüphaneden çıkarken, Umut onu girişte yakaladı.
“Ders çalışıyor musun yine?” diye sordu gülümseyerek.
Lina başını salladı, “Evet, biraz tekrar yapıyordum.”
Umut’un dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm vardı, ama gözleri ciddiydi. Sanki yalnızca sıradan bir soru değil, içinde merakla birlikte biraz da endişe taşıyan bir şey sormuştu.
Lina, elinde tuttuğu kalemin ucuyla defterin boş bir köşesine küçük daireler çiziyordu. Bu soru karşısında başını kaldırdı ve göz göze gelmekten çekinse de kısa bir an bakışlarını onun üzerinde tuttu.
“Çoğu zaman, evet,” dedi hafif bir gülümsemeyle. “Ama sadece çalıştığım için değil... başka şeylere vakit bulamadığım için de. Biraz da alışkanlık oldu sanırım.”
Sesi yumuşaktı, ama içtenliği saklanmıyordu. Umut, onun bu cevabında kendine dair bir şeyler sakladığını hissetti; yalnızca ders çalışmanın ardına gizlenmiş, daha derin bir yorgunluk vardı.
Bir süre sessizlik oldu. Kitapların arasında, sayfaların sessiz hışırtısı eşlik etti onlara. Umut, o sessizliği bozdu:
“Peki… seni gerçekten mutlu eden şey ne? Sadece ders değil yani. Senin için önemli olan, iyi hissettiren bir şey?”
Bu soru Lina’nın kalbinde yankılandı. Bir an cevap veremedi. Çünkü belki de uzun zamandır kendine bu soruyu sormamıştı.
Lina, gözlerini tekrar defterine çevirdi, ama bu sefer kelimeleri yazmak yerine kendi iç sesiyle konuşuyordu sanki.
— Mesela… insanlarla küçük anları paylaşmak, dedi yavaşça. — Bir gülümseme, bir kahve molası, birisi fark ettiğinde mutlu olduğum şeyler… Küçük şeyler ama benim için çok değerli.
Umut kısa bir süre sessiz kaldı, sonra başını hafifçe salladı. Gözlerinde, söylediklerinin önemini anladığını gösteren bir parıltı vardı.
— Anladım, dedi. — Ben de bazen aynı şeyi hissediyorum. İnsanların fark etmediği detaylar… ama birisi fark ettiğinde, sanki dünya biraz daha sıcak oluyor.
Lina, onun kelimelerini duyarken içi hafifçe ısındı. Konuşmak yerine sadece bakıştılar bir süre. Sessizlik, rahatsız edici değil, tam tersine samimi bir bağ gibi geliyordu. Her kelime, her bakış, aralarındaki bağın sessiz bir şekilde büyüdüğünü gösteriyordu.
O an, Lina fark etti ki, Umut’un yanında olmanın huzuru, ders çalışmanın stresiyle karışmış ama ağırlığını azaltan bir his veriyordu. Ve bunu sadece kelimelerle ifade etmek yetmiyordu; gözleri, tavırları, hatta sessizliği bile bunu anlatıyordu.