BÖLÜM 4: YETİMHANENİN GÖLGESİ
Arama saatler sürdü. Şehirdeki baskı tırmanırken Aden atölyenin kepenkleri ardından dışarıyı gözetlemekten başka bir şey yapamadı. İkindi vakti muhafızların devriye hattı gevşediğinde, Aden hiç vakit kaybetmeden arka ara sokaklara daldı. Taş binaların gölgesinde bir gölge gibi süzülerek yetimhanenin bulunduğu sokağa ulaştı.
Yetimhanenin ahşap kapısı kırılmış, içerideki masalar ve sandalyeler devrilmişti. Çocuklar korkuyla köşelere sinmiş, sessizce ağlıyordu.
Aden panik içinde odaları gezdi. "Bahar!" diye bağırdı alçak sesle.
Binanın arka bahçesinde Bahar’ı buldu. Bir çocuğu kucağına almış, başını okşayarak onu teselli etmeye çalışıyordu. Bahar’ın üzerindeki elbisenin kolu yırtılmıştı ve yanağında hafif bir morluk vardı.
"Bahar!" Aden koşarak yanına gitti, dizlerinin üstüne çöktü. "İyi misin? Sana ne yaptılar?"
Bahar başını kaldırdı. Gözlerinde korku vardı ama Aden’i görünce derin bir nefes aldı. "İyiyim Aden... Çocukları korumaya çalıştım. Rejim karşıtı bildiriler aradıklarını söylediler. Bütün binayı altüst ettiler."
Aden, kızın titreyen ellerini tuttu. "Artık burada güvende değilsin. Çember daralıyor Bahar. Seni bu şehirden bir an önce çıkarmamız gerek."
Bahar, etrafındaki yetim çocuklara baktı. "Bu çocukları bırakıp nasıl giderim Aden? Benim gitmem, onların tamamen yalnız kalması demek."
"Eğer yakalanırsan hiçbirine yardım edemezsin!" dedi Aden, sesinde ilk kez bu kadar belirgin bir çaresizlik ve öfke belirdi. "Lütfen... Benim için yaşamak zorundasın."