BÖLÜM 16: SESSİZLİĞİN AĞIRLIĞI
Meydandaki kalabalık, rejimin soğuk gölgesi altında yavaşça dağılırken geride kalan tek şey katran karası bir sessizlikti. Rüzgâr, ahşap platformun üzerindeki kurutulmuş kan lekelerini ve kırık tahta parçalarını süpürürken Aden, zindanın en alt katındaki ıssız bir hücreye tekrar fırlatılmıştı. Komutan sözünü tutmuştu; onu öldürmemiş, nefes alan bir ölü olarak bu taş yığınının içine gömmüştü.
Zamanın günlere mi yoksa haftalara mı bölündüğünü kestiremiyordu. Duvara kazıdığı çentikler bile artık anlamsızlaşmıştı. Tek bir şey vardı zihninde diri kalan: Bahar’ın zindanın soğuk taşları arkasından fısıldadığı o son cümleler. "Benim için yaşayacaksın... Benim göremediğim baharları sen göreceksin."
Aden başını duvara yasladı. Bileklerindeki paslı zincirlerin sızısı, kalbindeki o devasa boşluğun yanında hiçbir şeydi. Fakat içindeki o derin acı, yavaş yavaş bir çaresizliğe değil; soğuk, keskin ve sarsılmaz bir yemine dönüşmeye başladı. Artık kaçmak ya da saklanmak yoktu. Bahar'ın hatırasını ve yarım kalan nefesini bu taş şehirde yaşatmak, rejimin ördüğü duvarları zihninde tek tek yıkmak zorundaydı.