BÖLÜM 13: ŞAFAĞIN SOĞUK GÖLGESİ
Zindanın rutubetli duvarları arasında geçen saatler, Aden için zamanın anlamını tümüyle yitirmesine neden olmuştu. Yandaki hücreden gelen fısıltıların kesilmesiyle birlikte çöken sessizlik, taş duvarlardan bile daha ağır bir yük gibi göğsüne oturdu. Taş zemin soğuktu; ama içindeki çaresizlik bu soğuktan çok daha keskin bir bıçak gibi canını yakıyordu.
Güneşin doğuşunu göremeseler de yukarıdaki koridorlarda başlayan hareketlilik, şafağın söktüğünü haber veriyordu. Ağır çizmelerin çıkardığı metalik sesler ve anahtar şakırtıları, zindanın taş koridorlarında yankılanarak hücre kapısına yaklaştı. Aden zincirlerini son bir hamleyle gererek ayağa kalkmaya çalıştı, fakat yorgun düşmüş bedeni bu isteğe direndi.
Kapı gıcırtıyla açıldığında içeri giren muhafızlar, hiçbir kelime etmeden Aden’in bileklerindeki kalın halkaları söktüler. Onu sürükleyerek dışarı çıkardıklarında, Aden’in tek düşündüğü şey yan hücredeki kapının da açılıp açılmadığıydı. Gözleri, koridorun karanlığında Bahar’ın siluetini aradı; fakat gördüğü tek şey soğuk ve boş taş koridorlardı.