BÖLÜM 10: GECE PAZARI VE KANLI KAPAN
Gece Pazarı, şehrin devasa ana meydanında kurulmuştu. Dışarıdan bakıldığında cıvıl cıvıl görünen ama altı zifiri karanlık olan tezgahların arasında yüzlerce insan fısıltıyla alışveriş yapıyordu. Fenerlerin titrek sarı ışığı, sokağa dökülen kalabalığın yüzünde tedirgin, tekinsiz gölgeler yaratıyordu.
Aden, üzerine giydiği eski tüccar peleriniyle kalabalığın arasından bir gölge gibi süzüldü. Birkaç adım gerisinde, başına örttüğü siyah şalla yüzünü tamamen gizleyen Bahar yürüyordu. İkisinin de kalbi göğüs kafesini yırtacak gibi çarpıyordu. Her ayak sesi, her fısıltı, her gölge onlara rejimin muhafızlarını hatırlatıyordu.
Kuzey Kapısı’nın arkasındaki o terk edilmiş karanlık sokağa geldiklerinde, vaat edilen o üstü kapalı tahta arabayı gördüler. Araba, saman balyalarıyla doluydu.
Aden, Bahar’ın elini tuttu. Kızın parmakları buz gibiydi. Kulağına doğru fısıldadı:
"Samanların arasına saklanacaksın. Surların dışındaki ilk kontrol noktasını geçene kadar nefes bile almayacaksın. Ben arabanın sürücü koltuğunda olacağım. Yanından bir an bile ayrılmayacağım."
Bahar, Aden’in elini son bir kuvvetle sıktı. "Seni göremediğim her saniye ölecek gibi oluyorum Aden. Ne olur dikkatli ol."
Aden tam Bahar’ı arabaya bindirmek üzere elinden tutmuştu ki sokağın her köşesinden aynı anda onlarca meşale yakıldı. Gece bir anlığına kör edici bir aydınlığa büründü. Sokağın girişi de çıkışı da ellerinde ağır kalkanlar ve çekilmiş kılıçlarla düzinelerce muhafız tarafından kapatıldı.
Karanlığın içinden ağır, emin adımlarla Muhafız Komutanı çıktı. Yüzündeki alaycı gülümseme, gecenin soğuğundan daha dondurucuydu.
"Sana özgürlüğün kokusunu tattıracağımı söylemiştim marangoz," dedi Komutan, gözlerini Aden’e dikerek. "Umut etmek güzeldir, değil mi? Ama o umudun tam elini uzattığın an söküp alınması... İşte insanı asıl öldüren şey budur."
Aden kılıcına el attı ama arkasından yaklaşan iki devasa muhafız demir dipçiklerle diz kapaklarına vurdu. Aden kemiklerinin çatırtısıyla acı içinde yere çöktü. Aynı anda üç muhafız Bahar’ın üzerine çullandı. Kızın şalı çözüldü, çığlığı gecenin sessizliğini bir bıçak gibi kesti.
"Aden!" diye bağırdı Bahar, muhafızların arasında çırpınırken.
Aden yerden kalkmaya çalıştı, dizlerinden kanlar süzülüyordu. "Bırakın onu!" diye kükredi. Ama tepesine inen darbelere karşı koyamadı. Yüzü çamura ve kendi kanına belenirken, gözlerinin önünde Bahar’ın zincirlenişini izlemek zorunda kaldı.