İçeriğe geç

SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ DAMGA

Bölüm 1 · 6 dk okuma

SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ DAMGA

Bölüm 1

Bölüm 1-İZ

Azra o sabah uyandığında ilk başta neyin yanlış olduğunu anlayamadı, çünkü her şey olması gerektiği gibiydi ama içindeki huzursuzluk bunu inkâr edecek kadar güçlü değildi. Gözlerini yavaşça araladı, tavana baktı ve birkaç saniye boyunca hiçbir şey düşünmeden öylece kaldı, ancak bedenindeki tuhaflık zihninden önce uyanmıştı ve onu rahatsız etmeye başlamıştı.

Boynunda keskin ve açıklanamaz bir yanma hissi vardı, bu his sıradan bir ağrıya benzemiyordu ve sanki derisinin altına işlenmiş bir iz gibi sürekli kendini hatırlatıyordu. Refleksle elini boynuna götürdü ama parmakları derisine değer değmez acı daha da keskinleşti ve Azra anında elini geri çekmek zorunda kaldı, çünkü bu his beklediğinden çok daha gerçek ve çok daha derindi.

Kaşları çatıldı, kalbi hızlanmaya başladı ve yatağın içinde doğrulurken nefesi de düzensizleşti çünkü bedeninin verdiği bu tepkinin bir açıklaması olması gerektiğini düşünüyordu ama zihni buna dair hiçbir şey sunmuyordu. Oda sessizdi ve bu sessizlik normal bir sabah sessizliğinden çok farklıydı, çünkü içinde hiçbir yaşam belirtisi yoktu ve bu durum Azra’nın içindeki huzursuzluğu daha da büyütüyordu.

Yavaşça yatağın kenarına oturdu, ayaklarını yere indirdi ve bir an durup nefesini dinledi çünkü kendini sakinleştirmeye çalışıyordu ama içindeki gerginlik buna izin vermiyordu. Her şey yerli yerindeydi ama hiçbir şey olması gerektiği gibi hissettirmiyordu ve bu duygu Azra’nın içini kemirmeye başlamıştı.

Ayağa kalktı ve aynaya doğru yürümeye başladı, her adımı ağırdı çünkü içinde açıklayamadığı bir korku büyüyordu ve bu korkunun kaynağını görmek istemese de görmek zorunda olduğunu hissediyordu. Aynanın karşısına geldiğinde birkaç saniye kendine bakmaya cesaret edemedi çünkü içinde kötü bir şey göreceğine dair güçlü bir his vardı ama sonunda başını kaldırdı ve gözleri doğrudan boynuna kaydı.

Ve o an, zaman sanki bir anlığına durdu.

Boynunun sol tarafında, köprücük kemiğine yakın bir yerde kusursuz bir hilal şekli vardı ve bu şekil o kadar netti ki rastgele oluşmuş olma ihtimali neredeyse yoktu, çünkü bu iz bilinçli bir şekilde yapılmış gibiydi. Derisi kızarmıştı ama bu kızarıklık sıradan bir tahriş gibi görünmüyordu ve bu durum Azra’nın içindeki korkuyu daha da büyüttü.

“Bu ne?” diye fısıldadı ama sesi kendisine bile yabancı geldi ve bu durum onu daha da tedirgin etti çünkü kendi sesine bile güvenememek hissettiği korkuyu artırıyordu. Parmağını yavaşça o lekeye yaklaştırdı çünkü dokunmadan bunun gerçek olup olmadığını anlayamayacağını düşünüyordu ama aynı zamanda dokunmaktan korkuyordu.

Sonunda cesaretini toplayıp lekeye dokundu ve o anda keskin bir acı tüm boynuna yayıldı, bu acı o kadar ani ve güçlüydü ki Azra irkilerek elini geri çekti ve birkaç saniye boyunca nefes alamadı. Bu iz gerçekti ve bu düşünce Azra’nın zihnine çarptığında içindeki huzursuzluk yerini açık bir korkuya bırakmaya başladı.

Azra aynaya biraz daha yaklaştı ve lekeyi dikkatlice incelemeye başladı çünkü bunun ne olduğunu anlamak istiyordu ama gördüğü şey ona hiçbir mantıklı açıklama sunmuyordu. Şekil fazla düzgündü, fazla bilinçliydi ve bu durum Azra’nın zihninde tek bir ihtimali güçlendiriyordu, çünkü bu iz kendiliğinden oluşmuş olamazdı ve biri tarafından yapılmış olmalıydı.

Bu düşünce Azra’nın içini buz gibi yaptı.

Hızla geri çekildi ve başını salladı çünkü bu ihtimali kabul etmek istemiyordu ama zihni ona başka bir açıklama sunmuyordu. Dün geceyi hatırlamaya çalıştı ama zihni tamamen boştu ve bu boşluk Azra’nın içindeki korkuyu daha da derinleştirdi çünkü hiçbir şey hatırlamamak bu durumun en korkutucu kısmıydı.

“Bu normal değil,” diye fısıldadı ve sesi bu kez biraz daha belirgindi ama hâlâ titriyordu çünkü içinde büyüyen korku artık saklanamaz hale gelmişti.

Hızla komodine yöneldi ve telefonunu aldı, ekranı açarken ellerinin titrediğini fark etti çünkü içinde kötü bir şey göreceğine dair güçlü bir his vardı ama yine de bakmak zorundaydı. Saat 09:47’yi gösteriyordu ve hiçbir bildirim yoktu, bu durum Azra’ya garip geldi çünkü sanki dünya onun yaşadıklarından tamamen habersizdi.

Galeriyi açtı ve son fotoğrafın en üstte olduğunu gördü, bu detay Azra’nın kalbini daha da hızlandırdı çünkü bu fotoğrafın ne olduğunu bilmiyordu ama içinde kötü bir şey olduğu hissi giderek güçleniyordu. Fotoğrafın saatine baktı ve 03:12 yazdığını gördü, bu saat Azra’nın zihninde hiçbir anıya karşılık gelmiyordu.

Fotoğrafı açtı ve o an nefesi tamamen kesildi.

Fotoğrafta kendi yatağı vardı, kendi odası vardı ve yatakta… kendisi yatıyordu çünkü Azra derin bir uykudaydı ve hiçbir şeyden habersiz görünüyordu. Ancak fotoğrafın açısı her şeyi değiştiriyordu çünkü bu fotoğraf yatağın hemen yanından çekilmişti ve bu da tek bir gerçeği ortaya koyuyordu.

Birisi gece boyunca onun yanındaydı.

Azra’nın kalbi kontrolsüz bir şekilde atmaya başladı ve bu durum nefes almasını zorlaştırdı çünkü gördüğü şeyin anlamını kabul etmek istemiyordu ama gözleri bunu inkâr edemiyordu. Fotoğrafa daha dikkatle baktı ve o an boynundaki hilali fark etti, çünkü o iz fotoğrafta da vardı ama daha koyu ve daha belirgindi.

Sanki o an yapılmıştı.

Bu düşünce Azra’nın midesini alt üst etti çünkü bu durumun tek bir açıklaması vardı ve o açıklama düşündüğünden çok daha korkutucuydu. Birisi ona dokunmuştu, o işareti bırakmıştı ve ardından geri çekilip onun fotoğrafını çekmişti.

Azra bir adım geri attı, sonra bir adım daha attı ve başını salladı çünkü bu gerçeği kabul etmek istemiyordu ama içindeki korku artık kontrol edilemez hale gelmişti. “Hayır, bu gerçek değil,” diye fısıldadı ama kendi sesi bile onu ikna etmeye yetmiyordu.

Tam o anda zihninin derinliklerinden bir ses yükseldi.

“Kapıyı aç.”

Azra’nın vücudu gerildi çünkü bu sesi tanıyordu ve bu tanıdıklık hissettiği korkuyu daha da artırıyordu. Yıllardır duymamıştı ama unutmamıştı çünkü bazı sesler insanın zihnine kazınır ve asla silinmez.

“Kapıyı aç dedim.”

Azra gözlerini sıkıca kapattı ve başını salladı çünkü bu anının geri gelmesini istemiyordu ama zihni onu dinlemiyordu ve o sesi tekrar tekrar duyuyordu. “Hayır, o gitti,” diye fısıldadı ama bu sözler kendi kulağına bile zayıf ve inandırıcı olmayan bir savunma gibi geliyordu.

On yıl önce her şey bitmişti.

Polisler gelmişti, kapıyı kırmıştı ve o adamı götürmüştü çünkü Azra sonunda konuşmuş ve her şeyi anlatmıştı. O gün Azra ağlamıştı ama bu gözyaşları korkudan değil, yıllar sonra ilk kez hissettiği özgürlükten kaynaklanıyordu.

Ama şimdi…

Azra’nın gözleri tekrar telefona kaydı ve saat 03:12’yi gördü, bu detay zihninde tek bir gerçeği daha da netleştirdi çünkü o adamın cezası on yıl sürmüştü ve bu süre artık dolmuş olmalıydı. Azra’nın dudakları titredi çünkü bu düşünceyi kabul etmek istemiyordu ama mantığı ona başka bir seçenek bırakmıyordu.

Yavaşça başını kaldırdı ve gözleri kapıya kaydı.

Kapı aralıktı ve bu detay Azra’nın içindeki korkuyu zirveye çıkardı çünkü o kapıyı kapattığını hatırlıyordu ve bu hatıra ona güven veriyordu ama şimdi gördüğü şey bu güveni tamamen yok ediyordu. Bu kapı kendi kendine açılmamıştı ve bu gerçek Azra’nın zihninde netleşmeye başladı.

Birisi içeri girmişti.

Birisi onu izlemişti.

Birisi ona dokunmuştu.

Azra’nın boğazı kurudu ve nefesi düzensizleşti çünkü bu düşünceler artık kaçınılmaz bir gerçeğe dönüşüyordu ve bu gerçek onun en büyük korkusuyla doğrudan bağlantılıydı. Kulak kabarttı ama odada hiçbir ses yoktu, yine de bu sessizlik artık güven verici değil, aksine tehditkâr bir anlam taşıyordu.

Tam o anda telefonunun ekranı yeniden yandı ve bu ani hareket Azra’nın irkilmesine neden oldu çünkü zihni zaten en kötü ihtimallere hazırlanmıştı. Ekranda bilinmeyen bir numaradan gelen bir mesaj vardı ve bu detay Azra’nın içindeki korkuyu daha da büyüttü.

Mesajı açtı.

“Beni hatırladın mı?”

Bu cümle Azra’nın zihnine çarptığında kalbi bir anlığına duracak gibi oldu çünkü bu sözler geçmişten gelen bir yankı gibiydi ve bu yankı Azra’nın en karanlık anılarını yeniden yüzeye çıkarıyordu. Mesajın saatine baktı ve 03:13 yazdığını gördü, bu detay fotoğraftan sadece bir dakika sonraydı ve bu durum her şeyi daha da korkutucu hale getiriyordu.Azra yavaşça başını kaldırdı ve gözleri tekrar kapıya kaydı çünkü artık bu olayların bir tesadüf olmadığını tamamen anlamıştı ve bu gerçek onun içindeki korkuyu katlanarak artırıyordu.Kapı hâlâ aralıktı ve o karanlık aralık sanki içinden bir şey çıkacakmış gibi ağır bir tehdit hissi yayıyordu.Azra artık emindi çünkü gördüğü, hissettiği ve hatırladığı her şey tek bir noktada birleşiyordu ve bu birleşim ona kaçamayacağı bir gerçeği açıkça gösteriyordu.O geri dönmüştü ve bu kez Azra’yı sadece korkutmak için değil, öldürmek için de gelmişti...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.